Mahkum.Net Listesi (Sonuclar)
30 December 2005
Katılımcılarımızın gönderdiği en beğendiği filmler listesindeki ortak filmleri alt alta yazdığımızda ve “en çok beğenilenler” olarak ayrıca belirtilenlere fazladan 2 puan daha verildiğinde ortaya çıkan durum çok şaşırtıcı olmuyor, şampiyon filmler kendilerini belli ediyorlar. 1.seçilen film hariç! İşte Mahkum.net’te seçtiğiniz şampiyonlar şampiyonu:

Ve işte listenin geri kalanları:
(gruplar aynı puanı alan filmlerden oluşmaktadır)
1)
The Usual Supects
———————————————————–
2)
Fight Club (1999)
The Godfather
The Truman Show
———————————————————–
3)
Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (1964)
The Matrix
———————————————————–
4)
Once Upon A Time In America
Schindler’s List
———————————————————–
5)
Citizen Kane (1941)
Memento
The Great Dictator
The Shawshank Redemption (1994)
———————————————————–
6)
12 Angry Men
Angel Heart
Blade Runner (1982)
Dead Poets Society (1989)
Europa
Forrest Gump (1994)
Full Metal Jacket (1987)
Groundhog Day (1993)
Heat (1995)
Il Buono, il brutto, il cattivo (1966)
It’s a Wonderful Life (1946)
La Leggenda del pianista sull’oceano (1998)
Lost Highway
Nuovo Cinema Paradiso (1989)
One Flew Over the Cuckoo’s Nest
Requem For A Dream
The Game
The Sixth Sense
Twelve Monkeys
———————————————————–
7)
2001: A Space Odyssey (1968)
A Beautiful Mind (2001)
Amadeus
Back to the Future
Before Sunrise (1995)
Cyrano de Bergerac (1990)
Eyes Wide Shut
Mr. Smith Goes to Washington
Ran
Rocky
Se7en (1995)
Taxi Driver
The Name of the Rose
The Party
Toy Story (1995)
———————————————————–
8)
Amores Perros
Apocalypse Now
Bram Stoker’s Dracula (1992)
C’era una volta il West (1968)
Cidade de Deus (2002)
Dark City (1998)
Deer Hunter
Dekalog
Dogville (2003)
Dolls
Empire of the Sun (1987)
Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)
Field of Dreams (1989)
JFK (1991)
Fabuleux destin d’Amélie Poulain, Le (2001)
Muhsin Bey
Mulholland Dr. (2001)
A Perfect World
Psycho
Pulp Fiction
Reservoir Dogs
Rosemary’s Baby
Saving Private Ryan (1998)
The Birds
The Exorcist (1973)
The French Connection (1971)
The Lord of The Rings I-II-III
The Shining (1980)
Waking Life (2001)
———————————————————–
9)
Alien
La vita è bella (1997)
Lagaan (2001)
Philadelphia (1993)
What Dreams May Come (1998)
———————————————————–
10)
A Clockwork Orange (1971)
American Beauty (1999)
Battleship Potemkin
Brazil
Dancer in the dark (Lars Von Trier)
Donnie Darko (2001)
Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak
Kill Bill: Volume 1
Kill Bill: volume 2
Le Cinquième élément
Lost in Translation (2004)
Meet Joe Black
Million Dollar Baby
Pi (1998)
Pirates of the Caribbean
Pleasantville
Star Wars
Terminator 2
The Butterfly Effect
The Deer Hunter (1978)
The Green Mile (1999)
The Last of the Mohicans
The Mission
Underground
What Lies Beneath
When Harry Met Sally
While You Were Sleeping
Bu yazı Sinema Hakkında konusuyla ilgili.
36 Yorum Yazıldı. Siz de yorum yazın.
1. KEzzAP | 30 December 2005 tarihinde yazıldı. 1:10 pm
Birinci seçilen filme şaşırdım!
Daha çok -tabi biraz da klasik olarak- Godfather’ı bekliyordum.
Ama listenin bu haliyle biraz karışık olduğunu düşünüyorum.
yani keşke direkt bir 10 ya da 20 çıkartabilsek.
Nasıl olabilir?
Herkes bu listeden 20 film seçse mesela!
Oradan sonra’da sayıyı 10′a düşürüp karakter oylamaları gibi bir şey yapılsa?
İlk anda aklıma gelen bu…
Yani bu haliyle çok karışık olmuş!
2. KEzzAP | 30 December 2005 tarihinde yazıldı. 1:11 pm
Sunduğum fikir saçma geldi şimdi!
Ama karışık olduğunu hala düşünüyorum :)))
3. siddhartha | 31 December 2005 tarihinde yazıldı. 10:11 am
Sayın yönetmen,
ben bu sıralamayı nasıl yaptığınızı pek anlayamadım, 1.film son iki yorumda ilk 10′a girmiş nasıl 1. olabildi, onu da anlamadım. Biraz daha açabilirseniz veya acaba üzerinde çok uğraşacak vaktiniz mi olmadı?
4. Yönetmen | 31 December 2005 tarihinde yazıldı. 11:01 am
Merhaba,
Liste önerisinde bulunan katılımcıların önerdikleri her film 1 puan aldı. Liste gönderenler içinde özellikle “bu filmler benim en sevdiğim filmlerim” diye belirtilen filmlere ekstra 2 puan ilave edildi. Öte yandan 3 er puan alanlar içinde sadece “en sevdiğim” listesinden girenler, üç ayrı kişiden birer puan alanlardan sıralamada bir basamak geri alındı. (8. ve 9.sıradaki filmler)
Bu hesaba göre gruplar ve aldıkları puanlar ise şöyle oldu:
1.grup: 10 puan
2.grup: 9 puan
3.grup: 8 puan
4.grup: 7 puan
5.grup: 6 puan
6.grup: 5 puan
7.grup: 4 puan
8.grup: 3 puan
9.grup: 3 puan
10.grup: 2 puan
Bu puanlamada katılımcıların “en sevdiğim filmler” diyerek özellikle belirttiği filmlere fazladan 2 puan verilmesi eleştirilebilir. Bu düşünceye de insiyatif kullanarak ulaştık. Sevilen filmlere sadece 1 puan vermenin doğru olmayacağını düşündük. Öte yandan katılımcıların önerdiği filmlerin tümünü bir MS Excel tablosuna aktardık, “en iyiler”i işledik, ayrıca yazım hatalarını düzelttik, toplam 644 veri girişi düzenlenmiş oldu, bunca işimiz içinde saatlerimizi bu işe verdiğimizi söyleyebilirim. Sevgiler.
5. Lilith | 01 January 2006 tarihinde yazıldı. 9:19 pm
Oncelikle umutlu ve mutlu yıllar herkese. Bazı filmlerin listede beklenmedik yukselmeleri onların kolay ulasılabilir ve izlenebilir olmalarıyla da ilgili.Usual suspects te oyle bir film. Bence “en cok begendigim 10″ kategorisindeki filmler 2 hatta 3-5 puan bile alabilirdi,cunku biz secilmis filmler icinden bir ilk 50 yapmak istiyorduk. Bazı filmlerin digerlerinden sıyrılması daha anlamlı olur. Bazı filmler listede yer almamıs ornegin “duvara karsı”, yada orjinal ismini ben tanıyamadım. Ama ornegin duvara karsı listede yok ise eksiklik degilmi sizce ?
6. Talha Çelik | 05 January 2006 tarihinde yazıldı. 2:05 am
Yukarıdaki listeye göre kendime ilk 10 çıkarmak istedim. Benim listem de bu. 11 başlık var. Peki siz bu paketten hangisini çıkartıp, 11′i 10′a düşürürdünüz.
The Matrix
Fight Club (1999)
The Sixth Sense
The Usual Supects
Memento
The Shawshank Redemption
The Game
Saving Private Ryan
The Lord of The Rings I-II-III
Kill Bill: Volume 1-2
Eternal Sunshine of the Spotless Mind
herkese kolay gelsin. iyi seyirler. Çılgın senaryo için Son dönem için Crazy ve Revolver tavsiye edilir.
7. KEzzAP | 10 January 2006 tarihinde yazıldı. 12:49 pm
Bu da benim liste içerisinden belirlediğim ilk onum.
1. Fight Club
2. Donnie Darko
3. A clockwork orange
4. Seven
5. Lost Highway
6. Mullholand Drive
7. The Matrix
8. Usual Suspects
9. Pulp Fiction
10. Dogville
Bu liste çok esnek bir listedir genelde ilk on’larda olabileceği gibi. Sıralama değişebilir. Kimi filmler çıkar yeniler eklenir. Karışık işler…
8. KEzzAP | 13 January 2006 tarihinde yazıldı. 1:38 pm
Sevgili Talha Çelik
Tavsiye ettiğiniz filmlerden Revolver’i izleme olanağım oldu.
Ben senaryoyu çok başarılı bulmadım.
Eğer on sene önce yapılmış bir film olsaydı önücnde saygı ile eğilinebilirdi fakat bu film bana kalırsa “özenmekten” öteye gidememiş. Yani Guy Ritchie’nin David Lynch’e özendiği bir film olarak düşünüyorum en bunu. Ayrıca film içerisinde kullanılan çizgi film görüntüleri de tarantino’yu çağrıştırmadı değil. Yani elbette tarantino kill bill’de tekeline almadı çizgi film olayını ama dikkat ederseniz bir çok sahnede direkt kill bill’den alıntılar var ( kafanın delinme sahnesi örneğin)
Bir de bir noktaya eleştiri ve yorum getirmek istiyorum. Sinemada varoluşsal “özgürlük” ve “bilinçaltı” mevzunu hangi filmlerle başlatmak gerekiyro bilmiyorum ama son zamanlarda artık her filmde kullanılmaya başladı. Fight Club yapıldı dediğim gibi saygıyla eğildik. Lynch filmlerine söyleyebileceğim çok fazla bir şey. Ama ardından gelmeye başlayan Makinist, Identity, Secret Window gibi filmler bir özentiden öte gidemediler. Nitekim bu üç film ilk yarım saatinden itibaren tahmin ediliyor Revolver de olduğu gibi. Ben de özellikle “Mahkum” filminin konusununvaroluşsal özgürlük ve bilinçaltı üzerine olduğunu düşündüğümden tehlikeli bir noktada olduğunu düşünüyorum Fakat Mahkum filmini özgünlüğe taşıyan şeyler var. Mesela “hipnoz” ve daha da önemlisi “quantum”…
Demek istediğim, varoluşsal özgürlük ve bilinçaltı konuları benim de çok sevdiğim ve ilgilendiğim konular. Eğer bir film yapma imkanım olursa bu öğeler üzerinden hareket eden bir film olacaktır. Ama dikkat edilmesi gereken noktanın ne üzerinden bunların sorgulanacağı noktasıdır. Şizofreni, çift kimlik, oyun içinde olma artık basitleşti bunlar. Matrix örneği bence saygıyla anılması gerekn bir yerde duruyor. Basit bir rasyonel algıdan, bir bilgisayar dünyasından nasıl böyle bir film çıkarılabileceğine güzel bir örnek. Hayattaki en ufak şey varoluşsal öğelerle açıklayabilriz(varoluşçuluk asılnda zaten bu demek) o nedenle bir sürü olanak varken tekrardan uzaklaşmak gerekiyor…
Keşke Guy Ritchie “Lock,Stock and Two Smoking Barrels” ve “Snatch” gibi filmler yapsaydı da biz yine sevinseydik…
9. KEzzAP | 13 January 2006 tarihinde yazıldı. 1:39 pm
Sayın Yönetmen acaba siz mahkum’un bu tarz bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu düşünüyor musunuz?
10. Yönetmen | 14 January 2006 tarihinde yazıldı. 10:46 pm
Varoluşsal sorgulama dediğiniz şey Morpheus’un dizinin ilk fiminde Neo’yla yaptığı konuşmalarda sarfettiği sözlerle özetlenebilir değil mi? Gerçek nedir, algısal gerçeklik mi yoksa fiziksel gerçeklik mi… Bu sorular eğer Matrix etkisi ile ele alınırsa kaçınılmaz bir benzerlik ortaya çıkar. Mahkum pek “benzer” olmayacak sanıyorum. Bizim hem fiziksel evrenimiz var hem de algısal evrenimiz var. Üstüne bir de masal evrenini ilave edebilirsiniz. Bu evrenler arasında bir karşıtlık ya da rekabet “yaratmıyoruz”. Başlangıçta geçişler yaşatıyoruz ama sonraları sözkonusu evren geçişleri anlamsızlaşıyor. Bir önemli konuyu daha vurgulamalıyım; senaryo yazımı aslında bir tercih yapma sanatıdır. Doğası gereği, Mahkum’un senaryosunda senaryonun gideceği olası rotalar oluşuyor. Bu rotalardan bir tanesini seçmek, bir tercihtir. Şizofreni, çoğul kişilik ve zihin gerçekliği üzerinde yoğunlaşabilirdik… Bilimsel yöntem, kuantum gerçekliği, Heisenberg’in evrenine benzer bir evren tanımı üzerinde yoğunlaşabilirdik… Masallar dünyasını merkeze alarak fantastik bir “gerçeklik” kurmaya girişebilirdik… Öte yandan polisiye determinizmi de kurabilirdik. Ama biz bu seçimlerden bir tanesine başrol vermedik. Biz sanıyorum (eğer başarabildiysek/başarabilirsek) doğu bilgeleri gibi seçimlerimizi ve bilgiyi (hikmeti) gizledik. Gizemi başrole koyduk. Gizem/mystery Mahkum’da başrolde. Yukarıda saydığım iplerden hangisini çekerseniz sizi “ona göre” bir yerlere götürebilir, Mahkum… Yöntem; Sadi, Mevlana, Hayyam, İbn-i Arabi’den. Altyapı; Popper ve Heisenberg’den. Atmosfer; Poe, Borges ve Lovecraft’dan… Sinemanın kaldırabileceği yükten fazlasını da yüklememeye çalıştık. Öte yandan, filmi izleyen ortalama bir seyirci belki bunların hiçbirini de göremeyebilir, kimbilir. Çantasını kaybeden bir genç kızın yaşadığı ilginç bir deneyimdir sadece olup biten… Drama gibi bir araçla, pörtlek gözlü canavarlar olmadan, giysilerini çıkaran “afet”ler olmadan, kulağınızın dibinde kesekağıdını patlatıp ani korku sıçramaları olmadan, kan ve beyin parçaları etrafa yayılmadan, iyi bir film olacağına inanmak… pek akıllı adam işine benzemiyor galiba, ne dersiniz?
11. Yönetmen | 14 January 2006 tarihinde yazıldı. 10:58 pm
Lost.
Toplam 4-5 günde otuz küsur bölümünü izleme fırsatım oldu. Lost bir gizem filmi. Sezon 2, 9.bölüm itibarıyla “The Game” benzeri bir simülasyon oluşuyor gibi. Ama belli de olmaz. Forumlarda ortaya atılan teoriler ilgi çekici. Özellikle bir tanesi. Proje olarak internetle bütünleşik bir proje olması dikkat çekici. Mahkum da öyle, biliyorsunuz :). Mahkum, gösterime girdikten sonra bazı sırlarını sadece internette bulacaksınız.
12. KEzzAP | 16 January 2006 tarihinde yazıldı. 4:11 pm
Varolussal sorgulama sizin de belirttiginiz bicimde bir gerceklik sorgulamsi olmasinin yaninda daha da özele inerek bireyin kendisiyle ilgili gerceklik anlayisina yogunlasiyor diyebiliriz. Ben hangi filmi izlersem izleyeyim karakterlei bu acidan ele aliyorum. Matrix’te de yapilmaya çalisilan buydu. Yarattginizi söylediginiz üç dünya fikri tam da bu bireysellik üzerine “cuk” diye oturuyor ve mahkum’a özgünlük kazanma imkani veriyor. Yani dis dünya algisi bireyin kendini nasil algiladigiyla ilgili tabi dis dünya algisi da bireyin kendi algisini etkiliyor. Ve zaten filmin ismi her seyi belli ediyor. Algi konsunda ne kadar özgürüz. Degisik basliklara ayrintili aciklamalarda bulunmustum.
Önemli olan ortada bir “gizem” birakmak bence de. Cünkü algi ile ilgili bir film izlerken de aslolan sey algidir ve önemli olan bizim özgürlügmüzdür.Bizim onu ne olarak algilayacagimiz biaim özgürlügümüzdür. Matrix bunu basardi, Lynch basardi, Fight Club basardi ama devaminda gelenler ne yazik ki hayal kirikligi bence…
Lost ile ilgili teoriyi okuyup yorum yazacagim.
Benim teorim aslinda karakterlerin öldügü ve ölmeden önce Tanri tarafindan sorgulandiklari ve günahlariyla yüzlestikleri.
Tanri ise o say1lar bence. O sayi dizilerinin matematiksel bir anlami var bulmaya calisiyorum…
Bunu da çikardigim yer gecmsiten beri Tanri’nin bir sayi olduguna yönelik ciddi teoriler.Mesela Fibonacci denilen bir sayinin altin oran denilen o 1,618 gibi orani olsuturdugu ve dogadaki simetri algilayisinin bu sayi oldugu teorisi…
13. İSMAİL ÖZTÜRK | 16 January 2006 tarihinde yazıldı. 7:39 pm
slm. kendimi bildim bileli bu sıralamalar yapılıyor.benim için bu sıralamayı yapmak cidden çok zor. dünya sinemasında günümüze kadar en az 100 baş yapıt çekilmiştir. kesin daha da fazladır. bu filmleri ne yaparsak yapalım 1,2,3…. diye sıralamak mümkün değil. ancak en iyiler diye bir liste yapmak mümkün tabi…ki bu da yapılmış ve herzamankine benzer bir tablo ortaya çıkmış.. bu güzel filmlerin arasına Muhsin Bey’i sıkıştıran arkadaşı da tebrik ediyorum. ayrıca aşk filmlerinin unutulmaz yönetmenini de çok severim. Ah biraz daha sinematografik olsaydı babam ve oğlum bile listede görülebilirdi…ileride olacak inşallah…Ben sadece bu listede Theo Angelopoulos’un ” ulises’in bakışı” ını, luc besson’un “leon” u nu da görmek istediğimi ifade edebilirim. daha aklımıza hemen gelmeyen nice filmler var.. bir de Türk sineması ile ilgili bir liste oluştursak nasıl olur acaba…??? bence bu çok önemli….mutlaka yapalım…bakalım nasıl bir sonuç ortaya çıkacak…Bence seyircinin Türk sinemasında ne arıyor sorusu genel olarak ortaya çıkacak ve önemli ip uçları verecektir. katılımcıların da kim oldukları önemli tabi.. valla şimdiden merak ediyorum….1,2,3… diye sıralamak istemiyorum ama aklıma geliş sırasına göre en beğendiklerimi yazmak istiyorum. Aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni, muhsin bey, umut, babam ve oğlum, vizontele tuba, neredesin firuze, anlat istanbul,üçüncü sayfa, otobüs, züğürt ağa, çiçek abbas, salkım hanımın taneleri, yılanların öcü, susuz yaz, gurbet kuşları, sarı mercedes, namuslu birkaç tane daha var ama şimdilik aklıma gelmedi..ha birde milli sinemadan bir örnek almak gerekir minyeli abdullah 1. Birde bu listeye Mahkum girecek umarım…. ya şunun senaryosunu cidden çok merak ettim… mail adresime gönderseniz..söz vallahi kimseye göstermem ve anlatmam…yani bilinmemesi gereken detaylarla ilgili bilgi vermem…güvenilir biriyim….şimdiden teşekkürler…..
14. KEzzAP | 16 January 2006 tarihinde yazıldı. 11:50 pm
Ismail beyin türk sinemasi ile ilgili isteini destekliyorm…
15. ali coskun | 13 February 2006 tarihinde yazıldı. 3:08 am
bu filmler arasına shawshank redemption un girmemesine çok şaşırdım doğrusu uluslar arası anketlerde bile yüzyılın en iyi filmleri oylamasında il 10 da ola bir filmin burda yer bulmaması ilginç
16. corto | 13 February 2006 tarihinde yazıldı. 6:58 am
lars von trier europa filmin de hipnozu daha jenerikte akan tren yolundaki raylarla kullanır. bu sebeple daha önce kullanılmış bir yöntemdir. film zaten bir hipnoz seansı olarak geçer. filmin başında başrol oyuncusu ile beraber seyirciye de bir hipnoz seansı geçilmiş olur ve ikinci dünya savaşının hemen akabinde işgal altındaki almanyada bulur kahramanımız kendini.
bilgi olsun diye ekleyeyim dedim.
17. corto | 13 February 2006 tarihinde yazıldı. 8:11 am
film seçimlerinde dikkatimi çeken bir noktayıda sizlerle paylaşmak istiyorum. herkes sevdiği filmleri en iyi olarak görüyordur mutlaka. ama bence bu doğru değil. birilerinin fight club’ı başyapıt görmesi onu başyapıt yapmaz ben de stalker derim. bu da ben böyle dediğim için fight club’ı değersizleştirmez. en geniş ürün çeşidi olan marketleri oy birliğiyle seçmiyoruz bir sanat ürününden bahsediyoruz. bence seçtiğimiz filmleri bu sıralamaya koyma nedenlerimizi de açıklamalıyız. bunu yaparkende bu sanatın gerekliliklerini ne kadar yerine getirip getirmediğine bakmalıyız. fight club çok zekice bir senaryo ve kurguya sahip şüphesiz ama o filmin senaryosu spilberg’te olsa ve yapmak istese aynı etkide yapabilirdi bence. matrix, william gibson’un neoromancer kitabında kanlı canlı vardı zaten birileri sinema yapmayı düşündü.örneğin ismail öztürk bey kendi sevdiği türk filmlerini sıralamış teknik bir bakışla listedeki filmlerin bir kaçı dışında bundan önce eleştirmenlerce hemen hemen hiç biri ciddi bir listeye sokulmamış.vizontele tubaa ile züğürt ağayı aynı listeye hangi gerekçelerle koyuyoruz. truffaut’ya göre kameranın durduğu yer bir ahlak sorunudur. hitchcock’a göre ise teknik bir mesele yani her yiğidin kendine has bir yoğurt yeme biçimi var. bu da bu sanatın farklı sunumları olmasıyla ilgili. birileri picasso’nun kübist yaklaşımını kendi dünyasına yakın görürken birileri dali’nin sürrealizmini beğenebilir bu picasso’yu dali’den dali’yi picasso’dan değersiz kılmaz. bence böyle bir sıralama yapılamaz çoğunluğun verdiği oylar bir sanat eserini diğerinden yukarıda tutamaz. bu çoğunluğun azınlıklığın değer anlayışını hiçe sayan soyut baskısı olur. seçicilerin yeterliliğini kim seçecek. bu estetik bir yeterlilik gerektirir. tarantino’nun bile bu filmi ben yapmalıydım diye hayıflandığı ve bizzat dağıtımcılığını üstlendiği “old boy” listede yokken neredeyse tüm filmlerinin listede olması hangi seçici kurulda kabul görebilir. ya da kim duk’un “boş ev”inin dancer in the dark’tan daha kötü olduğunu kim söyleyebilir. lafın özü amerikan filmlerinin istila ettiği listede tarkowski, goddard, fasbinder, herzog, visconti, bergman, bunuel, antonioni, greenaway, jarman, passolini ve şu an hatırlamadığım bir çok yönetmen yoksa ortada ciddi bir sorun var demektir.
18. KEzzAP | 14 February 2006 tarihinde yazıldı. 2:36 pm
Corto senin de sanırım beklentilerinde ve bu beklentilerini dile getirdiğinde yerde sorun var.
mahkum.net listesi yapmayı teklif edenler sanırım “mahkum” a katkıda bulunmaya çalışan kişilerin beğenilerine önem ve değer veriyorlar ki böyle bir teklifle geldiler.Biz de beğenilerimizi paylaştık.
Sanırım bu konuda sözü onlara bırakmak gerekiyor.
Bunu sanattan anlamayan insanlar tarafından oluşturulmuş
bir liste olarak gör, fazla değer ve önem verme.
Tabi “iktidar olmak” gibi bir niyetin yoksa… (ki böyle iddiasız bir listeye böyle bir yorum getirerek bence bunu belirttin)
Benim fikrimi sorarsan ne senin bahsettiğin listeleri değersiz ve anlamsız bulurum (ne haddime), ne de burada tarafımızca oluşturulmuş listeyi.
Yazında yazdıkların tamamiyle senin “iddia”ların ve kendi “öznel”
anlamın, ama benim için değeri vardır ve böyle bir yazıyı yazmanda
“ciddi bir sorun” yoktur…
Dört tarafı yalanlarla çevrili o adadan kurtulmak gerekiyor diye düşünüyorum…
Başka yerlerde hayat yaşanıyor çünkü!
“Biz gelmeden felsefe gökyüzündeydi, bizler onu yeryüzüne, insanların arasına indirdik.”
Yeryüzüne inin demiyorum…
Yeryüzü ve gökyüzünü birleştirmeye çalışıyorum…
O zaman belki de ortada “ciddi bir sorun” olmaz…
19. KEzzAP | 14 February 2006 tarihinde yazıldı. 2:44 pm
Hipnoz konusunda söylediklerinde haklısın…
Mahkum bunu ilk kullanan film değil…
İlk aklma gelen “hipnoz” diye bir fransız filmi mesela…
Fakat mahkum bunu bambaşka bir boyuta taşıyor diye düşünüyorum: varoluş+gerçeklik sorgusu+quantum+hipnoz
Ben buna bakarak bile çok başarılı diyorum…
Fight Club+Speilberg fikrine kesinlikle katılamam…
O filmi David Fincher gibi bir nihilist’ten başkası sanırım onun kadar başarılı yorumlayamazdı…
20. corto | 15 February 2006 tarihinde yazıldı. 7:55 am
sanırım benim beklentilerimin ve beklentilerimin dile getirildiği yerde sorun olması için öncelikle ne beklediğimle ilgilidir.
ben yazımda, sanat eserleri arasında bir kıyasın, izafi durumumdan dolayı neredeyse imkansızlığından bahsetmeye çalıştım. çünkü aynı nedenden dolayı “mahkum” gibi sıradışı bir çalışma da genelin kapasitesinden dolayı göz ardı edilebilir ve bu mahkum’u değersizleştirmez.
sinema ile ilgili biri olarak, bu düşünceleri de sinema ile ilgili halka açık bir sitede paylaşmaya çalışmam da yanlış yerde olduğum anlamına gelmez. en fazla yanlış kişiler arasındayımdır.
anlatmaya çalıştıklarım insanların sanattan anlayıp anlamamalarıyla ilgili değildir. bu kavramın kişiden kişiye göre değişim gösterdiği ve sanat eserleri arasında hiyerarşi oluşturmanın sakıncalarıyla ilgilidir. ne vesile ile olursa olsun hiyerarşi kurulmasına karşı olmak “iktidarsızlığı” istemektir.
bu noktada tutarlılık çok önemlidir ve bir şeye inanmaktan çok idrak edebilmekle ilgilidir. gerçeklik olgusunun böylesine mihenk taşı olduğu bir paylaşım noktasında; ancak dört tarafı “yanılsamalarla” çevrili bir adadan bahsetmek mümkündür, tabi ki o adanın dörtgen olması koşuluyla. benim bu paylaşım noktasında insani ölçülerde yanılsama yaşamam, ya kendimin buna son vermesiyle ya da bir “iktidar” tarafından son verilmesiyle mümkündür. bunu bile başlı başına bir yanılsama olarak algılarım ve birinin beni düşlemesinden vaz geçerim. bende duran felsefe bu, gökyüzünde değildi yer yüzüne de inmedi çünkü evren bizim gözümüzün görebildiği kadar değildir.
mahkum varoluş+gerçeklik sorgusu+ quantum+hipnoz kavramları ile çok farlı bir boyutta bir fikri taşıyor olabilir ama başarılı bir film ayrı bir şeydir. “ol” madan başarılmış görmek peşin hükümlülük olur.
figt club+spilberg önermesini bir prototip olarak nitelendirdim. cinsini temsillendirebilmek için. aşağıya fincher’ın kendi yaptığı işler var. bunlar bir nihilistin kendi yaptığı işlerle eşlenmesine örnek olarak ilginçtir.
David Fincher Filmografy
Video Hits: Paula Abdul (2005) (V) (videos “Straight Up”, “Forever Your Girl” and “Cold Hearted”)
Panic Room (2002)
Madonna: The Video Collection 93:99 (1999) (V) (video “Bad Girl”)
Fight Club (1999)
Ladies & Gentlemen: The Best of George Michael (1999) (V) (video “Freedom ‘90″)
The Game (1997)
Se7en (1995)
The Best of Sting: Fields of Gold 1984-1994 (1994) (V) (video “Englishman In New York”)
Aerosmith: Big Ones You Can Look at (1994) (V)
Dangerous: The Short Films (1993) (V) (video “Who Is It”)
… aka Michael Jackson - Dangerous: The Short Films (USA)
Alien³ (1992)
Madonna: The Immaculate Collection (1990) (V) (videos “Express Yourself”, “Oh Father” and “Vogue”)
21. Yönetmen | 15 February 2006 tarihinde yazıldı. 8:12 am
Bu sayfanın başlığına dikkat çekmek istiyorum. Mahkum.net listesi. Mahkum.net’te katılımcılarla sinema üzerine konuşuyoruz. Katılımcılardan en beğendikleri filmleri yazmalarını istedik. Bu şekilde bir “en beğenilenler” listesi oluşturduk. Bu liste bu sayfalara “takılanlar” tarafından oluşturuldu. Herhangi bir bilimsel ya da sanatsal kritere uymak gibi bir arzumuz olmadı. Bazı filmleri seviyor, bazılarını “teknik” olarak üstte tutuyor olabilirsiniz. Biz bu listede daha çok filmlerle, katılımcılar arasındaki sevgi faktörünü öne çıkartmayı umduk. Ortaya çıkan liste tabi ki eleştirilebilir. Eleştirilemeyecek ne var ki etrafta? Ben kendi adıma burada, bu listenin bile tartışılıyor olmasından çok memnunum; sinema konuşuyoruz, aynı fikirlerde olmak zorunda değiliz, eleştiririz, beğenir ya da beğenmeyiz. İletişim nezaketini elden bırakmadıkça her fikir burada değerli olacaktır.
22. KEzzAP | 15 February 2006 tarihinde yazıldı. 3:58 pm
Sorun bu listeyi bir hiyerarşi olarak algılamanda zaten…
Bu sayın yönetmenin de söylediği gibi “bilimsel ve sanatsal kriterle uymak zorunda olmadığımız bir arzunun” sonucunda ortaya atılmış
“iddia”sı bununla sınırlı bir liste…
Paylaşım konusundaki kastım aynen senin söylediğin gibi bir şeydi zaten… Yanlış kişilerlesin… Zaten sorun da buradan kaynaklanıyor. Yanlış kişiler tarafından oluşturulmuş bir listeyi,belirlenimş “doğru” (kabul edilebilirlik anlamında doğru, mutlaklık anlamında değil) üzerinden değerlendiriyorsun. Bu da
ne yazık ki “iktidar olmak” gibi bir şey getiriyor benim aklıma…
Yanılsama mevzunu sadece burası için kullanmak yanlıştır diye düşünüyorum… Yani dört tarafı yalanlarla çevrili bir adadan bahsederken, aslında bunu söyleyen insanların oluşturduğu ve başka yalanların hüküm sürdüğü başka bir adaya kendimi hapsetmiş oluyorum. Fakat aslolan bunu “gerçeklik” olarak görmemektir senin de söylediğin gibi… Ben kendi adamı gerçeklik olarak görmediğimden eminim ki zaten bu yazıyı yazmamın sebebi de budur… Ben sadece yüzme öğrenmeye çalışıyorum… Ve yüzme öğrenmek adadaki iktidardan kaçmaktır… Bilmem anlatabildim mi?
Mahkum’un yakaladığı durumu başarılı olarak değerlendirirken
bu başaramın kıstası bir “film”i değerlendirmememin tamamiyle dışındaydı. Başarısız bir film dahi ortaya çıksa bu konuyla ilgili özellikle Türkiye’de film yapmak büyük bir cesaretin ürünüdür.
Tadından yenmez bir durumdur. Dabbe için de aynı şeyleri yazdım mesela…İzlememe rağmen… Baba ve Oğlum için de zıttı bazı şeyler yazmıştım yine izlemememe rağmen. Ve hiçbirinin dfeğelendirmesi bir “film”in değerlendirmesi değildi.
Fincher’a gelince…
Yazdığın örnekler, Fincher’ın nihlizminin ötesinde şeyler düşündürüyor bana…
Bambaşka bir tartışma konusu… Popüler kültüre esir olma mevzusu işte…
Ama filmler için hala nihilizm ön planda diye düşünüyorum.
(Allien hariç)
SE7EN, GAME ve PANIC ROOM sinemada varoluş ve nihilizmin temsilcileri olan (aralarındaki çelişki ve ilişkiyi inceleyen) filmlerdir…
23. corto | 15 February 2006 tarihinde yazıldı. 7:03 pm
azizim kezzap sanırım sen haklısın ben yanlış dolmuşa binmişim.
mahkum’un bir sinema eseri olarak tartışıldığını düşünüp, sinema tartışmaya çalıştım. çünkü mahkumun içerdiği konular bugün felsefe, tıp, ve fizik bilimleri ortamında zaten yazılıp çiziliyor. ve ben malesef bir sinema tutkunu olarak filmlere duygusal gözle bakmakla birlikte bir sanat dalı olmasından ötürü, estetik ve teknik gözle de bakmak zorunda hissediyorum. bilemiyorum sinemaya olan sevgim beni ona karşı fazla ciddileştiriyor sanırım.size küçük bir serzenişte de bulunmak istiyorum bu arada düşüncelerimi paylaştığım bir yazıyı iktidar olma meselesi, siz yanlış yerdesiniz meselesi ve dört tarafı yalanlarla çevrili olma meselesine getirmeniz beni üzdü. hakaret etmediğim sürece ne yazarsam yazayım bir fayda çıkabilir. siz faydalı bulduklarınızı alırsınız bulmadıklarınızı almazsınız mesele bu kadar basittir. bu alanın kişisel polemiklerle doldurulmasını istemediğim için kısa kesmek istiyorum. dilerim mahkum bir sinema yapıtı olarak da başarılara imza atar. hoşçakalınız.
24. KEzzAP | 16 February 2006 tarihinde yazıldı. 5:17 am
Hakaret olarak algılayan sizsiniz…
İktidar, yalan ve yanlışlık meselesi çok geniş mevzulardır ve bunların hakaret olarak anlaşılması da beni üzdü…
Ben “mahkum”u sinema sanatı sınırları içinde değerlendirdim fakat bir film olarak değil…Değerlendirmem mahkum bir film haline dönüştükten sonra tam halini alacaktır…
25. ismail | 16 February 2006 tarihinde yazıldı. 4:38 pm
Sevgili carto, yazını beğenerek okudum. sonraları zaten cevabı kendin vermişsin. mesele olaya nasıl baktığımızla ilgili tabiki. benim, vizontele tuba ile züğürt ağayı hangi gerekçeye göre aynı listeye koyduğumu ve seçtiğim filmlerin bir çoğunun eleştirmenler tarafından pek dikkate alınmayan filmler olduğunu söylemişsin. ben bir filmin değerlendirmesini, söylemeye çalışdığı ya da söylediği şeyi, sinema dilinin imkanlarını ne kadar ustaca kullanıp kullanmadığa bakarak yapmaya çalışırım. Benim için ne anlattığı değil, neyi nasıl anlattığı önemlidir. sinema sadece felsefe yapılan bir arena değildir. tamam oarada (yaptığınız filmde ) istediğinizi söyleyebilirsiniz ve bu tüm dünya tarafından doğru da bulunabilir. özellikle kendini sinemadan en iyi anlayan kişiler olarak dikta edip sadece kişisel filmleri ön plana çıkaran zırva eleştirmenler tayfasının da çok hoşuna gidebilir. Ama sinema dilini, yani biçimi, farkına varmadan inkar edip sadece salt, entellektüel söylemlerinden dolayı ortaya çıkan şeye sanat derseniz eğer, sinemaya ve sanata en büyük küfürü etmiş olursunuz. hem içeriği hemde biçimiyle en güzel, en uygun şekilde örtişmüş filmlerdir en iyi filmler. Sinemaya; klasik-çağdaş bir sürü bakış açısı ve uygulama yöntemi var. iyi film sadece, entellektüel bir söylem geliştirip ve sadece bireyleri ele alarak onları uzun plan sekanslar içinde dolandırmak değildir. kaldıki benim bu tarz çok sevdiğim filmlerde vardır. Bir sürü yönetmen saymışsınız, tarzınız, kulvarınız belli. Maden bana sormuşsunuz bende size soruyorum neden orda angelopaulos dan söz etmiyorsunuz. o saydığınız yönetmenlerden bir çoğu biçim ve içerik olarak Theo angelopoulos’un ( yazım hatası olabilir ), yanına yaklaşabilirlermi. Çağdaş sinema sadece uzun plan sekanslarlamı yapılır. Tek sinema kişisel sinemamıdır. Ben hem kişisel hem toplumcu hemde popkorncu vs.sinemayıda seviyorum. Ben anlattığı şeyde sinema dilini en güzel kullanan filmleri seviyorum. Bu sadece görsellikten de ibaret değil, senaryo, kurgu, oyunculuk hepsi içinde bu güzellik kıstaslarının. Ama siz, kendini eleştirmen sananların ve sinemayı sadece kişisel sinemayla kısıtlamaya çalışan zihniyetin yaptığı filmleri seviyorsunuz. Tabiki olabilir. ben filmleri yazmadan önce sıralama yapmanın öyle basit bişey olmadığını belirttim herşeyden önce. ondan sonra da ayak üstü aklıma geliş sırasına göre yazmıştım. ya her zamanki gibi tartışılacak konuşulacak daha çok şey var. sinema çok derin. hep tartışalım. teşekkürler…
26. corto | 17 February 2006 tarihinde yazıldı. 7:06 am
değerli kezzap arkadaşım
ben hakaret ettiğinizden bahsetmedim. lütfen yazımı bir daha okuyunuz. sadece ben size hakaret etmediğim sürece fikirlerimizi paylaşmamızın bir sakıncası olmadığından bahsettim. kendi yazdıklarımı tekrar okudum. neden böyle bir yaklaşım içinde olduğunuzu inanın anlamakta güçlük çekiyorum. sizinle diyalogumuzun amansız bir monolog haline dönüşmesinden fena halde endişeliyim. kimsenin; kimsenin fikrine biat etme gerekliliği yok. lütfen düşünceleri bölüşme platformuna dönelim. böylesi çok daha geliştirici olur.
sevgili ismail arkadaşım
düşüncelerinizi şöyle özetlemişsiniz.
“Ama siz, kendini eleştirmen sananların ve sinemayı sadece kişisel sinemayla kısıtlamaya çalışan zihniyetin yaptığı filmleri seviyorsunuz. Tabiki olabilir. ben filmleri yazmadan önce sıralama yapmanın öyle basit bişey olmadığını belirttim herşeyden önce. ondan sonra da ayak üstü aklıma geliş sırasına göre yazmıştım. ya her zamanki gibi tartışılacak konuşulacak daha çok şey var. sinema çok derin. hep tartışalım”
öncelikle ‘angelopoulos’un filmlerini çok sevdiğimi belirtmeliyim. benim belirttiğim cümlelerde “şu an hatırlamadığım bir çok yönetmen” gibi bir ibare vardı. sanırım siz pek parlak olmayan bu cümleyi atlamışsınız. ben kendimi eleştirmen sayanların suyuna giden biri olarak görmüyorum. zaten kişisel sinema diye bir şey olduğuna da inanmıyorum. sinema kişisel düşüncelerden türese de pek çok kişinin birikimlerinin bir araya gelmesiyle oluşan kollektif bir sanat dalıdır. sizin hem kişisel hem popkorncu hem de toplumcu sinemayı sevmenizde hiç bir sakınca yok. ben kişisel olarak popkorncu sinemayı, popüler kültürü de, eğlence sektörünün bir parçası olarak gördüğüm için sanat eseri olarak izlemiyorum. tıpkı münir nurettin selçuk’u dinlerken duyduğum saygıyı bülent ersoy’a duymamam gibi.
tıpkı neşet ertaş’a duyduğum saygıyı, ibrahim tatlıses’e duymamam gibi. angelopoulos dahil, yukarıda saydığım pek çok yönetmenin sinema sanatına verdiği samimi gayretle pek çok ülkenin sineması, dünya üzerinde saygı duyulur hale gelmiştir. viscontiler, felliniler, bertulicci vs.ler olmasaydı saman alevi gibi parlayıp sönen üç beş isimden dolayı kim italyan sinemasına kim saygı duyardı ki; ya da truffaut’lar goddard’lar vs.ler olmasa fransız sinemasına, luc besson’dan dolayı mı saygı duyulacağını sanıyorsunuz. american sinemasında chaplin’ler, orson welles’ler, john houston’lar olmasa bayrağı önde taşıyabilirler miydi? polonya da kieslowski’ler polanskiler olmasa, almanya da herzog, fassbinder, fritz lang vs.ler.
her gün magazin alemlerinde boy gösteren yılmaz erdoğan ‘dahi’ de tüm dünya eleştirmenleri yetersiz mi ki; bu adamı farkedemiyor. taiwan’lı wong kar wai hemen dünyada kabul görürken, japon takeshi kitano el üstünde tutulurken, iran’lı kiroshtami, kore’den kim duk ödülden ödüle koşarken almancı fatih akın’dan ve italyan yönetmeni sayılan ferzan özpetekten başka kim ulusal sinemamızda bahsedebilirolmuştur ve onlara türk sinemasının ne katkısı olmuştur? demek ki sadece ben seviyorum arkadaşla olmuyor bu işler. bir sanat yapıyorsanız gerekliliklerini yerine getirmek zorundasınız. “karıncalar bilmeden severmiş” ama karıncaların sanat yapma gibi kaygıları yok. elimizde ahmet uluçay’da var. n.b. ceylan’da var. z. demirkubuz’da var. uğur yücel’de var ama bizler net’te bir sinema sitesinde sinemayı tartışıyorsak savaş ay’ın dansöz’üne 198.000 kişi giderken bir çok ödül almış uzak filmine 51.000 kişinin gittiğini demirkubuz’un filmine 4600 kişinin gittiğini de bilmeliyiz. kurtlar vadisi dramına gelmek bile istemiyorum. açın gece yarısı televizyonunuzu 3.sınıf amerikan aksiyonlarından daha mı derinliklidir sinema atraksiyonları? amerika’lılardan intikam alınmışmış. hadi propaganda filminden sayalım. neyin propagandası? hergün amerika’lılar için kaç saatimizi harcadığımızı bilmiyor muyuz? neyin yalancı pehlivanlığıdır bu? ortada sinema sanatı denilen bir şey var. bunun her ülkeye has bir yansıması var. dünya sineması, genel estetik kaygılarla birlikle her ülkenin kendine has düşünme biçimiyle ilgileniyor. siz hakkari’deki yerel bir hikayeyi flycam bulduk diye olur olmaz yerde kullanarak anlatmaya kalkarsanız o beğenmediğiniz eleştirmenler filmin doğal dokusunu bozduğunuz için sırtında kamera taşıyan khirostami’yi ciddiye alırlar. açıkçası kilim desenli hırka giyen tatlıses’in ayağındaki gucci ayakkabıdır olan biten. bu kim tarafından kabul görür zaten gucci’den bihaber olan güzel halkım tarafından. ama alt kültür düzey olarak sürekli bilgisiz kalırsa ve bu işten para kazanan samimiyetsiz üst kültür hiç zorlanmadığı için kendi sınırlarını genişletmez ve kazandığı tonla parayla bir sürü mankeni onu bunu toplayıp organize işlere soyunursa, organize bir şekilde soyulursunuz. vizontele’de televizyon demeye dili dönmeyen insanların sıfatlandırmasının bir karikatürizasyonunun yansıması varken. vizontele tubaa size samimiyetsiz gelmiyor mu? züğürt ağa kiraaaaz sizce ne kadar samimi olurdu. ben sinemayı kişisel masturbasyon aracı olarak gören halktan uzak bir sanat olarak asla görmüyorum. clint eastwood’uda beğenerek izliyorum ama sinema yapıyorum diye de genelin istediği fotoğrafların altına genelin istediği sözleri yazarak yine genelin sevdiği müzikleri yerleştirip çuvala para doldurmaya çalışan ve bu memleketin sinemasına bir parça bile katkıda bulunmayıp ödül benim hakkımdı bunların hiç biri sinemadan anlamıyor benim filmimi 2 milyon insan seyretti diye ortalığı birbirine katan insanlardan da hiç hoşlanmıyorum. benim kimseye kişi olarak saygısızlığım yok ama herkesin fikrine saygı da duymuyorum. kimseden benim fikrime saygı duymasını beklemiyorum ama benim varlığıma saygı duymalarını beklemek insani bir durumdur diye düşünüyorum.
27. Yönetmen | 17 February 2006 tarihinde yazıldı. 9:02 am
Tartışma, kişiselleşmezse iyi gidiyor. Özetle çok bilindik bir sanat felsefesi tartışmasına dayanıyor burada konuşulanlar.
Biçim mi, öz mü?
Buralarda bir yerlerde türk sinemasının en önemli sorununun yarı-aydın sinemacılar ve iş bitirici yapımcılar olduğunu yazmıştım. Biçim/öz ya da popülizm/elitizm ya da kabuk/içerik gibi ikilemler her zaman var olmuştur. Her sanat dalında hem de. Bu sorulara vereceğiniz cevaplar, aslında sizi siz yapan kültürel kodları, dünya görüşünü, ontolojik, epistemolojik, semiyotik, hermenotik kodları bulmanıza yarar. Türk sinemasının bu aşamaları geçmesi kolay değil. Neden? Çünkü temelde mimetik bir sanat olan sinema sanatı, bizim kültürel kodlarımızda “bugün anlaşıldığı gibi” bulunmuyor. Hintlilerin sinemayı nasıl algıladıklarını düşünün. Bir “sinema yaratıcısı”nı zorlayan en büyük gerçek, sinema yapmanın pahalı oluşudur. Bugün için “sinema yapmak” dijital teknolojiler sayesinde ucuzlasa da yaptığınızı izletmek için hala büyük sermayelere ihtiyacınız var ve bu da sinemanın ticari tarafının var olmasını gerektiriyor. Belki yakın gelecekte internetin hızlanması ve gelişmesi ile düşük maliyetle üretilmiş filmler yine düşük maliyetlerle kitlelere ulaşmaya başlayacak. Ama nereden baksanız yine çok sayıda emekçiye para ödemek zorunda kalacağınız bir sanat olarak varlığını sürdürecek. Şimdi ikilem şu: seyirci gelsin derseniz, harcadığım paralar gişeden geri dönsün derseniz, paranın kokusunu alıp bu işten para kazanalım derseniz, corto’nun dediği gibi “saygıyı haketmeyen” insan oluyorsunuz, ya da “bir festivalden ödül veya bakanlıktan para bulur çekeriz, bu bana yeter” diyorsanız sanatçı oluyorsunuz, onurlu oluyorsunuz. Tahmin edersiniz ki gerçekler bu kadar yalın ve karikatürize değil. Her şeyden önce doğada bu ikilem yok. Örnek: elma. Elma hem havasın damak zevkine hitap eder hem de avamın. Hem kitlelerle barışıktır hem de seçkinlerle. İkilem, aslında insan zihninin “yarattığı” bir ikilem. Benim şimdi burada bu kadarla yetinceğim bu cümleler, dediğim gibi sizi kültürel kodları çözmeniz/keşfetmeniz konusunda zorlayacak. Biz ta en baştan beri “Mahkum çok katmanlı bir film olsun” diye arzuladığımızı burada sizlerle paylaşıyoruz. Elma’yı örnek almaya çalışıyoruz. Bunun yolu nedir derseniz, bilmiyorum. Henüz bilmiyorum. Bu deşifre süreci, teorik+pratik çalışmalarla, çok sayıda insanın emek vermesiyle ve çok uzun bir süreçte ortaya çıkacaktır diye de hissediyorum. Şu an için en doğru tavrın üretmek ve neler olduğuna dikkatlice bakmak olduğunu düşünüyorum. Yapılması gerekenin Vizontele ile ya da Angelopoulos ile özdeşleşmek olduğunu zannetmiyorum. Önerdiğim yol şu: elma gibi olabilmek için sakin olmak gerekiyor. İnsan zihninin varyantları fazlaca dolambaçlı olabiliyor, kaybolmak ve zihnimizi bir labirente kendi ellerimizle dönüştürmek, gayet olası… “Dışınızda olup bitenleri boşverin, siz bir şeyler üretin” şeklinde bir slogan türetmek sağlıklı bir yol olabilir.
Benim en sevdiğim filmlerden biri Cyrano De Bergerac‘tır. Çünkü Cyrano karakterini çok seviyorum. Kasılarak “Neden Tarkovsky, Angelopoulos vs. filmlerinden biri değil?” diye beni eleştirecek olan eleştirsin, bana ne? Anne ve babanızı siz seçmediniz ama onları seversiniz. Onların dünyanın birinci sınıf düşünürleri ya da sanatçıları olması gerekmez değil mi? Cyrano’da benden çok şey var. Belki de olmak istediğim karakterdir, bilemiyorum. Bu Cyrano’yu en sevdiğim filmlerden biri yapmaya yeter. Çünkü ben insanım. Sinemayı bir sopa gibi algılamazsanız eğer onu daha çok seversiniz. Sinema ideolojik bir sopa değildir. İlla ki insanları dürtmenize mi yarar? Çok katmanlı sanat eseri tanımı tam olarak burada yapılabilir: bir sanat eserinin içerdiği anlamlar, yüklendiği misyonlar o eserin içinde değişik oranlarda bulundurulur ve bu oranlar doğru bir şekilde yerleştirilebilirse o sinema eseri çok katmanlı olmayı başarabilir. Organize İşler de çok katmanlı bir filmdir. Şaşırdınız değil mi? Ancak Organize İşler’de “ideolojik işler”in oranı profesörün masasında dekor olarak duran Marx kitabı kadar(cık)… Tercih ona göre yapılmış. “Sinema yaratıcıları” önce ne yapmak istediklerine karar verecekler. Sonra karşılarındaki izleyici adı verilen şeyin “insan” olduğunu unutmayacaklar. İnsan dediğimiz şeyin kafasında bin tane tilki döner. Canı sıkılır. Aşıktır, geçim derdi vardır, kaçış aramaktadır. İçerdiği vitaminleri mis gibi kokusuyla, tadıyla, görüntüsüyle veren elma gibi uygun oranlarda karıştırıp veremediği zaman, sinema ya elitist olur ya da popülist.
28. KEzzAP | 18 February 2006 tarihinde yazıldı. 12:06 am
Evet sayın corto…
Tavsiyenize uyup olayı kişisel boyuttan alıp bölüşme platformuna gitmeyi tercih ediyorum…
Şu ana kadar sürçü lisan ettiysem affola, diyorum…
Şu ana kadarki yazılarımda anlatmak istediklerimi ifade edebildiğimi düşünüyorum…
Hala bir soru işareti varsa tüm içtenliğimle cevaplamaya hazırım!
29. corto | 21 February 2006 tarihinde yazıldı. 9:48 am
hayır sayın kezzap
Aydınlatmanızı istediğim her hangi bir soru işareti kalmadı.
Size karşı yanlış bir kelime kullandıysam beni affedin.
Ben de yazdıklarımla, neyi ifade etmek istediğimi çok iyi anlattım sanıyorum.
artık anlatacak bir şey kalmadığına göre hoşçakalın demek güzel bir kapanış olur.
30. KEzzAP | 15 March 2006 tarihinde yazıldı. 7:42 pm
Michael Haneke’nin son filmi Caché’yi (Saklı) izleyen var mı?
Diğer filmlerini de çok beğeniyordum, en tuttuğum Funny Games’ti hatta. Fakat üstat, bu son filminde gerçekten Funny Games’ten daha beter sallıyor ve de rahatsız ediyor insanı diyebilirim. Kesinlikle en iyi filmi bence.
Ben en iyi listeme hemen ekledim bu filmi açıkçası.
Böyle tek başına konuşmak hoşuma gitmiyor. İzleyen varsa filmdeki soru işaretlerini de tartışmak isterim.
Ayrıca altyazı dergisine de kapak oldu:
http://www.altyazi.net/mart06/sy-49-kapak-b.jpg
Kaçırılmamalı! Mutlaka izlenmeli…
31. Yönetmen | 16 March 2006 tarihinde yazıldı. 1:09 am
Ben izlemedim malesef. Le Temps du loup (2003) (kurdun zamani)ni izleme sansim olmustu.
32. KEzzAP | 16 March 2006 tarihinde yazıldı. 2:55 pm
Ben de Kurdun Zamanı’nı izleyememiştim. Kurdun Zamanı filmi olumsuz eleştiriler almıştı, sadece bunu biliyorum.
33. anıl aydın | 15 May 2006 tarihinde yazıldı. 10:16 pm
bak dunyanın en iyi filmi neymiş NURİŞ olağan şüpheliler
34. corto | 06 June 2006 tarihinde yazıldı. 4:08 am
tuhaf didişmelerin kaynağı olan bir akılla aynı filmde tepe olmak insanın sinirini bozsa da; doğruların uçurumunda parçalanma estetiğine boyun eğmeli insan. ya da terbiyesiz bir biçimde estetiğin doğrularına erişmiş varoluşa saygı duymak.
SAKLI bu anlamda kezzap’la tüm hissiyatta hemfikir olabileceğim bir filmdir. başlangıcından finaline kadar her karenin ölçülüp tartıldığı. zoom out oldukça bize, bizim; tüm dünyada olup bitene karşı tutumumuzu yansıtması açısından harikuladedir. her şeyi yerli yerinde olan burjuva özlemli hayatımızın, geçmişimizdeki; kırık manevralarını ve yaşamımızda deger bile olarak görmediğimiz yaşam formlarının nasıl olup ta bir gün inandığımız tüm degerleri kökten sarsabileceğini göstermesi filmin ayrı bir mucizesidir.”saklı” fransız bir burjuva ailesinin eril ferdinin küçük bir çocukluk hatasından bizi ırak savaşında ne tarafta durduğumuza kadar sorgular. tikel bir kinin yıllarca saklandığı bir düzen bozuculuğun alaşağı ettiği duyarlılığı, toplu bir cinnettin yaşayabileceği geleceğin kafasına vurulan bir ayna gibi paramparça eder. ama biz bu dünyada gördüğümüz tüm kötülükleri kendi kıçımızı sağlama almak için bildiğimiz halde içimizde bir yerlerde saklı tutarız. hatta bir gün ölürken bile içimizde dünyada yapılan tüm kötülüklere rağmen saklarız. kimdir “saklı” da yaşanılanları kameraya çekip karşılık beklemeden şantaj yapan? kimdir iktisadi bir karşılığı olmayan rahatsızlığı yayan? sanatı seviyorum. haneke’yi seviyorum. biz gittikten sonra bile, bu dünya da aklın mutluluğa götürüldüğü öbür jenerasyonu görmek istiyorum. parktaki bastonuma yaslanırken. salt kendi çıkarlarımız için adi bir orospu gibi kabul ettiğimiz dayatmalardan nefret ediyorum. bişeyistlerden nefret ediyorum. birey olmadan topluluğa karışanlardan hatta birey olanlardan daha çok kurbağa vraklaması çıkarıp iktidar olmak için tepesindeki yırtıcıları kovanlardan nefret ediyorum. ağaçtaki yapraktan, çöldeki kumdan, umursamadan üzerine bastığımız böcekten daha değerli değiliz biz. mezarlıklar türümüzle dolu. adımızı kim biliyor ki?
35. ilone şükran | 12 June 2006 tarihinde yazıldı. 3:21 pm
merhabalar,
gerçekten bu film projesinin nasıl olacağını çok merak ediyorum.şimdiden heyecanlandım içim kıpır kıpır oldu ne yalan söyleyeyim,
aslına bakarsanız ben de bir tiyatro oyuncusu olarak küçük bir rol almak isterdim,
ama tabi nasıl olur bilemem,
bunu gerçekten tüm kalbimle isterdim,ki bunun için hiç bri şey talep dahi etmem,imkanım ölçüsünde bir şeyler yapmak dahi isterdim.
ulaşmak isterseniz şayet ***@yahoo.com.tr mail adresimden bana ulaşabilirsiniz.
olmazsa da canınız sağolsun,
ben yine zevkle takip eder,izlerim,
saygılar,,
bol şans size…
36. ilknur eyilik | 19 June 2006 tarihinde yazıldı. 4:40 pm
melih’e mehmet aslantuğ oynamalı aslı’yı ise ahu türkpençe oynamalıdır.
Yorum yazın
Bazı HTML kodları kullanılabilir:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>
Bu yazıyı izle | Yorumlara RSS yöntemiyle abonelik