Sıfır Dediğimde Üzerine
03 November 2007
Haydi bakalım, filmi izleyenler buraya!
Filmi izlediniz. Beğendiniz ya da beğenmediniz. Aklınızda sorular var. Merak ettiğiniz noktalar kaldı. Ya da hiç bir sorununuz yok sadece filmimizle ilgili olarak kendinizi ifade etmek istiyorsunuz. Ya da filmimizi ilgilendiren bir bilgiye sahipsiniz (Örneğin “izlediğim sinema salonunda aksaklıklar vardı” diyorsunuz)
Bir sinema filmini yapımcılarıyla konuşmak üzere buraya, yorum yazmaya davetlisiniz. Hala kameranın arkasındasınız! :-)
Sıfır Dediğimde - Basın Özel Paketi:
http://www.sekans.com/sifirdedigimde/Sifir.Dedigimde-Basin.Ozel.zip (6.6 MB)
Fotoğraflar:
http://www.sekans.com/sifirdedigimde/fotograflar.zip (138.2 MB)
Fotoğrafları online incelemek ve tek tek indirebilmek için:
http://picasaweb.google.com/sifirdedigimde
D İ K K A T !
Yazılan yorumlar, filmi izlemeyenler için filmle ilgili öğrenmek istemeyecekleri bilgiler içeriyor olabilir!
Bu yazı Mahkum'dan Haberler konusuyla ilgili.
50 Yorum Yazıldı. Siz de yorum yazın.
1. Adem Beydola | 03 November 2007 tarihinde yazıldı. 4:36 pm
Filmi izledim, oldukça başarılı buldum fakat sonu biraz karışık oldu. film biraz daha uzatılıp seyircilerin daha rahat anlaması sağlanabilirdi.
2. Lilith | 04 November 2007 tarihinde yazıldı. 12:04 am
Sıfır dediğimde, görmeden önce bende yarattığı heyecanı tüketmeyen bir film oldu. Tekrar tekrar izleyeceğim ve özellikle hipnozda geçen bölümlerin gelmesini bekleyeceğim sabırsızlıkla. Kurgu, grafikler, animasyonlar ve ozellikle hipnozda geçen bölümlerin çekimlerinin şimdiye kadar izlediğimiz tüm filmlerden başka bir dokusu var. Sevgili Gökhan Yorgancıgil in tüm süreçte olduğu gibi bizi bilgilendirdiği üzere, sanırım dijital kamerayla çekilip te özel bir ekran aracılığyla 35mm filme aktarılmış olan bölümlerdi hipnozda geçen çekimler. Bu görüntüler, sinemanın büyüsü işte bu dedirten çekimler. Öyle çekiyor ki insanı, sorgulanan o paralel dünya gerçek olarak adlandırılan dünyadan çok daha gerçek ve insanın içsel evrenine çok daha yakın görünüyor. Oyuncuların genel olarak performansları iyi, ama söylemek zorundayım ki Nevin karakterinde sorun vardı. Reel dünyada geçen dialoglar daha kısa olmalıydı diye düşünüyorum. Sinema salonunda oturan biz seyirciler zaten o reel dünyadayız, karekterlerin paralel dünyalar arasındaki inanç sorgulamalarını tekrar tekrar görmek yerine bu çelişkiyi kendi hayatımızla kurabilirdik kolayca. Bu belki sadece reel dünyada geçen dailogların kısalmasıyla çözülebilecek önemsiz bir ayrıntı da olabilir. Bunların hepsinin önüne geçen şu ki; film güçlü bir film, başka bir film. Filmdeki kurguda olayların gidişinde kesintiye uğrayan biriki bölüm vardı, örneğin Nevin in tıp öğrencisi olduğu belli değildi, yada Dr Melih in kitabı getiren adamı yakaladığında bir boşluk oldu. Ama bunların da oyuncu hatalarıyla yada çekim hatalarıyla ilgili olarak kesintiye uğratıldığını düşünüyorum. Çok acımasız olabilirim ama dürüst olmak istiyorum. Ve herşeye rağmen hepsine rağmen film güçlü bir filmdi. İnsanı vuran, özellikle hipnoz dünyasının o paralel evrenini insanın hafızasına yerleştiren bir büyüsü vardı. Sinemanın büyüsü…Gökhan Yorgancıgil in büyüsü….Elinize, düşlerinize sağlık… İzlemeye devam.
3. Lilith | 04 November 2007 tarihinde yazıldı. 12:15 am
Bir fikir daha var paylaşmak istediğim. En son bitiş sahnesi belki ben bu konuda çok hayal kurmuş olduğum için çok daha etkileyici olmalıydı diye düşünmüştüm. Sadece görsel açıdan bahsediyorum kurgunun nasıl sonlandığıyla ilgili değil. Acaba çok mu klişe olurdu o son sekansta odadaki beş kişi yavaş yavaş kararırken 9,8,7,6,5,4,3,2,1,0 ekranda belirip hani bizi bir hipnozdan uyandırıyor olabilirmiydi ? Yada kamera onlardan yavaş yavaş uzaklaşıp yükselmeli ve kuşun gözüne mi dönüşmeliydi ? Gökhan Yorgancıgil bize bu hayal kurma cesaretini siz verdiniz, buyrun…..:)
4. buket tatlı | 04 November 2007 tarihinde yazıldı. 12:48 am
selamlar filmi biraz önce izledim ve doğruyu söylemeliyim pisikolojik etkiyi iyi bırakıyorsunuz tebrikler. yalnız biraz önce arkadailarla da tartıştık pek çok soru işaretleri de takılmadı değil hani … mesela kutunun doktorun ofisine ulaşaması …
yolunuz açık olsun gerçekten hikaye ve senaryo taktire şayan…
5. kaktüs | 04 November 2007 tarihinde yazıldı. 12:33 pm
cuma günü izledim ..ve sürükleyiciliği müzikler hipnoz evreni …lilith’e katılıyorum nevin karakteri fazla oynuyor du…aslına bakarsanız gülmemi sağlayan bir şapşallığı vardı bu da hoştu..98 dk bana yetmedi …doni darko gibi sonu kafamı karıştırdı.büyük bir beklenti ile sürüklenirken …
çok naif ve mutlu son, tıpkı bir türk masalının sonu gibi birbirlerini tüy yardımı ile buldular senelerce mutlu mesut yaşladılar ….küçük detayları iyi okumak lazım …türk sineması için oldukça güzel …yönetmen ve bu işe emeği geçen herkesi tebrik ediyorum ….
6. Nuh Bozdemir | 04 November 2007 tarihinde yazıldı. 1:37 pm
Sıfır Dediğimde gönlümüzdeki yerini almıştır.
Zihnimizdeki yerine oturması için ileride tekrar seyretmekte fayda var.
Eleştirilebilecek tarafları olabilir fakat bununla ilgilenmiyorum.
Mutlaka eleştiride bulunmam gerekseydi, filmin ve yönetmenin iddiasından rahatsız olsaydım bile son yapacağım şey araya David Lynch adını katmak olurdu. Bir filmi açıkça vermediği cevaplar ve size yabancı gelen akıl yürütmeler üzerinden zayıflatmaya çalışıyorsanız başka birilerini bulmanız lazım.
Oluşturduğu atmosfer, oyunculuk, kurgu, müzik, minyatür animasyon, mekan, senaryo, masal ve etkileyici finaliyle kaliteli, sağlam bir çalışma olmuş.
Ruhunuza sağlık…
7. Ahmet Şimşek | 04 November 2007 tarihinde yazıldı. 4:05 pm
Ben gerçekten çok beğendim filminizi
1) Değişikti.
2) Umutlu bir son vardı. Klasik Türk filmeri gibi “Bas trajedik sonu” yapılmamış
3) Efekler ve paralel anlatım çok iyi idi. Bir Türk filminde ilk.
4) Müzikler süperdi…
5) Üzerine tartışılıp farklı teoriler üretilebilen sonunu da sevdim…
Tebrikler, yolunu açık olsun.
8. sidhartha | 04 November 2007 tarihinde yazıldı. 4:49 pm
Başka boyutlar, başka dünyalar, (paralel) evrenler;
hayal ve gerçek (nerede başlar nerede biter, kim gerçek kim hayal); zahir ve batın…
Doğunun ve batının feylezoflarının geçmişten şimdiye en çok kafa yordukları, etkiledikleri, etkilendikleri soru(n)lar…
Bu soruların, kuantum fiziğinden öğeler, metafizik gizemler ve doğudan öykülerle harmanlanıp çok iyi bir kurgu ile “bize” sunulması;
Bir masal ve bir öykünün içiçe geçen katmanlı anlatım ve kurgu ile önemsenmesi gereken bir film;
ne fazlaya kaçan ne de az kalan; (karagöz hacivat tarzı) gölge oyunu esintili animasyonu (iyi buluş!);
filtrelenmiş ve grenlenmiş, eskilik katılmış Oğuz’un geçmişine ait planları ve İstanbul çekimleri ile iyi kotarılmış görselliği;
Özge Özder’in “iyi” oyunculuğu, diğer oyuncuların nisbeten vasatın üzerindeki oyunları, Aslı rolündeki Damla’nın bir ilk için elinden geleni yapmış olması ile iyi rol dağılımının yapıldığı;
müziğin sinemada seyirci üzerine etkisinin iyi düşünülerek bestelendiği;
resimlerin iyi seçilmiş olduğu (Melike, sen hangi dünyada yaşıyorsun?);
İçinde birçok “simge”yi barındırması ile (zümrüdü anka, kuyu, iki tüy, zahir-batın, hipnoz, balık…) arşivlenebilecek iyi bir film…
Belki şu detaylara da değinmek gerekebilir: Oğuz’un tekerlekli sandalyesinden kıpırdayamayacak kadar hasta olduğu daha net gösterilebilirdi, bu filmin son sahnesinde bir etki kırılması yapıyor, Müberra’nın yaşlılığı bana çok uymamış gibi geldi, Nevin’in kıyafet seçimi ve özellikle feci küpeleri gibi…
Gökhan ve ekibine tebrikler…
9. Lilith | 04 November 2007 tarihinde yazıldı. 8:28 pm
Bu gün bazi sinema elestirmenlerinin yazilarina baktim, en cok onemsediklerimden birisi Alin Tasciyan ve onun yorumlari da filmin küçük aksakliklar disinda çok özgün, yaratici ve buyulu bir film oldugu yonunde. Ama ne yazik ki filmin tanitimi ile ilgili bazi sanssizliklar olmus. Alin Tasciyan in yazisi internette yok ornegin, “sifir dedigimde ” ye sayfa ayiran hurriyet in keyif eki de maalesef ki Istanbul disinda cikmadi. Eminim buyuk risk alinarak Turkiye nin heryerinde bu kadar cok sinemada birden gosterime girdi film. Bu da bir emek. Keske keske ve keske bu emek, bu cesur film daha cok kisiye ulassa, izleyici de emek gosterse, promosyonlu filmlere degilde bu filme giderek bir risk alsa ve birsonraki Gokhan Yorgancigil film icin guclu bir basamak olsa. Oktay Kaynarca cok iyi ifade etti. Milyonlarin izledigi birkac provakasyon filminde (bu benim kelime secimim, onunki cekirdek yenilerek seyredilen diye bir tanimdi sanirim) oynamaktansa boyle bir tane filmde oynamayi tercih ederim dedi Turkmax teki programda. Keske herbirimiz kendi adimiza boyle secimler yapabilsek. “Seni kafese sokan senin yetenegindir, oyleyse guzelligini gizle” .
10. sidhartha | 04 November 2007 tarihinde yazıldı. 9:34 pm
Filmi Adana’nın en büyük alışveriş merkezinin sinemasında izledim.
En dışarda ve gösterim salonunun giriş kapısının uzağında olacak şekilde 2 afiş dışında bir tanıtıcı öğe yoktu.
Bunun ötesinde gişede şöyle bir durumla karşılaştım:
Benim bilet aldığım gişenin sol yanındaki gişe görevlisine 2 kişi yaklaştılar ve hangi film iyi gibi bir soru sordular
gişe memuru 3:10 yuma çokkk hoşş, o iyi bu güzel falan dedi
adamlar Sıfır dediğimde nasıl, ona girelim dediler,
gişe görevlisi: ııı, türk filmi, psikolojik, hiç tavsiye etmem diye bir laf etti.
Müdahale ettim ve gişe görevlilerinin filmleri seyredip seyretmediklerini sordum, seyretmediklerini söylediler, bu kadar net ifadeler kullanarak nasıl yorum ve öneride bulunduklarını söylediğimde, zırvaladılar…
Gökhan’a bu durumu ilettim, sanırım böyle ciddi bir problem var ortada…
11. Ceren KILIÇ | 05 November 2007 tarihinde yazıldı. 12:25 am
Öncelikle emeğinize sağlık demek istiyorum. Filmi hem olumlu hem de olumsuz eleştireceğimi hemen söyleyeyim. 1) Konu harika 2) Animasyon harika ötesi 3) Kurgu güzel 4) Sonuçlandırma yetersiz
Oğuz ile Aslı’nın kitap sayesinde kesişme nedeni iyi bağlanmıyor. Aradaki 1 hafyalık süre anlaşılmıyor. Aslı ile Oğuz’un kardeş olup olmadığı havada kalıyor. Aslı evlatlık verilip anneye öldü mü denilmiş? Neden Oğuz hatıralarında kardeşini erkek olarak hayal ediyor? Aslı neden annem hastanede diyor? Filmin sonunda bir tatminsizlik duygusu yaşanıyor. Belki seyirci beynini zorlamalı ve armut piş ağzıma düş yapmamalı ama
sonuçta keşke daha çok etkilenseydim ve yarım kalmasaydım diyorum. Bize 1001 gece masallarının güzelliğini ve insan beyniniz gizemini yaşattığınız için teşekkürler.
12. Cüneyt Tektaş | 05 November 2007 tarihinde yazıldı. 3:46 am
Filmin ilk yarısı olağanüstü güzel ve bir çırpıda izlenilir cinstendi.
Film arasında ne olacak, nasıl bitecek bu film diye düşünüp durdum.
Filmin ikinci yarısında ise konular pekişmeye bir o kadar da
cevapsız yeni sorular ortaya çıkmaya başladı.
Filmin sonunda ise sorularımın cevaplarını alamadım. Neler oldu
çözemedim. Film benim için hala gizemini koruyor. Cevapları bulmam
için filmi bir kez daha izlemem gerektiğini düşünüyorum ve tekrar
izlediğimde kesinlikle çözeceğim.
Belki sizler çözmüşsünüzdür.
Oğuz ile Aslı kardeşler mi? Hipnoz içinde hipnoz mu vardı? Aslı ile
Nevin gerçekte arkadaşlar mı yoksa Aslı hipnoz içindeyken onu
arkadaşı olarak mı gördü? Hipnoz ile gerçek dünya arasında bir
bağlantı var mıydı? Yoksa iki farklı evrende yapılan hipnoz
seansları tek bir hipnoz evreninde mi buluşuyordu?
Aslının hipnoz edildiğini düşünürken aslında Oğuz mu hipnoz edilmişti?
Yanan kalyoncu köşkü adadaki köşk müydü?
Diğer yandan filmin kurgusu Pulp Fiction’ı anımsattı bana. Zaten
filmi bir kez daha izleme gereği duymam da bu yüzden. Gelişen olayların
zamanlarının farklı olması ve birbiri içine geçmiş olması ilk izlemede
çözebileceğim kadar kolay değil. Kurguya 10 üzerinden 10 veriyorum.
Filmin ambiyansına gelince, tek kelimeyle harikaydı. Resmen filme
gömüldüm kaldım. Filmin üç dört yerinde tüylerim diken diken oldu.
Hiçbir gerilim filminde başıma böyle bir olay gelmedi. Korku değil,
korkmadım ama gerçekten gerildim. Gizem ve gerilim çok özenle
hazırlandığı belli olan müziklerle çok iyi sağlanmış. Müziklere
10 üzerinden 10 veriyorum.
Animasyonlar sade ve güzeldi. Özellikle 4 katmanda boyut özelliği
katılması güzel olmuş. Aslının hipnoz olduğu sahnedeki anka kuşu
kısmı hoştu. Kuşun gözbebeğinin kuşa dönüşmesi hoş bir ayrıntıydı.
Filmin senaryosunu güçlü kılan senaryodaki katmanlardı bence
(mistizm, sanat, psikoloji,hipnoz, gizem, gerilim, gerçeklik, hayal,
pozitivizm, masal, endişe, çocukluk, özgürlük, esaret, karamsarlık,
felsefe, şiirsellik, ebeveyn ilişkisi, anne sevgisi).
Oktay Kaynarca’nın ince ruhlu duygusal ve bir o kadar da ürkütücü
bir rolü böyle güzel oynayabileceği hiç aklıma gelmezdi. Bence bu
film ile kurtlar vadisindeki çakır rolünün dışında da rollerin
hakkını vereceğini kanıtlamış oldu.
Sıfır Dediğimde şimdiye kadar hiç rastlamadığım farklı bir türk filmi.
Emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.
13. Yönetmen | 05 November 2007 tarihinde yazıldı. 12:33 pm
Alin Taşcıyan’ın yazısına Milliyet’in internet sayfalarından ulaşamayan arkadaşlarımdan biri üşenmemiş yazıyı kendisi dijital hale getirmiş, bana iletti sağolsun. Ben de olduğu gibi buraya aktarıyorum.
HİPNOZ EVRENİNE YOLCULUK
Gökhan Yorgancıgil’in yazıp yönettiği ilk filmi.
Haftanın sürprizi. merakla izlenen bir gerilim…
Konusuna kesinlikle değinmeyeceğim Sıfır Dediğimde’nin! Bir hipnoz evreninin bulunduğu hipnoz altındaki insan ruhunun geçtiği paralel bir evren bulunduğu varsayımından yola çıkan son derece ilginç bir öykü anlatıyor.
Bir ilk film olduğu için zaafları var. senaryodaki boşluklar doldurulamıyor; oyuncular filmin atmosferine uymayacak şekilde “fazla” oynuyorlar… Ama “Sıfır Dediğimde” izleyiciyi hemen yakalayan yaratıcı jeneriğinden başlayarak sonuna dek soluksuz, merakla izlenen bir film. Birkaç katmanlı yapı hem içerik hem biçim açısından gayet iyi işliyor. bir annenin yataktaki oğluna okuduğu masalın gölge oyunundan esinlenilmiş canlandırmasından hipnoz evreni için tasarlanan rüyamsı görüntülere, takdire değer bir yapım.
Alin Taşcıyan, 3 Kasım 2007, Milliyet.
14. Oyku Gursoz | 05 November 2007 tarihinde yazıldı. 4:12 pm
Emeğinize kötü bir şey söylemek istemiyorum. Ancak gerçekler şu, valla ben bu filminden hiç bir şey anlamadım. Bırakın anlamayı sinemayı terk etmemek için kendimi zor tuttum. Adeta David Lynch’in filmlerine benzettim zaten bir türlü anlayamadığım filmler yapan Lynch’in Türk versiyonu izllemiş gibi oldum.
15. lilith | 05 November 2007 tarihinde yazıldı. 6:55 pm
Filmin gösterimde ne kadar süreyle kalacağını öğrenebilirmiyim ?
16. Yönetmen | 05 November 2007 tarihinde yazıldı. 7:52 pm
Önce Öykü Gürsöz’e ilgi gösterdiği için teşekkür ederim. Senaryomuzun ucu açıktır. Yani modern anlatım tekniklerinden birini kullandık bu senaryoda. Geleneksel tarzda öykülerde modern bir kurgu ve anlatım tekniği kullanarak özgün bir eser ortaya koymaktı gayemiz. Ayrıca herşeyi bilen ve açıklayan tanrı-yazar ya da tanrı-yönetmen fikrine katılmadığımı da ifade etmeliyim. Popüler kültür ürünlerinde sıkça rastladığımız klişelerden hiçbirine bulaşmamaya çalıştık. Bunun bizi bazı sinema seyircilerinden uzak tutacağını bile bile. Ama bunun da bir amacı var. Düşündürmek, okumaya teşvik etmek, gizem duygusunu yaşatmak… David Lynch adı bu aralar benim adımla (çoğu zaman da beni kötülemek için) sık sık anılmaya başladı ama bu planlanmış bir şey değil. Ne yazarken ne de çekerken kendisine öykünmedim. Ayrıca şunu çok iyi biliyorum; Lynch Türkiye’de takma bir isimle film çekse eminim ki bazı çok bilmiş sinema yazarları tarafından topa tutulurdu. Sinema seyircisine boş, lay-lay-lom bir 90dk değil de gizemli ve düşündürücü bir 90dk yaşatmak amacımızdı.
Sevgili Lilith, filmimiz izlendiği sürece salonlarda kalır. Seyircisi azalırsa salon bir başka filmi oynatarak salonun boş kalmaması için çalışır. Yani sorunuzun cevabı: size bağlı :-)
Bir de “garip ama gerçek” tadında bir not:
Çoğu kişiden filmdeki bir repliğin yanlış anlaşıldığına şahit oldum.
Aslı: Kim yaşıyor? Baban mı?
Oğuz: Hayır. Oğlu.
Doğrusu bu. Çoğu izleyici nedendir bilinmez “Oğlum” dediğini düşünmüş Oğuz’un.
17. Nuh Bozdemir | 05 November 2007 tarihinde yazıldı. 9:49 pm
” Yazarın gerçekten değeri varsa, düşüncesini, bir hamlede kavrayamazsınız. Söylemek istediklerini bütünü ile söyleyemez yazar, söylemek de istemez. Gizler, istiarelere başvurur.”
” Seni kafese sokan senin yeteneğindir, öyleyse güzelliğini gizle”
Oğuz’ un özel olduğu açık ama onu engelleyen ne, gücünün kaynağı sadece doğuştan mı geliyor, isterse daha neler yapabilir bunları merak ediyor insan ister istemez. Belli bir sıraya göre hareket ediyor, zamanı geldiğinde de diyebiliriz. Aslı’ da bu çağrıya muhatap olarak aşama sağlıyor. İkisi de bedel ödüyor. Oğuz’ un sonsuz hakkı varken kendisi için iki şey talep ediyor. Bütün bilinmezliklerin yanında ben kahramanlara inanıp güveniyorum.
Hayattaki her şeye verecek bir cevabınız yoksa, filmi de onun bir devamı gibi düşünebilirsiniz. Belki de sorularla yaşamak anlamamız kadar önemlidir . Nasıl olsa hepimiz anlayacağız; sıfır dediğinde.
18. Halim Tatar | 06 November 2007 tarihinde yazıldı. 12:11 pm
Merhaba,
Merkla beklediğim bu filmi ilk gün izleyenlerden biriyim. Merakla bekledim zira Aslı karakterini canlandıran Damla; kızım sayılacak kadar yakınım. Nerede ise önceden koşullamıştım kendimi beğenmeğe.
Ancak dürüst olmak istiyorum. Filmi beğendim ama sadece Aslı nedeniyle değil, her şeyi ile beğendim. Kurgusu ile, oyuncuları ile ve öyküleri ile beğendim. Hatta etkilendim ve takdir ettim bu öykünün hayata geçirilme biçiminden.
Sayın Oktar Kaynarca’yı izlerken müthiş bir keyif aldım.
Başkaları ne düşünür bilemem ama gördüğüm kadarı ile oyuncular üzerindeki yük olabildiğince azaltılmış ve öykünün içine, çekim ve anlatım teknikleri ile dağıtılmış.
Gururlandım ve Türk sinemasının kesinlikle çok daha ileriye gideceğine olan inancım sağlamlaşmış olarak ayrıldım sinemadan.
Hazım Bey, Görkem Hanım, Damla Kızım ve diğer oyuncuları bu esere hayat verdikleri için kutluyorum.
Yönetmeni, senaryo yazarını ve çekimde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Daha nice başarılı yapımlara imza atmanız dileği ile.
selam ve sevgilerimle
Not:Bu akşam ikinci kez izleyeceğim eserinizi.
19. sidhartha | 06 November 2007 tarihinde yazıldı. 4:57 pm
Birkaç gündür sinema.com ve beyazperde.com’daki yorumlara bakıyorum da…
okumadan,
görmeden,
bakmadan,
izlemeden,
değer vermeden,
kendi yerimizi bilmeden o kadar çok konuşuyoruz ki, hepsi boş…
İnternetin getirdiği olumsuzluklardan birisi de bu sanırsam, gazete yazılarına da yapılan okuyucu yorumlarına baktıkça ümitsizlik, karamsarlık, korku doluyorum bazen.
Herşey birbirine karıştı, birbirine girdi, “değerler” silsilesi yer değiştirdi.
Ben çok uzun yıllardan beri bir film izleyicisi, kimi zaman da arkadaşlar arasında ehh işte yorumcusu geçindiğim, bir çok şey okuduğum vb halde, bu konuda (film eleştirisi) değer verdiğim bazı kişiler vardır, düşüncelerine kimi zaman katıldığım, kimileri katılmadığım, bunlardan birisi: Alin Taşçıyan, (kısa, güçlü ve anlamlı bir yazı yazmış Sıfır Dediğimde için)
Bir filmi (bu filmi) seyretmek isteyen küçük büyük sinemayla ilgilenen insanların en azından sinemaya gitmeden önce bazı kişileri okumaları gerekiyorsa, okunacak bu kişilerin netteki seyirci bazında yazan, çok kişisel yorumları olan kişilerden önce, sinema eleştirmenleri ve ya sinema “değerleri” olmaları gerekir diye düşünüyorum,
internet ve teknoloji yüzünden herkes hafiye, herkes paparazzi, herkes yönetmen, herkes gazeteci, herkes sinemacı oldu(ğunu sanıyor.)
Bu noktada; beyazperde.com’da bir filmi (bu filmi) sinemasal açıdan çok, gerçek hayatla özdeşlikleri açısından aşırı irdeleyen ve hatta filmdeki doktoru, doktorluktan men eden, filmlerin kendi kurgularımız olduğunu böylelikle zamanı, mekanı, herşeyi değiştirebileceğimizi unutarak bence “kötü” bir eleştirel yazı yazan kişiyi, yukarıda bahsettiğim, internette herşey olabilenler sınıfına koymaktan başka birşey yapamıyorum.
(filmi beğenmemesi ile ilgili değildir burada anlatmak istediğim, diğer yazılarında da kendini belli eden üslubuyla alakalıdır).
…
geçiniz!…
20. Lilith | 07 November 2007 tarihinde yazıldı. 1:52 am
Filmi ikinci kez izledim. Hersey daha bir yerine oturdu ve filmi begendim. Biraz daha tarafsiz izleyebildim sanirim. Yanimda ilk kez izleyen arkadaslarim vardi, onlar için filmin özellikle bazi yerlerde çok yavasladigini, dustugunu soyleyebilirim. Ve bence bir ölçüde haklari olabilir, çunku biz maalesef zamanla yarisir sekilde calismaya ve sosyallesmeye programlanmisiz. Artik hiçbirimiz iyi dinleyiciler ve iyi izleyiciler olamiyoruz. Özellikle de büyük bir alisveris merkezinin içinde ruhsuz bir salonda. Bu filmi bir festivalde izleseydik çok baska bakardik diye dusunuyorum. Oyunculuk zaaflari tabii ki yine rahatsiz ederdi ama onun disinda filmin dialog tekrarlari yada uzunluklarindan yada agirlasmasindan sikayet etmezdik. Söylemeliyim ki iyi bir ilk film oldugunu çokça duyuyorum “sifir dedigimde” ile ilgili. Bende öyle düsünüyorum, ayrica da grafikler, animasyonlar, hipnozda geçen çekimler, müzikler ve kurgu çok çok iyi. Görsel, zihinsel ve isitsel bir sölen diyebilirim film için sadece küçük artefaktlar var. David Lynch benim aklima gelmemisti ama ikinci izlemede cagristirdi bana da, yani benzetmeler haksiz degil. ama elbette bu yine biz sinema izleyicilerin film salonuna gelirken beraberlerinde getirdiklerinden kaynaklaniyor. Yani daha önce izledigimiz filmleri bellegimizde tasiyoruz sinema salonuna; is, trafik, televizyon zirvalari ve yetiismemiz yapmamiz gerekenlerle birlikte. Ögrenmek, aslinda bildigini hatirlamaktir denir. Hatirlama yoluyla yeni seyleri aklimizda klasifiye ediyoruz. Gökhan Yorgancigil kendine özgü bir film yapti, elbette bir David Lynch filmi yapmaya calismadi. David Lynch filmi yapmak için Amerika da yasamak, amerikali olmak, ingilizce ninnilerle ve hikayelerle büyümek gerekir. Oysa Gökhan yorgancigil beslendigi, hikayelerini dinleyerek büyüdügü bu topraklardan esin aldi ve filminde dogu felsefesinin kapilarini aralamaya calisti. Yöntem sadece bir araçtir. Ve bu yöntemi iyi kullanmak amaç için gereklidir. Yönteminiz David Lynch kadar etkili olmus Gökhan yorgancigil. “Balik yüzdügü denizi göremez derler” Denizi görmeyen ise çok sey kaçiriyor demektir.
21. kaktüs | 07 November 2007 tarihinde yazıldı. 1:51 pm
sine eleştiri ,sine türk yapımında zaaf arama ve kitabına uymuyor kardeşim koymalılar köşelerine …bir başkasının dünyasına uzaylılar iniyor gıkımız çıkmıyor.. yada bir kadın hasta bir kadın kendisinden yaşça büyük psikiyatrı ile kaçabiliyor bu da etik mi değilmi bakılmıyor… yada bir deli piyanist kalbine bıcağı alalade birşeymiş gibi saplıyor ve biz sadece süper filimdi gördünüzmü…ben bu filme inanıyorum … kompleksi olmayan diğerlerininde inanacağını biliyorum ….ilk yapımda ki aksaklıkları büyütmemek lazım çantamıydı poşetmiydi diğer değerler onu öyle güzel kapatıyor ki ..hiç takılmadım … birazcık dekolte ve magazinle gişe artardı ama bu sağlam duruş olmazdı …mahkum net açıldığından beri heyacanla takip eden bir izleyici olarak memnunum …büyük katkım olmasa da bize ait…
22. KEzzAP | 08 November 2007 tarihinde yazıldı. 2:06 am
Filmi izledim.
Öylesine bir yazı yazmak istemiyorum.
Biraz uğraşıyorum yazmak için.
23. kaktüs | 08 November 2007 tarihinde yazıldı. 10:58 am
dün gece bir daha izledim ve yine aynı heyacanı duydum… bazı şeyler daha da ilgi çekici ve anlaşılır geldi … annemin çok hoşuna gitti çünki masallar var ..içinde şiddet yok kan yok evladım, bu filmi anlayan ve seven izler dedi …
24. KEzzAP | 09 November 2007 tarihinde yazıldı. 12:07 am
DENGESİZ EVRENLER
Fiziksel gerçeklik evreninin dışında başka bir evrenin varlığı sorusunun tartışılması için “hipnoz” âlemini gerçeklik evreninin dışında bir evren olarak tanımlamak zaten “Sıfır Dediğimde” filmini baştan ilgi çekici bir hale getiriyor. Fakat her şey bu noktadan sonra başlıyor. Önemli olan filmin bu hipnoz evreninin dışına ne kadar çıkabildiği, bu evreni yan öğeler ve “farklı evrenlerle” ne kadar besleyebileceği noktasıydı. Filmi tam da bu noktadan irdelemek gerektiğini düşünüyorum.
Film üç evrenin hikâyesinden oluşmakta. Birinci evren bilinen evrensel yasaların hâkim olduğu – Dr. Melih Yurdakul ısrarla da belirtildiği şekilde- “fiziksel gerçeklik evreni”dir. İkinci evren ise, yazının başında sözünü ettiğim, fiziksel gerçeklik evreninin dışında, “hipnoz evreni” olarak tanımlanan evren. Diğeri ise masal evrenimiz. İkinci evrenin sadece fikirsel olarak bile filmi ilgi çekici hale getirdiğini daha önce söylemiştim. Filmi bu fikirsel ilgi çekicilikten alıp birkaç adım daha öteye taşıyacak öğeler ise diğer evrenlerin fikirsel yapılarının dolulukları ve biçimsel resmedilişleri ile hipnoz evreninin biçimsel resmedilişi olacaktır. Bu evrenlerin biçimleri ve özleri arasında kurulacak denge, burada ayrı bir biçimde belirttiğim evrenleri birleştirip, filmin dengeli bir bütünlüğünü sağlayacaktır.
Filmin üzerine temelini kurduğu hipnoz evreni ile başlayalım. Hipnoz seansı, hipnozu gerçekleştiren Dr. Melih Yurdakul’un hipnozun olağan işleyişini bozarak Aslı’yı hipnozda bilinç düzeyinde yaşamadığı zaman ve mekânlara yönlendirişine kadar olağan şekilde ilerlemekte. Bu yönlendirişin ardından film bir “sahip olma” hikâyesine dönüşmekte. Hipnoz âleminin kralı Oğuz ile gerçekliğin kralı Melih arasında gerçekleşen, Aslı’ya sahip olma mücadelesi ile karşı karşıyayız. Fakat hikâye oldukça müsait olmasına rağmen bu sahiplik meselesini var olma savaşı içerisindeki bir “özgürlük” mücadelesinden çok, “fiziksel” bir özgürlük mücadelesi ile sınırlıyor. Yani burada Aslı’nın “özgürlük” sorunu ile Oğuz ve Melih’in “iktidar” sorunları oldukça basit ve indirgenmiş olarak algılanıyor ki bu da zaten birazdan bahsedeceğim hikâyenin birinci evreninin yani gerçeklik evreninin oldukça zayıf ve geliştirilmemiş ilişkiler üzerinden yürümesinin bir sonucu.
Gelelim birinci evrene. Yani Aslı, Nevin ve Melih’in gerçeklikler evrenine. Bu evren, filmin temelini üzerine kurduğu evren olmamasına rağmen, hipnoz evreninden çok daha önem taşımakta, çünkü filmin ana unsuru olan hipnoz evreninin soru ve sorunlarının kuvvetini birinci evrendeki ilişkilerimiz belirleyecek. Fakat burada sorunumuz genel olarak “kayıp bir kitap” ile fiziksel gerçeklikten başka bir şeye inanmayan bir psikiyatrist ile sınırlı tutulmakta. Dolayısıyla birinci evrenimizin karakterlerinin hipnoz evrenine yansımaları da bu sınır çerçevesinde oluyor bu da daha önce yukarıda bahsettiğim “özgürlük” ve “iktidar” sorunlarını oldukça yavan olarak ele almasına neden oluyor. Oysa fiziksel gerçeklik evrenindeki karakterler arasındaki ilişkilerin soru ve sorunları daha detaylı ve kuvvetli olarak çizilebilseydi bambaşka ve çok kuvvetli bir hipnoz evreniyle karşı karşıya kalacaktık ki bu zaten kuvvetli olan hipnoz evreninin kuvvetini kat be kat arttıracaktı. Söylemek istediğim şeyin cevabı aslında filmin kendi içerisinde de mevcut. Oğuz karakterinin –ki kendisinin aslında birinci evrende de var olduğunu anlıyoruz- soru ve sorunlarının kuvvetliliği, hipnoz evrenindeki karakterlerini ve ilişkilerini de kuvvetlendiriyor. Fakat ilişki içerisine girdiği karakterlerin zayıflığı –ki zayıflığın kaynağını yukarıda belirtmiştim- filmin bütünün de bir dengesizliğe neden oluyor.
Üçüncü evren ise bu iki evrenin arasında kuvvetli bir geçiş unsuru olarak yerini alıyor, fakat sırtını yine tamamiyle Oğuz ve Müberra’ya dayıyor, çünkü daha önceden söylediğim gibi birinci evrendeki karakterlerimiz bu ağır yükü kaldıramayacak kadar hafifler. Filmin görsel bütünlüğü ve Özge Özder’in başarılı performansıyla en etkili evreni olan masal evreninin bir ayağı bu nedenle askıda kalıyor. Dolayısıyla bir başka dengesizlik daha yaratıyor.
Biçim ve özün ayrılmaz bir bütün olduğunu düşünürsek bu genel dengesizlik filmin biçimsel özelliklerine de bir hayli yansıyor. Oğuz ve Müberra karakterleri oyuncuları tarafından oldukça başarılı bir yorumla canlandırılırken, Melih, Aslı ve Nevin karakterleri birkaç sabit karakter özelliğini yansıtmaktan öteye geçemiyorlar –ki bunu da oldukça göze batar biçimde rahatsız edici olarak yapıyorlar-. Aynı şekilde filmin hipnoz evreni ve masal evrenindeki biçimsel zenginlik filmin birinci evrenine taşınamıyor ve estetik bir dengesizliğe neden oluyor.
25. KEzzAP | 09 November 2007 tarihinde yazıldı. 12:18 am
Filmin karmaşık, yanıtlanması güç, birçok soru sorduğu aşikar.
(Bu anlamda da oldukça taktire değer bir biçimde yapıyor bunu)
Hala çözemediğim noktaları var, fakat filmi bu anlamda değerlendirmek benim kıstaslarım arasında değil ne yazık ki.
Eğer yukarıda alamadığımı belirttiğim tatmini almış olsaydım bu sorular benim için daha anlamlı hale gelecekti fakat şu an sadece bir zihin jimnastiği olarak değerlendiriyorum bu soruları ve cevapları. Bu,”tarzdan” hoşlanmamla alakalı olsa gerek.
Beklediğimden “farklı” bir film olmuş diye bitireyim bari. :)
26. izleyici | 09 November 2007 tarihinde yazıldı. 10:59 am
film gaziantep’e ne zaman gelecek… sabırsızlıkla bekliyoruzz!!
27. soru | 09 November 2007 tarihinde yazıldı. 5:58 pm
kezzap’ın yorumları birşeyler düşündürttü bana. filmi izleyen bir doktor tanıyorum, melih’e benzer özellikleri olan bir doktor ve film bittiğinde, aslı’nın kesinlikle çift kişilikli olduğuna inanmıştı, hipnoz evrenine inanamak daha zor geldiği için. aynı melih ve oğuz arasında aslı üzerinden bir iktidar ilişkisi yakalayan, üstelik bu iktadar ilişkisi olmadığı için bunu yetersiz işlenmiş bulan kezzap gibi. ben gerçekten şunu merak ediyorum; eğer baktığımız hiçbir yerde kendi sınırlarımızın ötesinde birşey göremiyorsak, sinemada ya da herhangi ’sanat’ diye adlandırılan bir olayla karşı karşıya kaldığımızda onun getirdiklerinin bize nüfuz edip beklentilerimizin önüne geçmesine izin vermiyorsak, neden etrafımıza ya da eserlere bakıyoruz ki ? beklentiler faydalılar ama kendi işlerimizi üretirken, bir başka dünyaya açılmaya çalışırkense bence fazla ağırlıklardan kurtulmak gerek. filmi kusursuz bulduğumu kastetmiyorum elbette ki eksiklikler ve aksaklıklar var ama bunca şeyi kezzap beklentilerini bir kenara koysa filmi nasıl değerlendirirdi diye merak ettiğim için ve ‘haspel kader’ sanat eğitimi almış biri olarak beklentilerimizle değil aklımızla ve kalbimizle etrafımıza bakmamız gerektiğine inandığım için yazıyorum.
not: melih’in iktidarla ilgili herhangi bir soru işareti taşımayacak kadar tek yönlü bir karakter olduğunu, oğuz’unsa herhangi bir iktidara ihtiyaç duymayacak kadar halinden memnun olduğunu düşünüyorum. evrenler arasındaki politik bir üstünlük arayışından çok bir birlikteliktir belki de.
28. Yönetmen | 09 November 2007 tarihinde yazıldı. 8:16 pm
Filmle ilgili temel sorulara ve sorunlara açıklayıcı cevaplar vermeyeceğimi belirterek bir kaç noktaya değineyim. Bu bir sinema filmidir ve genel olarak 90dk gibi bir sürenin yakınlarında kalmamız gerekmektedir. Geçmişte bazı örnekleri olduğu gibi, mesela sekiz saatlik sinema filmleri yapmak pek pratik bir yol olarak düşünülmemektedir. Bu film tek başına, sadece 90dk içinde, 6-7 sezonluk bir dizinin yaptığı şeyi yapamaz. İnanın ki filmdeki tüm karakterleri, derinlemesine incelemeyi en çok ben isterim. Filmin öyküsünü derinlemesine inceleyenler, elbette bir şeyler bulacaktır, ne var ki öyküdeki evrenlerden çok, her birimizin sahip olduğu farklı algı evrenleri, yazar/yönetmen olarak benim ilgimi daha çok çekiyor. Sıfır Dediğimde’yi izleyin ve bu eyleminiz sizin için bir “deneyim” olsun, izlerken ve sonrasında düşünce dolu dakikalar geçirin, sinema salonundan değişik duygularla ayrılın… Geri kalan her şey, sizin algı evreninizle ilgilidir. Konuşulur, tartışılır.
Film olmuştur olmamıştır, herkesin söyleyecek bir sözü vardır. Herkesin fikri vardır, herkes her şeyi çok iyi bilmektedir. Bu bağlamda bir şeyler yapmak çok daha önemlidir. Konuşurken herkes “en iyi”dir. Mesele davranmaya gelince, sapır sapır dökülürüz ama… (sözüm mahkum.net katılımcıları meclisinden dışarı)
29. Lilith | 10 November 2007 tarihinde yazıldı. 2:33 am
Film yapmak hayal kurmakla basliyor evet ama cekim asamasi aslinda hayal kurmayi untmayi gerektiriyor. Cunku bir ekip isi var orada ve isik, figuranlar, oyuncular, oyuncunun yuzundeki sivilce ve bilimum seyle bile muattap olan kisi yonetmen, hersey onu ilgillendiriyor. Ve ustelik cekim icin belirlli olan sure geri sayarken o kurdugu tum hayalleri ve emekleri oraya sigdirmak zorunda. Eger Zeki Demirkubuz yada Semih Kaplanaolu yada Nuri Bilge Ceylan gibi cekiyorsaniz ,ki ben cok begeniyorum, isiniz daha kolay. Genellikle yalin anlatimlar kullaniyorlar, dialog fazlaca kullanmiyorlar ve kisisel sinema ornekleri veriyorlar. Ama “sifir dedigimde” gibi iddiali felsefi soylemleri olan bir filmde mevcut butce ve kosullarda is gercekten zor. Ama “sifir dedigimde” soyleyeceklerini soyleyebilen bir film oldu, cunku havada ucusan kelimeleri sinemanin en onemli unsuru olan gorselligiyle anlamlandirdi. Kezzap iyi kafa yormus ve kendi anlamlandirabildigi olcude bize aktarmis goruslerini. Iktidar iliskisi kuramina katilmiyorum, aslinda karekterlerin birbirleri arasindaki iliskiler oldukca zayifti, herkes kendi hayatinin oznesiydi. Ama 3 evrenden özellikle reel olaninda görsel ve oyunculuk anlaminda (ve dialoglar) dusme oldugu konusuna hak veriyorum. Ama o zaten reel evreni temsil ediyor oyle degil mi ? Yani bizim cok ta merak duymadigimiz cunku icinde bulundugumuz evren bu. Belki cok vurgulanan “kitap kaybetme” biraz fazla duruyordu, ama reel evrendeki sonuk görsellik belki de celiski yaratmasi acisindan degerlendirilebilir. (Izlerken keske daha yakin cekimler yapilsaydi diye dusunmustum, ozellikle Asli ya ve Melih e, Nevine degil yani)
Box office kötü gitmiyor gibi, umariz ki filmi finansal anlamda kurtarmaya yeter. Festivallerde gösterimi için çalisma yapiyormusunuz ? Ben bu filmin festivallerde daha guzel etkiler yaratacagini dusunuyorum.
30. Popeye | 10 November 2007 tarihinde yazıldı. 11:11 am
Filmde başarılan o kadar çok şey var ki aksayan ufak tefek şeyleri gönül rahatlığıyla tolere edebiliyorum. Benzeri aksamalar sinema tarihine mal olmuş, klasikleşmiş sinema filmlerinde bile var. Bildiğim kadarıyla son derece düşük bütçeyle çekilmiş bu film giriştiği şeyler anlamında bile hayret verici. “Çılgın Dersane”lerin çekildiği bu ülkede bu filme yok edici eleştiriler yapanlar bence temel bir hata yapıyorlar. Haksızlık ediyorlar. Neyse, çok da önemli değil çünkü ortada hiç değilse bir yapıt var. İyi bir şeyler yapma çabası, neyse ki var.
Filmde dikkatimi çeken bir iki noktaya değinmek istiyorum: Hipnoz evreni tasarımı inanılmaz başarılı. Karakterler ve evren çok başarılı kurgulanmış. Mesela: Aslı bedeninden çıkana kadar öznel kamera, doktorum müdahelesi sonrasından “sen artık Aslı değilsin” komutundan sonra reel kamera. Reel kamera hatta titreşimsiz “ideal” kamera. Bu tam anlamıyla ontolojik bir tokat, seyirciye atılan!
Ayrıca karakter gelişimlerinde hiç bir karakterin kovboylar gibi olmadığını görüyoruz. Seyirciyi tatmin etmeyen karakterler. Hepsi de zayıflar. Çünkü hepsi de insan! Oyuncular kötü denen çoğu yerde aslında doğru laf bence: “karakterler insan!”
Reel evren çekimlerinde hiç abartı kamera hareketi yok. Küçük kaymalar dışında. Ne kadar enteresan! Vinçler, takla atan düzenekler, uçan kameralar. Yok! Acaba neden?
Oğuz… Prens olduğunu söylüyor ama o da insan. Aslı üzerinde iktidarı olduğunu söylüyor ama arada o da bunu unutuyor. Aslı’ya sen burada değilsin dedikten 1dk sonra yo yo Aslı burada diyecek kadar çocuksu!
Ve masal evreni. Ah o iki tüy yok mu? Bence bütün mesele o iki tüyde. Tüylerin kendisinde değil tabi ki! Taşıdıkları anlamlarda. kezzap’ın yaptığı gibi, biraz ideolojik biraz da felsefi iktidar sorununa indirgemek bu filmi, meseleye alakasız bir taraftan yaklaşmak demek olur. “Sahip olma” meselesinde bütün karakterlerin çuvalladığı bir film bu. Filmin konusuyla ilgili teorileri çözümlemeden felsefi okumalara girişmek kezzapın yaptığı gibi aceleci ve yanlış bir yaklaşım olur. Bir örnek vereyim, karakterlerle ilgili ortaya pek çok teori atılabilir. Bunlardan bir tanesi çoğul kişilik meselesi… Aslı? Yoksa Oğuz mu? Hadi bunu geçelim, Bir de ne zaman uykuda ne zaman uyanığız gerçekten? Filmde ne zaman, kimin hipnoz seansının içini izliyoruz? Doktorun Aslı’nın gözünün içine ışıklı kalemle baktığı sahneyi hatırlayın. Neler oluyor?
Son olarak bir düşüncemi ifade edeyim: Bu film tez olacak nitelikte ve çok yoğun alt metinler içeriyor. Bunlar zamanla anlaşılacak, defalarca izlenecek, gizemi yine de tam olarak belki çözülemeyecek. İnanamıyorum böyle bir işle karşılaştığıma. Tebrik mi etsem yoksa teşekkür mü etsem bilemiyorum. Filmin kusurları mı? Onları görmüyorum ki!
31. Nuh Bozdemir | 10 November 2007 tarihinde yazıldı. 3:52 pm
“ASIL GELDİĞİN YERDE RÜYADASIN” : Yaşadığımız hayatın yüksek yoğunluklu rüya olduğuna inanıyorum. Oğuz’ un işaret ettiği şey kendi dünyasının mutlak gerçeğe daha yakın olduğu.
” SENİ BANA GETİRECEK YOLU AYDINLATMAM GEREKTİ ” : Bilgiye ve bunu hayata, hayatlara geçirecek donanıma sahip. Aslı’ ya , nasıl birisi olduğunu merak ettiğini söylüyor bir vaade dayanır gibi. Daha geriye gitmek gerekirse hipnoz esnasında koltukta yatar halde kendisine seslenilen Aslı ” Aslı burda yok ” diyor. Konuşan masaldaki melikedir.
“BALIK DENİZDEN HABERSİZDİR… , SENİ KAFESE SOKAN SENİN YETENEĞİNDİR…” : Sanki bu iki sözün arasında bir bağ var. Melih’ in doktor arkadaşı balığın denizden habersiz oluşunu, beynin kendini tam bilememesi-ifade edemeyişi ile açıklıyor. Oğuz sonlara doğru kafesin kuşu mahkum eden değil koruyan olduğunu söyleyerek yeni bir açılım getiriyor. Oğuz yeteneğini, durumunu toplumla uyumlu hale getiremediği için kafese kapatıldı. Dışarıdan olumsuz görünen durumun kendisinin avantajına olduğunu söylüyor. Acaba kendisini kafese sokan uyumsuzluğu-kırılmayı aşsaydı dış etkilere karşı savunmasız mı olurdu yoksa uyum becerisinin yanında gelişimi de artar mıydı? Bu soruyu alternatif hikaye olması için değil merak ettiğim için soruyorum; Oğuz’ un hikayedeki hali bir sonuçla ilgili olabilir, belki Gökhan Yorgancıgil’ de daha uyumlu bir Oğuz fikrine sıcak bakabilirdi, belki de öyle bir karakter bu hikayenin konusu olamaz.
“İNSANLARA ÜZÜLMEK” : Etrafındaki insanların ki hepsi acı çekiyor, durumları kendisini yakından ilgilendiriyor. Müberra’ nın hüzünlü halinin Aslı’ yı kendisine yaklaştırmasından bahsetmesi, kırılma noktalarında yitip gidenlere deli diyoruz demek sureti ile onları hafife almadığını belirtmesi gibi.
” EVRENDE KENDİNİ YALNIZ HİSSETMEK” : Yakından tanıdığım ya da kendilerini eserlerinden tanıdığım insalarda açıkça görebildiğim bir vaka. Ölene kadar kendisiyle yaşayacak bu his Oğuz ‘ u hastaneye kadar götürmüş.
” BURADA HER ŞEY FARKLI, ACI VEREN ŞEYLER GERİDE KALDI” : Sanki cennetten bahsediyor.
” ACZİYET VURGUSU ” : İnsanın zayıflığından, kendini kandırmasından bahsederken üstü kapalı irade sorgulaması yapıyor gibi.
” VELİAHT-OĞUZ ” : Yılana bile inanması , saflığı ve diğerinin hiç aldanmayacak hali. Burada bir mesafe alınmış veya aslında farklı insanların hikayeleri anlatılıyor.
” HERŞEYİ AÇIKLAYAMAYIŞI ” : Acı veren bir süreç olsa da annesine kardeşinin yaşadığını ve kim bilir daha neleri söyleyemiyor, tabi seyirciye de.
” BAZI KİTAPLARIN GÖRÜNMEYEN GÜCÜ” : Bu güce zaman zaman tanıklık ettim. Hatta bazılarının devam ettiğini düşündüğüm hikayeleri var. Ne kadar doğru bir söz.
” BEN GİZLİYDİM GÖRÜNMEK İSTEDİM ” : Sözün bittiği yer.
32. queen | 10 November 2007 tarihinde yazıldı. 8:39 pm
bir varmış bir yokmuş,bir anne çocuklarını hergece uyuturmuş masallar ile ve hergece çocuklar çeşit çeşit renk renk rüyalara dalarmış kimisinde mor kaf dağı görürmüş kimisinde melekleri ,bir gece kaf dağı neresi yakın mı ?diye sormuşlar .Kaf dağı bir demirden dağmış ardında devler cinler ve kötülük yaratıkları barınırmış ,oraya kapatılınca ellerine de bir kaşık verilmiş,sabaha kadar oyarlar çıkmaya dünyamıza dönmeye çalışırlarmış,incecik bir delik açınca da işte az kaldı der uyur kalırlarmış,sabah uyandıkların da ise ne görsünler açtıkları delik kapanırmış ,ezelden beri karabasanlar kötülük kaf dağında saklıymış ….masalların kaf dağı böylesine bir yer anka kuşu gidip de dönebilirmiş sağ salim ….Kaf dağı bir esaret bir mahkumiyet bölgesi …
33. Ekipsiz Asi | 13 November 2007 tarihinde yazıldı. 11:52 pm
Filme kendimden birşeyler bulacakmışcasına gittim. (ve buldum.Aslı’nın parmağındaki yüzük bende de var:)Belki de bu his bizi öyküye dahil etmenizden kaynaklanıyor olabilir.Bunun için teşekkürler.
Kuzenim ve abimi de alarak filme gittim.Afişi inceledim ve etkileyici gizemli buldum.Fİlmin başlaması,görüntü kaitesi,müzik gerçekten etkileyiciydi.Ve filmde, önceden yazdığım öykü devamından izler bulmak da beni mutlu etti.Fakat filmin sonunu filmin düğüm ve gelişme süreci kadar etkileyici bulamadım.Daha vurucu bir son bekliyordum açıkcası.O ruhumuzu saran gizemi çok güzel verdiniz gerçekten.Ancak bazı şeylerin havada kalmış gibi olması filmden beklediğim tadı alamamama sebep oldu.Ama yine de kalıplaşmış Türk filminin dışına çıkmanız bardağın boş kısmını önemsetmiyor.rahat bir şekilde filmi izlememize vesile olduğunuz için ,hislerimizi heycanlandırdığınız için size minnetarım.
Kaleminiz yüreğinizin peşinde olsun.
Emeği geçen bütün ekibin ellerine sağlık.
Saygılarımla.
34. mehmet demirdal | 14 November 2007 tarihinde yazıldı. 12:57 am
bu filmde emeği geçen herkese sonsuz teşekkür edeyiorum. uzun zamandır bir filmden çıktığımda bu kadar soruyla başbaşa kalmamıştım(kendi içimde). gerçektenten çk kuvvetli ve iddialı bi film olmuş. ben değişik bi izleyiciyim, çok film seyrederim zamanım yoksa bile yaratırım sahnelere tepkilerim çoğu insandan farklıdır. bu filmde oktay kaynarca nın ilk göründüğü sahne benim hayatımda en gerildiğim sahnelerden biriydi.bu his korkmak gibi bişey deil, hani bi an için içiniz ürperir nefes alırken ya da verirken bi kesinte olur ya işte öyle birşey. ama filmin dewamında ise yer yer oktay kaynarcanın ses tonundan gözlerim doldu tabi kullandığı cümleler de etkiliydi duygulanmamda.hem kral hem mahkum olmayı oyunculuğuyla çk iyi yansıtmış perdeye.Ben hep salona girdiğimde dış dünyayla ilişkimi keserim düşünmem salonun dışında ne olduğunu dünya mı durdu kıyamet mi koptu maketten F mi aldım… We bu film sayesinde ben o salondan hala çıkamadım…
10, 9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1, 0
35. Cüneyt Tektaş | 14 November 2007 tarihinde yazıldı. 9:08 pm
Filmi bir kez daha izledim. Bu sefer daha dikkatli izledim ve daha önceden kaçırdığım detayları yakaladığımı
düşünüyorum.
Özellikle Oğuz’un konuşmalarına odaklandım. Aslında çok duygusal şeyler söylüyor. Kötü kalpli belki de hasta
ruhlu babası yüzünden
annesi Oğuz’a ve kardeşine uyuşturucu (belki de yatıştırıcı) ilaç vermeye başlamış. Çocuklara hipnoz tedavisi
uygulanmış. Bu arada Oğuz hipnozu oyun haline getirmiş ve kendi kendini hipnoz etmeye başlamış ve
babası evden çıkmasına izin vermediği için o da hipnoz aleminde istediği gibi yaşamış. Zaten filmin sonunda
anlıyoruz ki Oğuz artık hayatı boyunca hipnoz aleminde yaşıyor, gerçek dünyadan bağlantısı kopuyor.
Sonra Oğuz, kardeşini köşk yangınında kaybetmiş, annesi evladını kaybetmekten dolayı yıkılmış.
Bize göre delirmiş ama Oğuz’a göre kırılma noktasında kendini yitirmiş, günden güne erimiş gitmiş.
Bence çok duygusal bir hikaye.
Diğer taraftan masal ile gerçek dünya arasında kurulan benzetmeler de güzeldi. Masal kahramanımız
uykuya dalıyor, rüya görüyor, rüyasında anka kuşu ona mavi ve kırmızı tüyler veriyor. Bu tüyler ile
ona yardımcı olacağını söylüyor. Oğuz da hipnoz ediliyor, hipnoz edilirken kuşu takip etmesi söyleniyor,
Oğuz masal ile hayal gücünü birleştiriyor ve kuşun 2 tüyünü alıyor. Artık doktoru dinlememeye, kendi
hipnozunda kendini yönlendirmeye başlıyor. Dilediği hayatı istediği dünyayı canlandırıyor hipnozdayken.
Tohum olursan kuşlar seni yemek ister, seni kafese sokan yeteneğindir, öyleyse güzelliğini gizle.
Herkes kendinde değerli birşeyler olunca korumak ister.
Paran olur, kasaya koyarsın. Filmde de (sanırsam) bizlerin aslında mahkum olduğu (zaten
filmin ismi ilk başta mahkum olarak lanse edilmişti, sonra değiştirildi) fakat bu mahkumiyetin
zorla değil biz isteyerek olduğu, çünkü kendimizi korumak için kafeste olduğumuz
söylenmeye çalışıyor. Mesela, bedenimiz bir kafes. Ruhumuz da güzelliğimiz. Bedenimiz ile
kendimizi koruyoruz. Rüya, hipnoz ve sonunda da ölüm ile kafesimizden kurtuluyoruz.
İşte teorim;
Filmdeki en büyük yanılsama Aslı’nın kendisi. Aslında başından beri filmin %99 ‘u Oğuz’un kendi
kendini hipnoz ettiği ve hayal ettiği dünya.
Bana göre Aslı tamamen Oğuz’un kafasında canlandırdığı masalda anlatılan aşkı. Akıl Oyunları ve
Dövüş Kulübü filmlerindeki gibi.
Doktorlar Oğuz’u hipnoz etmeye çalıştıkça o da oyunlar oynuyor ve doktorlar Aslı’yı hipnoz ediyor. Hatta
bir yerde Aslı’nın hipnozuna Oğuz devam ediyor. Böyle düşününce film sanki çözülüyor. Tüm o koşuşturmacalar
hepsi Oğuz’un hayalleri. Peki gerçek hayat olan filmin %1 ‘lik kısmı neresi? Nevin’in beyaz önlüklü
olduğu filmin sonlarına doğru olan kısım. Nevin de doktor. İşte bu kısımda anlıyoruz ki doktorlar
hala Oğuz’u ve annesini iyileştirmeye çalışıyorlar, daha önceden uygulanan tedavi yöntemlerini
araştırıyorlar.
Bazı filmler vardır, sonunda “vay be meğersem … miş” dersiniz. İşte bu filmde de vay be, meğersem
Aslı, Oğuz’un hayali aşkıymış, aslında tüm seyrettiklerimiz Oğuz’un hipnoz dünyasında oynadığı
oyunlarmış diyoruz.
Nedersiniz? Başka teorileri olan var mı aranızda?
36. Nuh Bozdemir | 14 November 2007 tarihinde yazıldı. 11:59 pm
Filmle ilgili yazıları okudukça seviniyorum. Vizyona girmeden önce bir hayal kırıklığı olmasın diye beklentilerimi yüksek tutmamıştım. Buradan doğan yakınlığımız tarafsız bir yorumu zorlaştırdığı için eleştirmenlerin ve seyircilerin tepkileri de önemliydi. Seyircilerin tahminimin ötesindeki beğenisini paylaşıyorum. Filmin gücü beğenmeyenlerin yazılarında iki şekilde kendini gösteriyor. Birinci kısım meseleyi kinciliğe vardırıyor. İkinci kısım kolay anlaşılmamasından yakınıp David Lynch örneğini veriyor. Artık bu yönetmenin ismi katmanlı hikayesi olan filmleri zor bulanların olayı açıklamak için kullandıkları terim gibi oldu. Burda bir yanlış anlama olmasın; Gökhan Yorgancıgil’ in tarzını David Lynch’ e benzetmediğim gibi, yerli-yabancı başka birisine de benzetmiyorum. İlk seyrettiğimden beri kendi tarzı olduğunu görebiliyorum. Teknik ve duruş açısından tercihlerini, getirdiği yenilikleri destekliyorum. Bir yönetmen uzun diyaloglara yer verebilir, isterse takıntılarına bile yer verebilirki bu tip örnekleri de genellikle kabul ediyoruz. Birşeyler anlatmanın en uygun yolunun düşündürmek olduğuna karar verir, isterse bunu bilinçaltına yönelerek de yapabilir. Damla Tokel ya da Hazım Körmükçü’ nün oyunculukları, canlandırdıkları karakterlerle uyum içinde. İyi oyunculuk eşittir biraz da müptezel bir karakter, beklentisi oluşmuş sanki.
Sinema camiasında saygı uyandıran ve festivallerden ödül alan filmler genellikle onbinler seviyesinde seyirciye ulaşıyor. Bu filmleri yapanlar gişeden çok sinema ve hayat anlayışlarını önceliyorlar.
Sıfır Dediğimde’ nin sinemadaki yerini zamanla daha iyi anlayacağız
37. mehmet demirdal | 18 November 2007 tarihinde yazıldı. 7:08 pm
film in sonunda ki şarkının kime ait olduğunu söyleyebilirmisiniz bulamadım da???????????
38. MaMu | 18 November 2007 tarihinde yazıldı. 7:15 pm
sn. demirdal:
http://www.mahkum.net/2007/10/03/sifir-dedigimde-muzik-videosu/
39. sidhartha | 18 November 2007 tarihinde yazıldı. 7:43 pm
“Sibel Gürsoy” söylüyor şarkıyı…
Bu arada filmin hala gösterimi devam ediyor mu, gişe ne durumda, sonraki aşamada neler olacak?
Sayın Yorgancıgil, ne diyorsunuz?
40. Tavananna | 18 November 2007 tarihinde yazıldı. 11:03 pm
Merhaba..
Oncelikli filmi basarili buldugumu soyleyerek baslamak istiyorum. Asla kolay ve ucuz yola kaçmadan, basitleşmeden bir film çekilebileceğini görüyoruz. Görüntüler süperdi. Hipnozda gezerken bile asla kötü görüntülü, yıkık, pis mekanlardan hani tabiri caizse gecekondu gibi bizim bile gitmeyeceğimiz kadar kötü yerlerden geçilmiyor. En harap bina olan köşkün bile kendine göre güzelliği var. Siyasal, dini bir düşünce katmadan, roller arasında gereksiz aşk meşk ilişkisi kurmadan, cinselliğe yer vermeden, karakterlerin fiziksel anlamda aykırı olmalarına gerek duymadan, bizlerden sıradan birer karakterler olmaları filmin en güzel yönleri..
Oyunculardan hakkındaki fikrimim söyleyecek olursam.. Oktay Kaynarca muhteşemdi. Hala neden mafya rolleri ile kendini kısıtlıyor anlamıyorum. Aslı karakterini oynayan Damla Tokel’i vasat buldum. Tamam oynadığı karakter biraz sorunlu ve içe dönük. Ancak mimiklerde daha başarılı olabilirdi. Açıkçası bende Görkem Yeltan’ın Aslı rolüne daha uygun olduğunu düşünüyorum. Görkem Yeltan’ı Nevin karakteri için ve de Aslı’nın arkadaşı olarak biraz yaşlı buldum. Aslı’nın yanında büyük kalıyordu. Hazım Körmükçü ‘yü de beğendim. Yaşı Müberra’yı oynayan oyuncu yu yaşına uygun bulmadım. Saçı beyaz görünse de onca üzüntü çekmiş biri için çok genç görünümlü idi. Özge Özder’in oyunculuğunu çok beğendim.
Film hakkındaki yorumlar arasında Cüneyt Tektaş’ın son yorumunu çok değişik, ilgi çekici ve çok güzel buldum. Aslında bir çok açıdan filme çok iyi de uyuyor. Ama Aslı’nın doktorlar tarafından aletler takılarak kontrol edildiği son kısmının, bu teoriye pek uymadığını düşünüyorum. Yine de bir “Sıfır Dediğimde” izleyicisine çok yakışan bir yorum..
Filmin herkesin ufkunu açtığı bir gerçek.
Filmde yanlış anlaşılan repliği, önceden haberdar olarak seyretmeme rağmen, bende yanlış anladım. Belki de o sahnede Oğuz’un dudak hareketi açıkça görülse bu yanlış anlama olmazdı.
Yorumlarda en takıldığım nokta Aslı ile Oğuz’un kardeş olduklarının düşünülmesi. Doğrusu filmi izlerken hiç öyle bir izlenim almadım. Eğer bir kardeş varsa bunun erkek kardeş olduğu bence açıktı. Oğuz Aslı’ya “hepsi buraya gelecekler” dediklerinde, sonunda Oğuz’un kaybettiği erkek kardeşinin Dr. Melih çıkacağını düşünmüştüm.
Oğuz’un bu dünyada kötürüm olarak yaşarken, farklı bir dünyada özgür olmasını astral seyahata benzettim. Önceden hipnoz edildiği için, vücudundan bağımsız hareket etmeye alışkın. Normalde konuşamıyor, hareket edemiyor. Beyni çalışıyor ancak bunu diğer insanlara belli edemiyor. O da telafi etmek için, ruhunu bedeninden çıkarıp özgürce dolaşabiliyor. Bu arada hipnoz olup bedeninden ayrılan ruhlarla karşılaşıp konuşabiliyor. Böylece Aslı’yı ve diğerlerini çağırıp, hikayenin geri kalanını okutabildi.
Filmde tek kopuk kalan kısım bende, kitabın Melih’in muayenehanesine gelmesi… Müberra kitabı alıyor, ama Melih’ten habersiz. Aslı’nın cüzdanı var ancak, Melih’le ilgili bilgi yok cüzdanda. Oğuz kitabı ve Melih’i biliyor. Ancak o da iletişim kuramıyor. İbo’ya kitabı verip şu adrese götür diyen kişinin, o adresi nasıl bildiğini oturtamadım ben. Bu amaçla Oğuz’un başka birileri ile temasa geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Belki de annesi ile veya İbo ile, onlar hipnoz olmadığına göre onların rüyalarında onlarla iletişime geçiyor. Gerçi bu durumda, masalı annesine de rüyasında söyleyip okutabilirdi. Bu olasılığı oturtamadım.
Gökhan Yorgancıgil ve ekibini, bu çok farklı, bir o kadarda güzel filmi bizlere sundukları için teşekkür ediyorum. Umarım hak ettikleri başarı ve ilgiyi eninde sonunda elde ederler..
41. NoName | 22 November 2007 tarihinde yazıldı. 4:56 am
Bazı filmleri bir kez izlersiniz sonra hemen birdaha izlemek istersiniz.Öyle bir film olmuş Sıfır Dediğimde.Birkaç kez izledikten sonra bütün sahneleri,kare kare verdiği mesajların hepsini anlayabilirim sanırım.
Filmin başında olay Aslı’nın etrafında dönüyor fakat bir süre sonra Aslı’nın ikinci plana geçtiği hissine kapılıyorum.Bu sefer hikaye başrole geçiyor.Aslı’nın hipnozdan uyanışı benimde hipnozdan uyanışım oluyor.Filmin sonuna doğru sanki herşey havada kalacakmış düşüncesiyle biraz eziyet çekiyorum
fakat öyle hoş bir finalle karşılaşıyorum ki çektiğim eziyete değiyor.Nihayetinde film hissetmek istedğim duygu ile bitiyor.
Bu arada Müberra’nın oğluna kitap okurken bir ara kalkıp camdan bakıyor olması bende eksik kalan önemli detaylardan biri oldu.
42. mehmet demirdal | 22 November 2007 tarihinde yazıldı. 9:09 pm
kocasıyla ilgili bi durum diye düşündüm ben noname… ama başka yorum warsa duymak isterim sıfır dediğimde izleyicilerinden
43. Emre DURKAN | 24 November 2007 tarihinde yazıldı. 2:16 pm
Ben filmi izlemek isteyenler arasındayım ama istanbul Anadolu yakasında gördüğüm kadarıyla sadece Beykozda oynuyor. ya yakın salonlara gelmesini bekleyeceğiz ki ümidim yok ya da dvdsini bekleyeceğiz.
44. tolga yıldırım | 26 November 2007 tarihinde yazıldı. 4:20 pm
sifirdedigimde.com daki seans bilgilerine göre anadolu yakasında kartalda da oynuyor galiba. film istanbulda bir çok salonda vizyona girdi. ben de capitolde izlemiştim. 4-5 hafta oldu vizyona gireli şu anda bir iki salonda kalması normal sanırım.
müberra’nın camdan bakma sekansına gelince… korku ve endişeyle baktığı için, ben de filmi izlerken kocası diye düşünmüştüm.
45. konf300 | 28 November 2007 tarihinde yazıldı. 4:18 pm
Filmi, 2 Kasım akşamı annem, babam ve 7 yaşındaki oğlumla beraber izledik. Çıkınca aldığım yorumlar şöyleydi.
Babam: Ne anlatıyor şimdi bu Gökhan Bey ? Biraz fazla edebiyat yapmışlar.
Oğlum: Baba, hani film çocuklara göre değil demiştin ! (Başta onu götürmeyi düşünmüyorduk :)
Annemden yorum alamadım.
Bense, şehirlerarası yolculuk artı mesai sonrası yoğunlaşma problemi yaşadığım için kendimi filme tam veremedim sanırım. “Oğlu/oğlum” karışıklığını ben de yaşadım. Bir kere daha seyredersem taşlar yerine daha iyi oturur herhalde.
Kurgu, teknik özellikler ve müzik bakımından olumlu görüşleri başka arkadaşlar dile getirmişler. Onlara katılıyorum.
Emeği geçen herkese tebrik ve teşekkürlerimi arz ederim.
46. susam | 29 November 2007 tarihinde yazıldı. 1:14 am
filmlerde detaylara takılır kalırım …detaylarda takılmam iyi mi kötü mü bilemem…bu film çok katmanlı ve çok detaylı benim için 1 haftalık hipnoz evreninde yolculuk ve 2 günlük çözülme,bütün yorumları tek tek okudum ve eleştirebileciğim birşey bulamadım…
fakat takıldığım tek detay filminizin yeterince sansasyonel olmayışı ….reklamınız mı yok ne
47. Lilith | 30 November 2007 tarihinde yazıldı. 1:29 pm
Filmi izleyeli 1 aya yaklasiyor artik ve su an filme ile ilgili ne dusunuyorum diye yokladim kendimi. Hipnoz dünyasinda gecen sozcukler, renkler, bakislar hala hafizamda guclu bir sekilde yerini koruyor. Ayrica masal ve onun grafik goruntuleri de cocuksu bir sevincle hatirliyorum. Galiba bizler bu insancil ve sicak masallari dinlemeyi ozlemisiz. Biryerlerimizdeki yaralari sariyor sanirim bellibelirsiz, aynen Oguz un cocukken yaralarini masallarla sardigi gibi. Ayrica ben hafizamda filmi o bes kisinin adadaki evde bulustugu gunde bitirmeyi istemisim, hastahane kismini silmek istemisim anliyorum ki. Sayin Yorgancigil in dedigi gibi sanirim film herbirimizde kendi icsel cagrisimlarimizla birakti bizi. Kendi oznel algi dunyamizda film birsekilde yasamaya devam ediyor.
48. Nuh Bozdemir | 30 November 2007 tarihinde yazıldı. 10:32 pm
- Oğuz’ u kafese sokan yeteneği nedir?
- Gizlenen güzellik-yetenek neye yarar ve anlamı nedir?
- Hikayede ( baba hariç) varsa kötü adam kimdir?
- Müberra daha çok, a) çocuğunu yanından ayırmayıp onunla ilgilendiği için iyi midir? b) yemeklerine kattığı otlarla içinde bulunduğu durumun sorumlusu mudur? c) yoksa onu kafese kapatmakla korumaya devam mı etmektedir?
Buradaki arkadaşların bu konuda söyleyeceklerini merak ediyorum.
49. Rof Rof | 09 December 2007 tarihinde yazıldı. 10:33 pm
Sevgili Gokhan Abicim filmin hayirli olsun. Uzaklarda oldugumuz icin ancak internette sorf yaparken rastladik filmine. Artik nasil seydereriz bilmiyorum. (birisi rapidshare’ya koyar diye umud ediyoruz :) )
50. matematikci | 26 December 2007 tarihinde yazıldı. 3:41 pm
merhabalar,
vizyona girer girmez izledim aslinda filmi..filmin sonunda ise tek istedigim bir an once buraya gelip duygularimi paylasmaktı.ama bir takim teknik sorunlar iste..
sevgili nuh bozdemirinde soyledigi gibi bende cok yuksek tutmamistim beklentilerimi.ama tahminim cok uzerinde bir begeniyle cıktım sinema salonundan..daha once hic islenmemis bir konu.beynimizi zorlayan,klasik algimizin disinda bambaska bir film!matematiksel kurallarin her zaman cokta dogru olamayacagi ihtimalini hatirlatan bir film..ne diyim,yureginize,emeginize saglik!!
Yorum yazın
Bazı HTML kodları kullanılabilir:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>
Bu yazıyı izle | Yorumlara RSS yöntemiyle abonelik