Gerçekliği Sorgulamak…
24 August 2005
“Aslı, hayata karşı farklı bir bakış açısını keşfetmeye başlamıştır. Nevin, bilimsel düşünceyle mistik düşünceler arasında gelgitler yaşar, Melih ise olayların sonuçlanmasıyla kendisini Karl R.Popper ve Paul K.Feyerabend’in fikirlerinin öğrenmeye çalışırken bulur. Belki de psikiyatri literatürüne girecek bir “vaka” sayesinde, bilimsellik üzerindeki fikirleri düzey atlamıştır.” Bu cümleler sinopsis bölümümüzden alıntı. Gerçeklik sorgulamasının ne yönde olmasını arzu ettiğimi belirtmeye çalıştığım bir paragraf. Kısaca açmaya çalışayım:
Gerçekliği sorgulamak oldukça moda bir kavram. Özellikle son dönem dünya sinemasında. Biz de bunu yapmaya niyetliyiz ancak şimdiye dek yapılmadığı bir şekilde. Öncelikle belirteyim, “Mahkum” projemiz için hayallerimiz pek mütevazi değil. Hayal kurarken mütevazi olmayı bir çeşit cimrilik olarak görüyorum. Herneyse, gerçekliği sorgularken birkaç önemli noktaya dikkat ediyoruz. Birincisi, bilim tarihinde olup bitenleri takip ediyoruz. Çünkü bilim bizim “gerçeklik” dediğimiz şeyin tanımını yapar ve “gerçeklik” ile doğrudan ilgilidir. Hemen açalım: 1905 yılına kadar “gerçeklik” dediğimiz şey şu an TV’lerde bize gösterildiği gibiydi. İronik bir şey ama doğru. Günümüz medyasının gerçeklik anlayışı hala 19.yy pozitivizminin gerçeklik tanımı gibi. 1905′e kadar Laplace’ın determinizm tanımı, bilim dünyasında hüküm sürüyordu. Yani evren işlemekte olan bir saat gibiydi, her sonuç bir sebebe bağlıydı. Sebepler ve sonuçlar arasındaki ilişki “doğa yasaları” adını alıyordu. 1905 ve sonrasında işler biraz değişti. (Fenerbahçe’nin kuruluşuna henüz 2 yıl vardı). Einstein, Özel İzafiyet Teorisi’ni ortaya attı ve Laplace’ın tanımını verdiği kartezyen ve mekanik evren modeli biraz sarsıldı. Ama asıl devrim, 1920′lerden itibaren, önce Genel İzafiyet Teorisi ardından Kuantum Mekaniği’nin gelişmesiyle başladı. Kuantum Mekaniği, klasik determinizmi altüst etti. Gözlemciden bağımsız bir evrene olan inancımız yıkıldı. Evren, bizim dışımızda tıkır tıkır işleyen bir saat gibi değildi. Kuantum Mekaniği, atom ve atomaltı boyutlardaki parçacıkları inceleyen bir bilim dalı olarak “gerçeklik” dediğimiz şeyin tanımının çok daha karmaşık olduğunu kavramamızı sağladı. Hatta “bir gerçeklik var mı?” diyenler artık bilimadamlarıydı.
Eh, konu böyle olunca, çoğunluktaki medyanın niye 19.yy pozitivizmine takılıp kalmış olduğunu anlamak çok zor değil. İletişim fakültelerine Kuantum Mekaniği dersleri koyulursa belki işler değişir. Alev Alatlı’nın Schrödinger’in Kedisi’ne değinmesi bu yüzden çok yerli yerinde. “Gerçeklik” konusunda bilinçlenme yolunda çok nadir atılan adımlardan biri olarak sayın Alatlı’ya teşekkür ediyor ve kitabını tavsiye ediyorum. Schrödinger’in kedisi, Kuantum Mekaniğinde sıkça bahsi geçen, atomaltı “gerçekliği” ile yaşadığımız boyutlardaki evren “gerçekliği” arasında geçiş sağlamak amacıyla ortaya atılmış “Gedanken Experiment” (düşünce deneyi) lerden biri…
Bilim ve “gerçeklik” üzerine değişen kavramlar, fizikçi Werner Heisenberg’in, filozof Karl R.Popper’ın, filozof Ludwig Wittgenstein’ın fikirlerini derinden etkiledi. Epistemoloji, çok popüler bir disiplin haline geldi. Halen de konuyla ilgili entelektüel çevrelerde öyledir. Lafı fazla uzatmadan: Popper’ın bilimsellik ölçütünü, Paul K. Feyerabend’in anarşist bilim metodunu, Mahkum’da yerli yerince kullanarak “gerçeklik” sorgusunu popüler örneklerden daha sağlam bir altyapı üzerine kurma arzusundayız. Matrix serisi, Vanilla Sky, eXistenZ daha çok William Gibson‘un ilk kez ortaya attığı Siberpunk üzerinden gerçekliği sorgulayan filmler. Bilgisayarlarla çevrili bir dünyada sanal gerçeklik - reel gerçeklik (?) karşıtlığı daha çok öne çıkıyordu. Oysa biz Mahkum’da çok derinlerde bir gerçeklik sorgulaması “yaratmak” istiyoruz. Biz çok daha derinlerdeki bir disiplin üzerinde kafa yoruyor, gerçeklik sorgumuzu ontolojik yapmak istiyoruz. Bir sinema filminde bu yapılabilir mi, yapılırsa nasıl olur, biz bu işi ne kadar kıvırabileceğiz birlikte göreceğiz. Ah, elbette ki, çok katmanlı sinema anlayışımın elverdiği ölçülerde… Filmi izleyen ortalama bir seyirci “ben bu anlatılanların hiçbirini görmedim” diyebilir. Onun izleyeceği, yakalayabileceği başka şeyler olacaktır. Hayallerimiz, hedefimiz bu yönde…
Hitchcock’u hatırlamamak elde değil: “Bir filmin en güzel zamanları senaryo aşamasıdır, o aşamada herşey tıkırındadır.”
Gerçekliği sorgularken önemli bir nokta “özgünlük”. Örneğin şimdi desem ki “Mahkum” aslında bir bilgisayar oyunudur. Karakterler de bu yeni nesil “adventure” oyundaki karakterlerdir. Sizce bu proje özgün olur mu? Gerçekliği özgün bir tarzda sorgulamanın yolu, biraz doğu mistikleri gibi düşünmekten geçiyor olabilir diye düşünüyorum. Sufi okumaları yapmadan, budizme, taoizme göz atmadan, Muhyiddin Arabi, Mevlana ve Sadi’yi okumadan, hem de İstanbul’da geçen ve “gerçekliği sorgulama” iddiasında olan bir film çekmek baklavaya ceviz değil de kıyma koymaya benzer (!). Tıpkı İstanbul ve Masallar temalı bir film çekip içinde sadece Andersen, La Fontaine masallarına yer vermek gibi birşey bu! İstanbul’un masalı mı yok??
Öneri filmler:
Dark City
Memento
Truman Show
The Matrix
Vanilla Sky
eXistenZ
Sizin önerileriniz?
Bu yazı Sinema Hakkında, Yapım ve Yöntem konusuyla ilgili.
18 Yorum Yazıldı. Siz de yorum yazın.
1. siddhartha | 25 August 2005 tarihinde yazıldı. 10:56 pm
Önemli psikolojik ve felsefi referanslar ile temellendirilmiş güzel bir eserin oluşum aşamasını izlemek gerçekten heyecan verici; sinopsis ve hatta senaryo oluşturan arkadaşları (lilith, bozdemir gibi) gerçekten tebrik ediyorum. Sorular:
1- Bu aşamaya dek katılımcılar asıl senaryoyu ne derece etkilediler, değişikliklere sebep oldular mı?
2- Bilinç, bilinç altı, bilinç dışı kavramları ile Popper’ın tariflediği Dünyalar (maddi dünya, yaşantısal dünya, biçimlendirilmiş dünya) arasındaki ilişkiyi bilim-kurgusal formüller kullanarak mı çözeceksiniz?
3-İkinci soruya ek olarak; kuantum mekaniği de referanslar arasında olduğuna göre, gerçeklik sorusu başka boyutlar, zamanda yolculuk gibi öğelerle ilgili olarak bu bilim-kurgu yapısıyla ilişkili olabilir mi?
Ayrıca film önerilerim olacak:
1- Altered States: Bu filmi özellikle izlemenizi tavsiye ederim. John cunningham Lilly adlı nörofizyofarmakolog bir araştırıcının bilinç düzeyini etkileyen ve tıbbi pratikte çok kullanılan ketamin adlı ilacın keşfi, bilinç düzeyine ve gerçekliğe etkilerini bireysel anlamda denediği ve bu deneyimlerini anlatan güzel bir film.
2- Naked Lunch: W. Burroughs’un yine bilinç, algı, gerçeklik üzerine yazdığı eserin Cronenberg tasarımı.
3- Yenilerden Minority Report
4- Coen kardeşlerin bir yazarın düşleriyle düşdışı yaşamının karman çorman olduğu Barton Fink
5- Eskilerden çok başarılı bulmadığım bir deneme Julia ve Julia
6- Siberpunkın öncü filmlerinden Johnny Mnemonic
7- Solaris, elbette.
Senaryo çalışmlarında kolay gelsin, artık daha çok hız kazanmanızı diliyorum.
2. onder serbes | 26 August 2005 tarihinde yazıldı. 1:09 am
boyle bir projenin tahayyulu bile heyecan verici. matrix, vanilla sky, truman gibi filmler her ne kadar algıyı ve gercekligi sorgulasalar da, bu sorgulamayı varolussal bir duzleme tasiyamamislardir bence. zaten bunu sinema diliyle basarmak mumkun mudur ondan da emin degilim. ancak tesebbusu dahi takdire sayan. bu senaryo cok ciddi bir felsefi birikim gerektirecektir ki eminim siz buna sahipsiniz. Gazali’nin bundan yuzyıllarca once “sebep ve sonuclar arasında zorunlu bir baglantı yoktur” dedigini hatirlarsak islam dusunce tarihinin bu calısma icin onemli bir referans saglayacagini dusunuyorum.
bu calisma neticesinde nasil bir film cikar ortaya bilmiyorum ancak izleyen insanlarin zihninde soru isaretleri olusturmasi, varligindan kusku duymadigi “sey”leri sorgulamaya itmesi yeterli olacaktır.
gelismeleri merakla bekliyorum. saygilar…
3. nuh bozdemir | 26 August 2005 tarihinde yazıldı. 2:07 am
Fight Club’ ı seyretmeden bir müddet önce elime geçen bir tıp kitabında filmde geçen hastalığın tarifini okumuştum : Çift kişilik vardır. İlk kişilik genellikle içe kapanık ve sakinden ikinci kişilik sosyal ve atakdır. İlk kişilik ikinci kişilikten habersizdir. Genellikle tatildeyken ya da günlük yaşama alanından uzakta iken ortaya çıkan ikinci kişilik herşeyin farkındadır. Bilimin konusu olduğu halde çok ilginç olduğunu takdir edersiniz ve aynı zamanda bütün bilinmezliğiylede ortadadır.
Bilimle bir alıp veremediğimiz yok ama pozitivistlerin elinde en kutsal kelime haline getirilmeye çalışılması ilginç geliyor. Bilimin-tarihin-arkeolojinin yetersizliğine vurgu yapıp (3000 - 8000 yıl öncesine ait medeniyetlerin sırlarını tam olarak açıklayamadıkları için) mevzuyu uzaylılara bağlamak da öyle.
Eski Yunan’ da beş duyunun aldatıcılığından bahseden filozoflar gerçekliğin aslında ne olduğunu merak edenlere ilham kaynağı olmuşlardır herhalde. Gerçekliği sorgulayanları diğerlerinden ayıran ; başkaları ne,nasıl derken , “neden” diye sormaları olabilir. Böyle bir hayat fedakarlık isteyen ve zor birşey olsa gerek. Bir korku edebiyatı yazarı şöyle diyor : ” Deli olduğumu söylediler. Ama deliliğin, zekanın en üst düzeydeki temsilcisi olup olmadığı, görkemli olan çoğu şeyin - ve derin olan herşeyin - hastalıklı düşüncelerden, sıradan aklı feda etmek pahasına yüceltilen ruh durumlarından fışkırarak çıkıp çıkmadığı sorusu hala yanıtlanabilmiş değil.”
Şöyle birşey nasıl olur? Hakkında çok az şey bildiğimiz kahramanımız biryerde kimliğini açıklarken ” Ete kemiğe büründüm, Oğuz diye göründüm ” der
4. Yönetmen | 26 August 2005 tarihinde yazıldı. 10:08 am
siddartha’nın sorularına cevap vermeye çalışayım:
1- Senaryo üzerine yazılan her yorumu bütün dikkatimle okuyor ve üzerinde kafa yoruyorum. Farkettiyseniz şu ana kadar yazılan yorumlar ve bu yorumlar üzerine yaptığımız konuşmalar, daha çok tarz, senaryo üslubu üzerine… Yani çok doğru birşey yaptığımızı düşünüyorum. Öncelikle filmin nasıl olması gerektiğini konuşuyoruz. Bu film nasıl bir film olacak? Ben dilim döndüğünce yorum yazan arkadaşları yönlendirmeye çalışıyorum. örneğin Lilith ve nuh bozdemir’in ya da diğer yorumcu arkadaşların yazdıkları her yorum, senaryoyu etkiliyor. Ben açıkçası senaryoyu tartışmaya açmaya karar verdiğimde böyle nitelikli yorumlar beklemiyordum. Gerçekten, sizler gibi düşünen ve hayal kuran beyinlerden bakış açıları yakalıyorum. Şu günlerde mevcut senaryo üzerinden tekrar geçiyorum ve burada yazılan yorumlar gerçekten etkili oluyorlar. Ne var ki bu etkiyi, filmi izlerken “a-ha senaryonun burasını ben yazmıştım!” dedirtecek parçalar olarak düşünmeyin (şimdilik). Daha önce de ifade ettim, ta en baştan masa başı çalışması yapıyor olsaydık durum çok daha farklı olabilirdi. Bir senaryo yazmak için çok sayıda şey üzerinde düşünmek gerekiyor. Örneğin yapım olanakları. Örneğin bütçe. Örneğin hedef kitle. Örneğin finansörler. Örneğin oyuncular. Mahkum’un öyküsü üzerine yaptığımız tartışmalarda 3-5 değişken üzerine konuşuyorsak, bu değişkenlerin sayısı bir filmin hayata geçmesi için çok daha fazla oluyor. Ben, bu proje için hepsini gözetmek zorunda olan bir adam olarak, değişkenler arası dengeleri ve işin “olur”larını tutturmaya da çalışıyorum, bu gözden kaçırılmamalı. Biliyorsunuz; “elimizde sınırsız imkan var da, bizim yegane sorunumuz senaryonun incelikleri” diyemiyoruz. Somut örnek vereyim. Görsel efektlere ihtiyacımız az olmalı. Görsel efekt konusu yerleşmiş, tecrübeli ve bilgili ekipler tarafından hakkıyla çözülebilir diye düşünüyorum. İyi bir görsel efekt ekibini “yapım”a dahil etmek şu an için zor görünüyor. Neden mi? 70′li yıllarda ABBA adlı grubun bir parçası vardı, o sebepten: money money money.
Mahkum herşeye rağmen iddialı bir proje. Gerçekliği sorgulamak üzerine yukarıda yazdığım yazıdaki iddialar da büyük. Kendi elimizle ağır yüklerin altına giriyoruz, en azından görüntü böyle. Ama sizi temin ederim gerçekte de böyle.
2-ve 3- Aslında bir çeşit bilimkurgu yapacağız diyebiliriz. Çünkü filmimizde, günümüz bilimiyle açıklanamayacak bazı olaylar yaşanacak olabilir. Ve biz bu olaylara kendimizce açıklamalar getiriyor olabiliriz. Bilimkurgu deyince uzaylılar yada lazer tabancaları canlandırmayın gözünüzde. Bir başka konu: senaryomuz üzerinde kafa yoran, filmimizi izleyen bir seyircimiz, kendisini içinden zor çıkılır bir zamanda yolculuk bulmacası içinde bulacaktır.
Bir önemli not daha: Mahkum senaryosunda tartışılacak felsefi sorular olması, şu an bu sitede yazılar yazan yada okuyanları yanlış yönlendirmesin: Mahkum’un katmanlarından biri bu yönde planlanıyor. Film birkaç filozof insanın birbirleriyle uzun ve sıkıcı konuşmalar yaptığı bir film olmayacak :)
5. Lilith | 26 August 2005 tarihinde yazıldı. 5:19 pm
:) Çok zevkli bir site oldu burası. Gerçeklik sorgulamasına olan katkı ve görüşler, dahada katmanlaştırdı hayallerimi. Bu sorgulamaların sonunda Hep birlikte uçacağız gibi geliyor bana yakında:) . Belki birbirlerinin içinden geçen rüyalar gören başka varoluşlar. Bu filmi daha anlamlı yapmıyor mu ? Benim öneri bir filmim olucak. Lars Von Trier’in Dogville. Bu filmde öykücülüğün yenilikleri olduğu gibi filmin anlatım dilii ve görselliği ile ilgili de devrim niteliğinde yeniliği var. Sinemada herşey yapılabilir, bu film de cesaretlendiren bir örnek.
6. Yönetmen | 27 August 2005 tarihinde yazıldı. 9:47 am
Katılıyorum. Dogville, sinemada herşeyin yapılabileceğini gösteriyor. Çok başarılı.
7. kezzap | 27 August 2005 tarihinde yazıldı. 1:10 pm
Öncelikle selam
“Paralel evrenler” üzerinde durmak gerektiği sonucunu çıkardım.
Yani bu konu hipnozla birleşince çok çılgınca şeyler çıkabilir kanaatindeyim.
Ne bileyim baştan beri üzerinde ısrarla durduğum noktalar:
“kimin kimi hipnoz ettiğinin belli olmaması”
“özgürlük”
“gerçeklik”
hepsinin birbiriyle içiçe olduğu apaçık ortada.
işin içine kuantuım mekaniği girince bu iç ana nokta daha bir anlam kazanır.Çünkü devreye asıl sorunumuz giriyor. “Özgürlük” Seçimlerimiz?
Söz konusu kuantumsa her şey bir tesadüften ibarettir.Ve “gerçeklik” ve “özgürlük” kavramları bir ilüzyondan ibarettir. Belki de hayat dediğin şeyin tamamı “hipnoz”dur.Biz belki de mistik bir gücün hipnozu altındayız. :)
Saygılar…
8. kezzap | 27 August 2005 tarihinde yazıldı. 1:19 pm
Ayrıca olayı yavaş yavaş kavramaya başladığımı hissediyorum.
Yani diğer yazdığım yorumlarla bu konuyu birleştirirsem (yani “kuantum mekaniğinin” altında yatan “tanrı” düşüncesiyle “bribirlerinin hükümdarı olmaya çalışan üç kişi olduğu” fikrini ) ortaya çıkan sonuç birbirlerinin tanrısı olmaya çalışan üç karaktere dönüşüyor. Bunlarınsa gerçekliği algılayışı farklı. Herbiri farklı “evrenlerde” yaşıyorlar ve “hipnoz” sayesinde kendi gerçekliklerini “dayatıyorlar”.Tıpkı tanrının önümüze koyduğu gerçeklik dünyasının ilüzyonu gibi. ( her ne kadar bunun böyle olduğuna inanmasam da olaya bu açıdan yaklaşınca böyle bir sonuç çıkıyor.)
Farklı evrenler…
Farklı insanlar…
Bir özgürlük mücadelesi…
Ve Oğuz…
Belki de asıl tanrımız odur…
9. Nuh Bozdemir | 27 August 2005 tarihinde yazıldı. 10:59 pm
Geçen sene (İstanbul Film Festivali’ nde ve sonra vizyonda gösterilen) ismini hatırlamadığım bir Danimarka filmi seyretmiştim.Film onder serbes’ in hikayesiyle de örtüşüyordu. Ünlü bir yazarın karısı, kocasını genç bir adamla aldatır yazar durumu farkeder. Herşey genç adama yabancılaşmaya başlar: Sevgilisi, dostları onu tanımamaktadırlar, hatta evi yerinde yoktur. Filmin sonuna doğru;genç adamın hayatının, yazarın son romanında yazdığı şekilde oluştuğu anlaşılır ya da başından beri bir roman kahramanı olduğu.
10. Yönetmen | 02 September 2005 tarihinde yazıldı. 11:07 pm
Kezzap :)
Tek kelimeyle: müthiş. Her iki yorum da hedefi 12′den vuruyor. 2.yorumunuzun son cümlesi hariç. Uçuş serbest ama o kadar da değil :)
11. Yönetmen | 02 September 2005 tarihinde yazıldı. 11:15 pm
Bir önerim, daha doğrusu bir ricam var. Senaryo tartışmalarına katılan yada izleyen, ve bu şekilde devam etmek isteyen dostlarımız, bana kendilerini tanıtan bir e-posta gönderebilirler mi? Sitede benimle ilgili ve projeyle ilgili pek çok bilgi var ama ben sizleri kişisel olarak tanımıyorum. Örneğin ne işlerle meşgul olduğunuzu ve hayatınızı bundan sonrası için nasıl planladığınızı bilmiyor ve çok merak ediyorum. İçinde iletişim bilgilerinizi de içeren bir e-posta ile beni aydınlatırsanız çok memnun kalacağım.
NOT: Bu çağrım, “bu ve bundan sonraki projelerde -bir şekilde- ben de sizinle birlikte olmak isterim” diyen, bugüne dek mahkum.net’te aktif yada aktif katılımcı olmayan herkese yapılmıştır.
e-posta: mahkum@mahkum.net
12. KEzzAP | 06 October 2005 tarihinde yazıldı. 3:34 pm
Selamlar…
Düşündüm de zaman hakknda konuşmadık sanki ( ya da konuşuldu ben kaçırdım )
Bence hikayede ana sorunlardan biri “zaman” olmalı…
Yani hikayede gösterilen zaman asıl içinde bulunduğumuz
zaman olmamlı ( hatta içinde bulunduğumuz zaman ne zaman? bu sorulmalı… )
Ben ilk kez bir hikaye geliştiriyorum ve bu üç ana karakteri
aslında “kardeş” olarak görmek istiyorum.( “Durun siz evlenemezsiniz.Çünkü kardeşsiniz” gibi bir şey değil tabi!)
Yani üç küçük kardeş ya da ne bileyim belki de yetişkin ailevi
yapılarından kaynaklı bir iktidar mücadelesi içerisindeler ve
gelecekte yaşayarak -veya yaşadıkları anı değiştirerek- kendi
gerçekliklerini dayatıyorlar.Bunun en güzel yolunun “hipnoz”
ve “kuantum” olduğunu kabul ettiğimi ve bu seçimin mükemmel
olduğunu belirtmiştim…
Bir de “zaman”ı ekleyelim dediim.
Şimdi olarak kabul ettiğimiz şey belki de geçmişimizin
geleceğidir Ve tamamiyle zihinsel bir kurgudan ibarettir.
Hayattan kaçmanın böyle kolay yolları var çünkü…
Akıl…
13. Yönetmen | 07 October 2005 tarihinde yazıldı. 8:24 pm
Kezzap,
Önemli bir noktayı işaret ediyorsunuz. Ben daha önce Mahkum’un Öyküsü Üzerine başlığı altında “zaman” konusunda metaforlar oluşacağının işaretlerini vermiştim. Hatta oturup Geleceğe Dönüş 2′deki gibi zaman diyagramları çizmek gerekeceğini de söyleyebilirim. Tabi bu durum en basit anlamıyla “zaman” konusu. Asıl konumuz yine algı ve ötesi diyebiliriz.
14. KEzzAP | 14 October 2005 tarihinde yazıldı. 5:54 pm
Selam…
Karakterlerin çevre algılarını farklı yansıtmayı düşünüyor musunuz?
Bence düşünülmeli…
Yani şunu demek istiyorum.Mesela bir karakter bir masayı
siyah görürken diğeri kırmızı görmelidir.
(Aslında şu an söylemek istediğim şeyin oyununa kendim düşürüyorum)
Sebebi de şu:
Kırmızı ve siyah sadece kelimlerdir…
Bir gerçekliği ifade etmezler.
Yani benim siyah olarak algıladığım şeyi bir başkası benim
kırmızı olarak algıladığım renkte görüyordur, fakat ismi
yine kırmızıdır.
Kelimeler gerçeğin beceriksiz avcılarıdırlar…
Ve bu bir pipo değildir…
15. KEzzAP | 14 October 2005 tarihinde yazıldı. 5:58 pm
[b]Yani benim siyah olarak algıladığım şeyi bir başkası benim
kırmızı olarak algıladığım renkte görüyordur, fakat ismi
yine siyahtır.[/b]
yukarıda hata yaptım da. aslı bu olacak… :)
16. KEzzAP | 14 October 2005 tarihinde yazıldı. 6:04 pm
michel facoult
“bu bir pipo değildir” ve “kelimeler ve şeyler” okunmalıdır…
Mahkum’la ilgili çok yardımcı olacağını düşünüyorum.İnanın…
17. KEzzAP | 19 October 2005 tarihinde yazıldı. 2:32 pm
sayın yönetmen…
sanırım buraya yazılan son yorumları okuyamadınız( sayfa kaydı çünkü “bu arada” başlığını açınca) - ya da en azından cevap yazamadınız-
18. Yönetmen | 19 October 2005 tarihinde yazıldı. 3:18 pm
Yorum yazamayışımın sebebi iş yoğunluğu dönem dönem artıyor. Ve buraya yazılan yorumların önemli bir kısmı üzerinde emek gerektiren cevapları hakediyor. Zaman ayırmayı başardıkça yorumlar yazmaya çalışıyorum.
Bizzat Mişel Fuko okumadım ama onun eserlerini referans yapan çok sayıda şey okudum. Sizin bahsettiğiniz konu, ana hatlarıyla algı ve gerçeklik başlığı altında toplanabilir. Bizim hayalimizdeki senaryoyu gerçekleştirebilirsek bu tür okumalar filmin tek izlenişinde yapılamayabilir. Yani bazı filmleri en az 2 kez izlemek gerekir, onun gibi. Ya da bir başka söyleyişle, film perdede akıyorken üzerinde düşünülmesi gereken bazı şeyler ilk izleyişte ihmale uğrar. Bu tekrar izlemelerde daha derli toplu yapılabilir. Planımız, hayalimiz bu… Göstergebilimsel okumalar üzerinde çalışıyoruz. Yönetmen olarak özellikle benim bu konuda sorumluluklarım var. Umarım başarabiliriz.
Yorum yazın
Bazı HTML kodları kullanılabilir:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>
Bu yazıyı izle | Yorumlara RSS yöntemiyle abonelik