Munich - Spielberg

29 January 2006

Muncih
Steven Spielberg, hiç şüphesiz yüz yıldan biraz fazla tutan sinema tarihinin en başarılı insanlarından biri. Çok izlenen filmlere imza atmış, her filmiyle olmasa da kullandığı sinema diliyle uzman-seyirci ayrımı olmaksızın çok sayıda insanı etkilemiş bir sinemacı.

Ben kendi adıma Spielberg’in iki dönemi olduğunu düşünüyorum. İlk dönem Spielberg, bir sinema dahisiydi. O’nun filmlerini izlerken daha önce izlemediğiniz türde bir şey izlemekte olduğunuzu farkerderdiniz. Duel, Close Encounters of the Third Kind, Jaws, E.T. “popüler sinema” diyerek burun kıvıranları dikkate almadan hayranlık duyabileceğiniz filmlerdi. Aynı kalitede ama çok daha popüler olan Indiana Jones serisi ve daha az popüler ve çok daha sanatsal duyarlılıkta The Color Purple ve Empire of the Sun geldi.

Indiana Jones’ların üçüncüsünü de çektikten sonra Spielberg kesin bir başarı kazanmıştı, bütün zamanların en çok kazanan yönetmeni sıfatına sahipti. “Bu durumun sonuçları nelerdi ya da bu durum neyin sonucuydu” ayrı bir çalışma konusu olabilir. Ama 1989 tarihinden bu yana Spielberg’in bizce ikinci dönemi başladı. Spielberg’i Spielberg yapan şeyleri filmlerinde çok az görür olduk. Gayet iyi, fakat “yani?” dedirten filmler çekti. “Yapımcı egemen” Amerikan sinemasında yapacağı işleri seçme konusunda özgür olduğunu tahmin ettiğimiz nadir yönetmenlerden Spielberg, The Color Purple ve Empire of the Sun sayesinde yükselen beklentilerimizi açıkcası pek karşılayamadı. Hoş, seyirlik filmlerle birlikte Schindler’s List, Amistad, Saving Private Ryan gibi “ciddi” filmlere de imza attı. Ama bu filmler sinema olarak asla bir Jaws olamadı. Spielberg’in filmografisine bakacak olursanız, Munich filminin de, diğerleri içinde bir hayli “ciddi” bir film olduğunu göreceksiniz.

“Amerika’dan dünyanın geri kalanının görünüşü” başlıklı bir e-posta sizin de elinize geçmiştir. Kabaca bir haritayla amerikalıların dünyanın geri kalanı hakkında ve dünyanın gerçekleri hakkında hiç bilgisi olmadığını anlatan bir kara mizah örneğidir. Üzücüdür ki, oldukça gerçekçidir. Ortalama amerikalı dünyada neler olup bittiği hakkında çok kısıtlı bilgiye sahiptir. Entelektüel amerikalılar içinde ise ya Noam Chomsky gibi aykırı bir sese sahipsinizdir, yani ortalama amerikalı için “komünist”sinizdir ya da Bush doktrinlerini onaylamasanız bile sarsmaya gücünüz ve niyetiniz pek yoktur. Bununla birlikte ABD büyük bir ülke ve çok farklı seste, görüşte ve inançta insanlar da orada yaşıyorlar. Amerikan kamuoyunun renksizliği, yurtseverliği ve kaba bakış açısıyla Ortadoğu’da, Filistin’de olup bitenleri anlayabilmek, en azından başka bakış açıları da olabileceğine ihtimal vermek pek kolay değil. “Çıldırmış ve gözlerini kan bürümüş arap ya da Filistin’li teröristler” ve onlara karşı barış ve demokrasiyi savunan uygar güçlerin çatışması mıdır, olup biten? Amerika’da resmi ve yaygın görüş bu olmasına rağmen, Spielberg konumundaki bir sinemacı için böylesi karmaşık ve zor bir konuya değinen bir film çekmek her şeyden önce bir cesaret işi. Spielberg, Kushner ve Roth amerikan entelektüelleri olarak Ortadoğu ve Filistin sorununu Türkiye’den ya da Ortadoğu’dan göründüğü gibi görebilirler mi?

Spielberg_Munich
Munich adlı bu filmin, 1974′te İsrail’li sporcuların ölümüyle sonuçlanan başarısız bir baskın olayından yola çıkarak bugünün Filistin ve Ortadoğu sorununa gerçekçi ve tarafsız sözler söyleyebileceğini kimse beklememeli. Filmde de sık sık söylendiği gibi ortada bir savaş var ve filmin yapımcıları savaşan taraflardan biri. Ancak filmi izlerseniz göreceksiniz ki buna rağmen filmin yapımcıları, olabilecekleri kadar cesur davranmışlar. Film, bir filistinliyi ya da Filistin davasına inanmış birini mutlu edecek sözler söylemiyor. Fakat film, bu kadar popüler ve “ağır” bir sinemacı tarafından ilk defa bazı şeyleri söylüyor. İsrail devletinin ya da İsrail davasına inananların da filmden mutlu ayrılmaları mümkün değil diye düşünüyorum ve bu, bu seviyede bir sinema eserinde ilk kez oluyor. Eğer beyaz, zengin, güçlü, popüler, sanatınızda dorukta ve de üstelik yahudi kökenli bir amerikalıysanız tahmin etmek hiç de zor değil ki; İsrail devletinin geçmişte yaptığı ya da yapmakta olduğu icraatları tartışmaya açmak, oldukça riskli bir konu… Bu yüzden Munich cesur bir film. Bu yuzden Munich sinemasından ziyade, Janusz Kaminski‘nin nefis görüntülerinden ziyade, Eric Bana‘nın zaman zaman “fazlaca duygusal” oyunculuğundan ziyade, John Williams‘ın her zamanki gibi senfonik ve başarılı müziklerinden ziyade, Spielberg’in gerçekçi anlatımından ziyade, “bu film ne diyor, ne anlatıyor” kısmıyla üzerinde konuşulacak ve hatırlanacak bir film olacak…

Tony Kushner oldukça başarılı bir oyun yazarı. En son Mike Nichols’un yönettiği Angels in America ile ülkemizde bir TV kanalında da Tony Kushner imzalı bir mini dizi izlemiştik. Pulitzer ödüllü bir yazar Kushner. Onun yanında Eric Roth var. Eric Roth’u, Forrest Gump ve sonrasında yine Munich gibi “ciddi” ve “politik” olarak nitelendirilebilecek Michael Mann filmleri The Insider ve Ali ile senaryo yazarı olarak izlemiştik. Spielberg, Kushner ve Roth gibi “baba” amerikan entelektüellerinin “daha fazlasını” yapmasını isterdim doğrusu. Ve filmde Spielberg’in dahiyane sinemasını da görmek isterdim. Bu filmi tavsiye ediyorum ve filmin “ne anlattığına” kafa yormalısınız diyorum. İzlemeyenler için daha fazla tadını kaçırmamak için, yazıyı burada kesiyorum, filmi izleyin ve yorumlarınızı buraya yazın.

Bu yazı Sinema Hakkında konusuyla ilgili.

8 Yorum Yazıldı. Siz de yorum yazın.

  • 1. KEzzAP  |  29 January 2006 tarihinde yazıldı. 5:02 pm

    Sizce Geleceğe Dönüş nerede duruyor?

  • 2. KEzzAP  |  29 January 2006 tarihinde yazıldı. 5:03 pm

    pardon yanlış üçlemeyi sordum siz Indiana Jones üçlemesinden bahsetmişsiniz.

  • 3. Yönetmen  |  29 January 2006 tarihinde yazıldı. 7:47 pm

    Spielberg, Geleceğe Dönüş üçlemesinde yapımcı koltuğunda. Yönetmen Spielberg’i konuştuğumuz için o üçlemeyi kapsam dışında tutuyoruz. Indiana Jones üçlemesinde kanımca, dahice ve kendine özgü anlatım imkanlarını kullandığını görüyoruz. İlk dönem Spielberg filmlerinden…

  • 4. KEzzAP  |  30 January 2006 tarihinde yazıldı. 9:10 pm

    Ben Indiana Jones’u soracakken Geleceğe Dönüş’ü sordum. Cevabınız için teşekkürler…

  • 5. Yönetmen  |  30 January 2006 tarihinde yazıldı. 9:29 pm

    Sizce? Siz de bu 2 dönemi gözlemliyor musunuz Spielberg’te?

  • 6. KEzzAP  |  04 February 2006 tarihinde yazıldı. 3:52 pm

    Bunun iki farklı dönem olduğunu sizin açıklamalarınızla fark ettim fakat düşündüğümde benim de kafamda Spielberg’e yönelik böyle bir ayırım var. Kafamda beğenilerime göre iki ayrı tablo oluşan sanırım tek yönetmen Spielberg… Şöyle ki, E.T ve Indiana Jones filmlerini çok beğenmeme rağmen, aynı şekilde Schindler’s List ve Saving Private Ryan filmlerinden de “nefret” ediyorum diyebilirim.Bazı filmlerini beğenip bazılarını beğenmediğim yönetmen çoktur ama bu hiçbirinde Spielberg’deki gibi kutuplaşmaz. Bunun sebebi de eğer sizin yaptığınız gibi ikinci dönem filmlerini “ciddi” şeklinde nitlersek, ciddi filmleri çok fazla sevmememle alkalı…
    Örneğin, Nazizm hem psikolojik , hem tarihsel, hem ekonomik
    hem de sosyolojik yönleri olan bir akımdır ve “Naziler Yahudileri katlettiler” şeklinde açıklanabileceğini sanmıyorum. Ben eğer böyle “ciddi” konuda bir film yapılacaksa her noktaya temas edilmeli diye düşünüyorum. Ya da hiçbirine dokunulmamalı, sadece basit bir hikaye anlatılmalı… (Hayat Güzeldir)
    Bu tamamiyle beğenilerime yönelik bir açıklamadır onu da belirtmek istiyorum.

    Ayrıca bir tarih vermişsiniz 1989 diye. Sanırım tesadüfi bir tarih değil. 1990′lı yıllar ABD’nin kendi dar bakışlı yaşam tarzlarını dünyaya yaymaya başladığı yıllar olarak söylenebilir. Spielberg’de Hollywood’la birlikte bir kukla mı olmuştur acaba? Ne dersiniz?

  • 7. Ali Bulut  |  17 February 2006 tarihinde yazıldı. 1:05 am

    Bende Spielbergin iki dönemi olduğunu düşünüyorum. Ve kesinlikle eski dönemini özlüyorum. Bence Spielbergin ikinci döneminin adı Amerikadaki yahudi lobisini mutlu etme dönemi olmalı. Bu Shindlerin Listesiyle başladı. Münihtede çok ciddi bir yahudi lehtarlığı var. Buna şaşmamak gerek çünkü Spielbergde bir yahudi. Yahudilerle hiç bir sorunum yok ama ben bağımsız sinemadan yanayım. Hollywood da herkesin bildiği gibi ısmarlama film çektirmek çok kolay parası olanlara. Münih sinema dili olarak başarılı. Eric Bana role tam uymamış ama yinede sırıtmıyor. Ayrıca 1974 lerde Mossad çok acemiymiş. Bu fiş alma olayını pek anlamadım. KDV olayına vurgu mu yapılıyor yoksa ders mi veriliyor?
    :D

  • 8. ali  |  17 February 2006 tarihinde yazıldı. 5:00 pm

    “bu film ne diyor, ne anlatıyor” kısmıyla üzerinde konuşulacak ve hatırlanacak bir film olacak…

    Ben filmi beğenmedim. Tüm film boyunca “benim ağır ve kimilerinin canını sıkabilecek bir mesajım var ama versem mi vermesem mi bilmiyorum” ya da “her iki taraf da kötüydü ama biz biraz daha iyidik” havası hakimdi. Önce, Amerikan “un-independent” sinemasının bu konu üzerine çektiği filmlerin yapaylığından sıkılıyor oluşum nedeni ile sahip olduğum önyargıdan dolayı beğenmediğimi düşünmüştüm, fakat filmi tekrar seyredip, üzerine tekrar düşündüğümde önyargımı suçlamaktan vazgeçtim :)

    Haklısınız, bende sizin gibi daha fazlasını beklerdim.

Yorum yazın

Required

Required, hidden

Bazı HTML kodları kullanılabilir:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

Bu yazıyı izle  |  Yorumlara RSS yöntemiyle abonelik


Takvim

January 2006
M T W T F S S
« Dec   Feb »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Son Eklenenler