Mahkum’un Öyküsü Üzerine 2

10 August 2005

Mahkum’un Öyküsü Üzerine sayfamızın çok ağır bir sayfa olup zor açıldığını farkedince öykü üzerine yaptığımız konuşmalara buradan devam edelim diyorum. Bütün katılımcılara duyurulur. Son birkaç yorumu buraya tekrar alıyoruz:

73. Yönetmen | 10 Ağustos 2005 tarihinde yazıldı. 11:56 am
Sn. Bozdemir,
kişilerarası ilişkilere çok önem veriyorsunuz. bu çok artı bir özellik. ileride yazacağınız senaryo yada öykülerde sizin imzanız olabilecek bir özellik. Bu öyküde ise gizemi, kişilerarası ilişkilerde bulundurmaya çalışmadan önce olayın kendisine baktığımızda görüyoruz. Sadece hipnoz kelimesi bile gizem anlamına geliyor aslında. Sinopsisin devamında bütünüyle kendi öykünüzü kurmanızdan yanayım. Ne bizim yazdığımız öykü ne da bir başkasının buraya yazdığı öykü sizi etkilememeli. Size bir ipucu vereyim: Buraya yazdığımız kadarıyla sinopsisin en çarpıcı yönünü düşünün… Hipnoz ve hipnozda karşılaşılan sıradışı bir durum. Bu sıradışılığı gizeminizin kaynağı yapın. Bu gizemi önce siz çözün. Sonra seyircinize çözmesi için bir formül önerin. Ancak bu formül seyircinizin bu gizemi çözerken en çok etkileneceği formül olsun.

74. Yönetmen | 10 Ağustos 2005 tarihinde yazıldı. 12:29 pm
Sn. Kezzap :)
Karakterler üzerindeki yorumlarınız 4 - 4′ lük. Karakterler konusunda hemen hemen aynı noktalardayız. Karakterler arasındaki cinsel gerilimi abartmama ve sadece üstü kapalı bırakma konusundaki niyetimi, buraya daha önce değişik vesilelerle yazdığım yorumlarda belirtmiştim. Olaylar ve karakterleri birbirinden ayrı düşünmemek gerek. Sizin yerinizde olsam bu aşamada, “mahkum” öyküsü için, önce olaylar hakkında kafa yorar, sonra bu olaylara uygun karakterleri “yaratmaya” çalışırdım. Nihayetinde ben de öyle yaptım :) Siz de öykü kurmam gerek demişsiniz, zaten. Unutmayın filmimiz bir “Gandhi” değil. Yada Dostoyevski uyarlaması değil.

Bu yazı Yapım ve Yöntem konusuyla ilgili.

40 Yorum Yazıldı. Siz de yorum yazın.

  • 1. Lilith  |  10 August 2005 tarihinde yazıldı. 11:37 pm

    Sekans Aslı’nın hayatından kesitler ile başlar. Karakterler seyirciye tanıştırılmış ve Aslı’nın hayatının tekdüzeliği, eksikliği gözler önüne serilmiş olur.

    Nevin in evinde bir öğleden sonra Aslı, Nevin’e başka bir hayat olduğuna dair sezgisinden ve hayatından sıkıldığından bahsetmektedir ilk kez.. Hayatı çok tekdüze, steril, durağan ve eksiklik duygusuyla geçmektedir. Nevin de ona onunla birlikte partilere gelmesini, hayatını yaşamasını, elbette daha farklı bir dünya olduğunu telkin etmeye çalışır. Nevin Aslı’yı bu gece ki partiden söz eder ve onunda gelmesini ister partiye. Elektronik müziğin (physcotrans olarak tarif eder), dansın, eğlencenin olduğu bir partidir bu. Aslı ister ama ertesi gün hocasına geri vereceği kitabı babasına göstermek istemektedir. Bu nedenle bugün gelemeyeceğini ama bir sonrakinde kesin gelmek istediğini söyler. Kitaptan bahseder Nevin’e. Sanki yaşayan karakterlerdir kitaptaki çizimlerin karakterleri. Bir masalın ilüstrasyonudur ve 1700 lerden kaldığı sanılmaktadır. Bu sırada telefon çalar ve Aslı heyecanla anlattığı kitabın ondaki izlerinden bahsedemez böylece. Çünkü Aslı’nın çıkması gerekmektedir. Saat 6 de hastahane de ki nöbeti başlayacaktır ve arkadaşı onu almaya gelmiştir arabayla. Nöbetinin çıkışında partiye gideceğini fikir değiştirirse aramasını söyler. Nevin Aslı’yı öpüp ayrılır. Aslı da babasını arar ona geleceğini bildirmek için ama babasına ulaşamaz. Televizyon açıktır bu sırada. Televizyonda burjuva dünyasının tipik reklamlarından sonra (coca cola, ev eşyaları vb) bbg türü programlardan birindeki bir kavga görüntüsü ile o programın reklamı girer. Sonra haber programı başlar tayip Erdoğan görüntüleri (kısık ses) ardından töre cinayetlerinden bir tanesinin haberi gelir. (Örneğin elindeki satırla ablasını öldüren 17 yaşındaki erkek çocuğu). Aslı bu sırada Nevin in fotoğraflarına bakmaktadır, televizyonla ilgisizdir. Töre cinayeti haberinde birden ilgisi tv ye kayar, tv sesi duyulur hale gelir birden. Ve o anda elektrikler kesilir, kapkaranlıktır içerisi. Çantasını el yordamıyla bulup dışarı çıkar. Alacakaranlıktır dışarısı. (Televizyonun ve gündem görüntülerinin olması izleyenleri mevcut mekan ve zamana getirecek ve gerçeklik sorgulamasını keskinleştirecek diye düşünüyorum)

    Beşiktaş iskelesine kadar yürür. Kadıköy’e gitmek üzere vapura biner. Güzel, ılık bir gecede vapurun üst katında açık bölüme, pencere kenarına oturur. Kafasında yine hep başka türlü bir hayat olduğu ile ilgili düşünceler vardır. Vapur düdüğü duyulur, hareket eder, bu arada martılar da çığlık çığlığa vapura eşlik ederler. Aslı uyuyakalır. Vapur birkaç kez birkaç iskeleye uğrar, Aslı uyumaktadır hala. ………..
    Artık hava kararmıştır. Aslı gene vapur düdüğü ve kuşların kanat sesleriyle uyanır. Uzun zamandır uyuduğu hissine kapılıp panik yaşar, çantasını yanından alıp kontrol eder. Kitabın çantada olmadığını fark eder. Panik olur, dehşete kapılır. Vapurun Kadıköy iskelesine yanaştığını görür, inip bir kulubeden telefon eder. Nevin ‘e kitabın çantasında olmadığını, onun evinde çıkarıp çıkarmadığını söyler. Aslı çok üzgün ve endişelidir. Nevin kitabı hiç çıkarmadığından emindir. Endişelenmemesini söyler. Aslı babasını arar bu kez ve onu ziyarete gideceğini söyler telefonda. Kitaptan, onu kaybettiğinden ve üzüntüsünden bahseder. Babası onu sakinleştirmeye çalışır, sahaflarda o kitabı arayacağını, üzülmemesini söyler.

    Giderek artan kaygı ve üzüntüsü nedeniyle Nevin Aslı’yı Melih’e götürmek için ikna eder. Melih’ten mesleğinde çok iyi, hipnoz ile çok işler başaran biri olarak bahseder. Ona olan hayranlığı yüzünden okunmaktadır. Melih ile tanışırlar, Melih hipnoz ile çantadaki kitabı kaybettiği ana döndürmeyi kabul eder. Aslı çok heyecanlanır. Aslı kitap için kaygılandığı kadar, kendi içinde yaşadığı değişiklikten, hafifleme hissinden, sanki başka bir kimlikte olduğundan ama açıklayamadığı şeyler olduğundan bahseder. Ertesi gün için randevulaşırlar.
    Hipnoz seansı başlar. Seansta Melih Aslı dan vapura ilk bindiği zamana dönmesini ister. (Çünkü vapura binerken çantasında olduğuna emindir, vapurda birisinin kitabı çantadan aldığını düşünmektedirler, ama Aslı’nın bunu fark etmeyecek derinlikte uyuması da garip gelmektedir.) Aslı nın gözlerinde bir telefon kulubesi canlanır. Kulubede telefon etmek için ahizeyi kaldırır ama numarayı bilmediğini fark ederek geri bırakır ve kulubeden çıkar. Bu sırada çantasını kulubede bırakır. Deniz kenarında bir iskelededir. Deniz kenarında bir banka oturur. Etrafta birkaç insan gelip geçmekte uzaktan müzik sesleri gelmektedir. (Belki bunlar o merak duyduğu başka dünyanın insanlarıdır. Videoklip efektleri ile çekim ???). Yaşlı bir kadın gelir ve ona çantasını uzatır. Aslı çantasını tamamen unutmuştur, alıp teşekkür eder. Kadın gizemli ama son derece de gündelik şeylerden sohbet eder Aslı ile. Sonra onu evine davet eder, bu gece onda kalabileceğini, ona göstermek istediği şeyler olduğunu vb söyler. Aslı sanki rüyada gibidir, hiç itiraz etmez. Kadın ile beraber yürüyerek eve varırlar. Önce mutfağa geçerler. Mutfakta altı yeni kapatılmış duman çıkan bir pilav vardır. Kadın pilav yapmanın inceliklerinden bahsetmektedir, pilavı iyi yapan her yemeği iyi yapar . Pilav tarifi verirken pirinçlerin de adeta hislerinin olduğu, güzel şeyler düşünülerek yapılan pilavın da güzel olacağını söyler. Bu arada yalnızlığından ama inançları için savaştığından, ve sonunda önemli bir şey kanıtlayacağından filan bahsetmektedir. Çok şefkatli, iyi yürekli ama gizemlidir kadın. Yanağında kahverenkli garip görünümlü bir ben var. Aslı’ya yatacağı odayı gösterir. Odada “Kız kulesi” masalının tasvirlerinin bulunduğu çizimler asılıdır. Aslı hayranlıkla onları izler. Çok tanıdık gelmektedir ona resimler. Kadın resimleri anlatır, masalı anlatır bir anlamda. (Kızkulesi masalını herkesin bildiğini düşünerek ayrıntılandırmıyorum) Ancak henüz masalın sonu yoktur. Çünkü yaşlı kadın kulede hapis olan kızın kendisi olduğuna inanmakta ve masalın sonunu şimdiden değiştirdiğine inanmaktadır, çünkü hapsedildiği halde dışarıdan gelen bir kötülükle ölmemiştir. Ancak masalın sonu kadın ölünce biteceğinden henüz sonu yoktur masalın. …….Aslı odadayken birdenbire izlendiği hissine kapılır tanımadığı bir yüz tarafından ve huzursuzlanır.
    Melih Aslı’yı uyandırır huzursuzluk yaşadığı için. . Aslı uyanır tanımadığı yüzün onu izlediğinden ve ondan hoşlanmadığından bahseder. Odada duvarda birden belirmiştir sanki yüz.. Ertesi gün devam etmek istediğini, çünkü onun için önemli şeylerin daha olacağını hissetiğini söyler. Ertesi gün Melih tekrar hipnoza başlar… Aslı evdeki odada yalnızdır bu kez. Yatağın üzerinde duran beyaz ince elbiseyi giyer ve dışarı çıkar. Adeta başka birisidir. Yolda durup otostop çeker. Birkaç taksi durup alay eder. Fahişe olduğunu sanıp laf atarlar ama garip olduğunu düşünerek alay ederek uzaklaşırlar. Sonra beklediği araba gelir. Kapısı açılır. Arabayı kullanan adam ile merhabalaşır ve sıradan ve çok doğal bir sohbet başlar. Aslı adam ile flört etmektedir. Bir rock bar (veya gece klubunde) bir şeyler içmeyi planlarlar. İçerisi müzik, alkol ve şehvet kokar. Birkaç alkolden sonra Aslı tuvalete gider, adam da peşinden. Kadınlar tuvaletinde öpüşmeye başlarlar ve birlikte olurlar. Bu sırada içeriye yabancı bir kadın girer. Aslı hemen kusuyor numarası yapmaya başlar. Adam da hemen uyum sağlayarak onu teselli ediyormuş gibi sözler söyler. Dışarıya çıkarlar ve kahkahalarla gülerler. Adam onu aldığı yere bırakır. Aslı hipnozun bu kısmında uyandırılır. Olan şeyler çok şaşırtıcıdır. Melih Aslı ile ilgili başka bir psikolojik rahatsızlığın da olabileceğini düşünmektedir. Çünkü karakteri ile hiç uyumlu olmayan şeyler yaşamış ve unutmuştur üstelik. Aslı ise eskisinden çok daha dengede ve mutludur yaşadıklarından sonra. Melih kadın nerede, ona ne oldu, kitap nerede öğrenemediklerini hipnoz seanslarını devam ettireceğini söyler ve ertesi gün için randevu verir. Melih’in kafası çok karışmıştır. Aslı ile ilgili teşhisinde tam oturmayan bir şeyler vardır. Ayrıca Aslı’nın tasvir ettiği yaşlı kadının onun daha önceki kendi hipnoz olduğu dönemlerde gördüğü ama açıklayamadığı kadın olduğu hissine kapılmıştır. Çünkü yanağında aynı kahverenkli garip ben vardır.

    Ertesi gün yeniden hipnoza başlarlar. Melih Aslı’yı yaşlı kadın konusunda yönlendirmektedir. Yaşlı kadına ne oldu, oradan nasıl ayrıldın, kitap nerede vb sorular yöneltmektedir. Aslı bu kez sadece adadan ayrılırken görür kendini, yaşlı kadın ona el sallamaktadır, mutlu bir ifade ile. Bu sırada Melih adayı tarif ettirir ona, iskelede yazan yazıyı okutur. ‘Burgaz ada’ yazmaktadır. Aslı uyanır. Melih Aslı’ya ‘Burgaz adada 1 gün geçirmişsin ve hatırlamıyorsun, buna inanabiliyor musun ? Oraya gitmeyi ve yaşlı teyzeyi görmek ister misin ?’ der. Aslı kabul eder. Ertesi gün için sözleşirler. Aslı kendisi ile ilgili öğrendiği şeylerden dolayı çok şaşkındır ama nedense iyi hissetmektedir. Nevin’i arar her zamanki buluştukları yerlerden birinde buluşup konuşurlar. Aslı çok heyecanlıdır olup bitenleri bir çırpıda anlatır. Nevin de şaşırmıştır. Biraz da kıskanmıştır Melih ile olan yakınlıklarından dolayı. Genede sevinmiştir arkadaşı için, çünkü çok iyi görünmektedir. Ayrılırlar, Nevin Melih’e uğrar ve akşamki partiye davet eder onu. Aslı ile ilgili biriki yorum yapar. Aslı da gelecek der oysa Aslı’yı davet etmemiştir. Melih Aslı’nın geleceğini öğrenince onunla özel ortamlarda görüşmesinin doğru olmayacağını söyler. Nevin de bunun üzerine ‘ Aa aslında o partiye kalamayacağını söylemişti, yarın bir yolculuğunuz olacakmış beraber’ der. Akşam Nevin ile sözleştiği partide buluşur Melih. Bu bir elektronik müzik partisidir. Alkol, müzik ve dans partisidir. Birazdan içkisini içerken Melih’e bir hap uzatır Nevin. Bu sırada kendine güvenini, onun için yeterince büyümüş olduğunu ve ona ilgisini belli etmektedir. Melih ilaç etkisiyle hafifler ve birtür halisinasyon görmeye başlar. Dans eden insanların aralarında adada ki yaşlı kadını ve annesinin onu cezalandırırken kapattığı erzak dolabındaki halini görür. Annesinin yüzünde de yaşlı kadının yüzündeki benin daha belirsiz olanı vardır ve onu yeni fark etmiştir. Annesi onu dolaba kapatır ve ‘sen de babanın oğlusun, hiçbirşey beceremiyorsun, sana ceza vereyim gör gününü’vb şeyler söylemektedir halisinasyonunda. Orada kendini pirinçlerle konuşurken görür Melih ‘Keşke sizin yerinizde olsaydım da hiçbirşey hissetmeseydim’ demektedir pirinçlere.Sonra yaşlı kadının Aslı’ya pirinç pilavı tarifi verirken söylediği sözler gelir kulağına. ‘Pirinçlerin bile hisleri vardır. Güzel hislerle pişirirsen onları güzel pilav olur.’. , Gözlerini yumar sonra ve anne diye ağlamaya başlar Bu sırada Nevin gelir yanına ve iyi olup olmadığını sorar. Melih Nevin’e gitmesi gerektiğini söyleyip ayrılır oradan.

    Ertesi gün iskelede buluşup Burgaz Ada’ya gitmek için vapura binerler. Aslı Nevin’i de çağırdığından o da onlarla gelir. Melih durgundur, Aslı ise heyecanlı, Nevin ikisini de idare etme durumunda. Adaya geldiklerinde Aslı evi bulur hemen. Bahçe kapısından içeri girerler. Yaşlı kadın koltuğunda mutlu bir ifade ile uyumaktadır. Kucağında ise Aslı’nın kitabı bulunmaktadır. Son sayfası açılmış ve masalın sonu olan resimin üzeri çizilmiştir. Altına da ‘Herkes kendi masalını…..’ yazılıdır.

    Aslı masalın çizimlerinin olduğu odaya götürür onları. Resimlere bakarlar. Resimlerde kızın öleceği kehanetinde bulunan büyücü, Dr Melih’i andırmaktadır. Melih bunu fark eder etmez duvardaki aynada kendini görür, adeta bir yüzleşmedir bu. Melih kendini güçsüz hisseder birdenbire ama bir o kadar da hafiflemiştir. Yaşlı kadının yanına gidince ona şefkatle dokunur ve öldüğünü fark eder. Kitabı alıp Aslı’ya verir. Yaşlı kadının bedenini ise kucaklayıp yatağına taşır. Ertesi gün yaşlı kadının gömülme işleminde görürüz hepsini. Bahçesinde çiçeklerin arasında ona son bir saygı duruşundadırlar. Kuşlar uçar, vapur düdüğünün sesi gelir uzaktan ve kamera yükselir. Bir üçgenin köşeleri Aslı, Nevin ve Melih tir.

    Daha mı kısa yazmalıydım ???

  • 2. nuh bozdemir  |  11 August 2005 tarihinde yazıldı. 4:27 pm

    Hipnoz dünyasında dehşet içinde kalan Aslı , aceleyle uyandırılır. Aslı sasılmıştır , dengesi iyice bozulmuştur. Bir müddet kimse ile görüşmek istemez .
    Nevin arabasıyla trafikte ilerlerken bankta oturan Aslı’yı farkeder. Seslenir ama Aslı onu duymaz. Bamkta Aslı’nın yanında oturan kızı farkeder. Korku dolu gözlerle inanılmaz birşeyle karşı karşıyaymış gibi Aslı’ya bakmaktadır.
    Nevin Melih’e gördüklerini anlatır. Bir buluşma ayarlanır. Aslı böyle birşeyi hatırlamadığını söylediğinde; Nevin’in yüzünde oluşan ifadeyi görünce olayın iyice garipleşmeye başladığını kabul eder ve ikinci hipnoza razı olur.
    Melih-Neredesin?
    Aslı-Telefon kulübesinde.
    Melih-Ne yapıyor?
    Aslı-Çantayı aldı.
    Melih-Takip et.
    Aslı-Gitmiyor, burada duruyor!
    Melih’le Nevin birbirlerine bakarlar.
    Melih-Kim olduğunu sor
    Aslı-Kimsiniz?
    (Kadın-Bilmek istemezsin!)
    Melih-Kimmiş?
    Aslı nefes nefese kalmıştır
    Aslı-Bilmek istemezsin diyor, korkuyorum
    Melih-Kime benziyor?
    Aslı-Yüzünü görmüyorum, sırtı bana dönük.
    Melih- Yüzüne bak!
    Hareketsiz duran kadını omuzlarından tutarak yavaş yavaş çevirmeye başlar, şiddetli bir titremeye tutulmuştur.
    Aslı-Çok korkuyorum, yapamıyacağım
    Çığlık atmaya başlar,uyandırırlar.
    Hipnozdan istediklerini elde edemeyince yeni bir metod belirlerler:Hipnozdaki olay ve kişileri sembolleştirmek.Buna göre telefon kulübesi-iletişim,kadın-suçlu,gözetleyen-cevap ya da kontrol eden.
    Aslı arada bir ortadan kaybolmaya devam etmektedir.Nevin Aslı’yı okulun bahçesinde, uzak bir köşede birisiyle konuşurken görür.Çocuğun yüzünde banktaki kızınkine benzer bir korku ve şaşkınlık ifadesi vardır.Nevin onlara doğru yaklaşırken çocuk ağlayarak Aslı’nın yanında uzaklaşmaya başlar.”Tamam gelicem “demektedir.Nevin çocuğu yakalar.
    Nevin-Sana ne söyledi?
    Çocuk-Kimsenin bilmesine imkan olmadığını düşündüğüm sırrımı,en büyük kötülüğümü.
    Ağlamaya devam etmektedir.
    Nevin-Aslı’mı söyledi bunları?
    Çocuğun gözleri iyice açılır;inleyerek:Hayır başka birisiydi !
    Çocuk oradan uzaklaşır.O sırada Aslı oturduğu yerden kalkarak Nevin’in yanına gelir.
    Aslı-Ne konuştun öyle o çocukla?
    Nevin-Bana mı soruyorsun?
    Aslı-Ne demek bu?
    Nevin-Sen az önce kiminle oturuyordun?
    Aslı-Yalnızdım.
    Aslı’nın olaydan haberdar olmadığını anlayan nevin konuyu değiştirmeye karar verir.
    Nevin-Sahile gidip biraz gezelimmi?
    Aslı-Benim daha iyi bir fikrim var;hipnoza devam etmeye karar verdim !
    (Melih’in ofisi.)
    Melih-Neredesin?
    Aslı-Telefon kulübesinde.Kadın geldi.Çantayı aldı.(Uzaklaşmak üzereyken Aslı kadını kolundan yakalar.Bu kez kadın oradan kaçıp kurtulmak istemektedir.Biraz mücadele ederler.Kararlı olan Aslı kadını tutarak kendine doğru çevirir.Şaşkınlığı doruğa ulaşmıştır.Kadın annesidir.-Anne sen ne yaptın?-Çok üzgünüm ama artık çok geç.Annesi kaçarak uzaklaşır.Aslı olanları izleyen Oğuz’a döner:Neler oluyor burada?Oğuz:Önce sen anlatırsın, sonra sana anlatırlar sonra yanıma gelirsiniz ve hikayeyi tamamlarız der.
    Aslı uyanır.Cevaplar arkalarındaki sorularla beraber gelmiştir.Ne olup bittiğini anlamaya çalışırlarken, zil çalar.Gelen Aslı’nın annesidir.
    Anne-İyimisin kızım?
    Aslı-İyiyim anne ama senin ne işin var burda?
    Anne-Bir arkadaşın arayıp burada olduğunu söyledi, yanında olmam gerektiğini anlattı, bilmem gereken birşeymi var?
    Aslı koltuğa oturur,gözleri kayar, başı öne düşer. Bayılacağını zannederlerken; vücudu dik oturur vaziyete gelir,sesi derinden gelmektedir:Anne bu odadakilerin içinde en büyük acıyı sen çektiğin için, aramızda kurtulmaya en yakın kişide sensin.Sen yıllardır kendi tercihininin sonunda oluşan evlat acısını çektin,doğurduktan sonra terkettiğin çocuğun bu gece ada da seni bekliyor olacak, ada ya gel, vicdanını rahatlat.
    Konuşma bitmiş, Melih ve Nevin susmakta, annesi ağlamakta, Aslı kendine gelmektedir.
    Yıllar boyunca gizli kalmış aile sırları, doğu masallarının gizemli dünyasına yapılan bir yolculuk, İstanbul açıklarındaki gizemli Burgaz Ada’ya,gecenin içinde yapılan bir vapur yolculuğuyla keşfedilecektir.
    Aslı, annesi, Melih ve Nevin vapurdadırlar. Vapurdaki insanların kendilerine korku ve saygıyla baktıklarını farkederler.Nevin insanların arasında banktaki kızı ve okuldaki çocuğu farkedince vapurdaki herkesin Oğuz’un yanına gittiğini anlar.Adaya inince nereye gideceklerini bilmeyen Nevin’ler kalabalığı takip ederler. Adanın tepesinde Oğuz kürsüye benzer biryere çıkıp kalabalığa hitap etmeye başlar:Bu gece burada hepinizin ortak kaderi gerçekleşiyor.Benim buradan ayrılmam mümkün olmadığı için, siz acı çeken ruhlara kardeşimle ulaştım.Siz bu dünyada iyiliği en çok hakedenler olduğunuz için değil ama açıklayamayacağım başka sebeplerden dolayı seçildiniz.Takdir edersiniz ki şu anda yaşadığınız tecrübe çok özeldir, umarım kıymetini bilirsiniz.Güneşin doğmasıyla hepinizin vicdanları temizlenecek
    O anda gece olmasına rağmen; (Kamera alttan Oğuz’u almaktadır.Ekranın alt kısmında Oğuz üst kısmında gökyüzü vardır)yarım çember şeklinde güneş ortaya çıkmıştır, kalabalıktaki herkes güneşe bakmaktadır.
    Sahne değişir.Aslı’nın bankta konuştuğu kız güneş tutulmasını seyretmektedir. Başka biryerde okulda konuştuğu çocuk güneş tutulmasını seyretmektedir. Başka biryerde Melih, bir başka biryerde Aslı ile Nevin. (Okulun sonlarına doğru birgün, çok sevdiği bir hocasından antika değerinde eski tarihli orjinal bir kitabı ödünç aldıktan hemen sonra Aslı Güneş Tutulması’ nı seyretmek üzere Nevin’le birlikte bahçeye çıkmıştır.)
    Güneş tutulması bitince Aslı ve Nevin sahilde yürümeye başlarlar. Yanlarına kötü kıyafetler içindeki Oğuz yaklaşır
    -Şu fakiri sevindirirmisiniz?
    Aslı bir kararsızlık geçirir ve sonra:Pek adetim değildir ama alın.
    Parayı verir ve sorar:Neden sizde herkes gibi çalışmıyorsunuz?
    -İnanın eğer ben de herkes gibi çalışsaydım bu pek hoşunuza gitmezdi !

  • 3. Yönetmen  |  17 August 2005 tarihinde yazıldı. 2:44 pm

    Sevgili Lilith,
    Yazdıklarınızı okurken yine filmi izler gibi oldum. Bu arada hemen belirteyim, yorumlarım biraz gecikti çünkü sizin verdiğiniz emeğe saygısızlık yapmamak için ben de emek vereyim yazılanlar üzerinde kafa yorayım istedim. Öncelikle bir saptama yapmama izin verin, imajlar yazıyorsunuz bu doğru hatta gerekli birşey. öte yandan Aslı’nın hipnozda yaşadıklarını okurken yazdıklarınız kısa olmuş gibi geldi bana çünkü sahneleri tam olarak canlandıramadım. Sinopsis yazarken karakterlerin duygularına ve sahnelerin film içindeki anlamlarına da değinmeniz iyi olur. İmaj yazımını senaryoya bırakmalısınız. Sinopsiste derdinizi tam olarak anlatabilmelisiniz. Bir de insan yazarken genellikle heyecanlarına kapılıyor. Bunu engellemek için ben madde madde ne yazacağımı önceden tasarlamayı uygun buluyorum. Planımın dışına taşmama engel oluyorum bu sayede. Buraya kadar yazdıklarımı negatif eleştiri olarak düşünmeyin. Sinopsisinizde “Aslı, hipnoz dünyasında ikinci bir kişiliktedir, bu Melih’e Aslı’da çoğul kişilik sorunu olduğunu düşündürür.” tarzında açıklayıcı cümleler olmalı.

    Gelelim öykünüze: Öykünüzdeki gizem, tam benim hayal ettiğim gibi. Masalların kullanılışı üzerinde de benzeri şeyler hayal ediyoruz. Dissosiyatif amnezi teşhisi koyulan Aslı hakkında “çoğul kişilik” şüphesi de tam yerinde olmuş. “Şüphe” mi sadece? Kitaba anlam yüklemişsiniz. İstanbul imajları da gizemi destekleyecek tarzda olacaktır, öykünüzde. Bunlar çok iyi. Aslı’nın hipnozda karşılaştığı kimse hakkında ise pek bilgi yok gibi? Bir risk: Dans-parti sahneleri sayesinde Aslının ilk tanıdığımız haliyle karşıtlık yaratılması halinde ahlaki-gayri ahlaki karşıtlığı da doğabilir ve bu anlam kayması oluşturur(mu?).

    Size kanımca en etkili olacak gizemi söyleyeyim… Ben öyküyü ilk duyduğum günden bu güne kadar aynı gerilimi hissediyorum: Hipnoz içindeyken Aslı’ya gülümseyen adam kim?

  • 4. Yönetmen  |  17 August 2005 tarihinde yazıldı. 2:56 pm

    Sn. Bozdemir,
    Düşünüş şeklinizi beğeniyorum. Ancak Lilith için yazdıklarım bir parça sizinle de ilgili. Siz öyküyü daha çok parçalar halinde düşünüyorsunuz. “Oğuz” diye özellikle belirttiğiniz karakter üzerine yoğunlaşmanız bence çok doğru. Sizinle ve diğer katılımcı arkadaşlarla masabaşı çalışması yapmamız gerekecek gibi görünüyor. Sinopsisinizde kurguladığınız olayların gerekçelerine de değinmelisiniz. Hikayeyi seyirciye değil yapımcıya anlatmak istiyorsunuz, unutmayın!

  • 5. Lilith  |  22 August 2005 tarihinde yazıldı. 2:32 pm

    merhaba
    Eleştirileriniz için teşekkürler, çok faydası olacak bundan sonrası için. İnsanın kendi hayalindeki kurgusu ile onu anlatabilmesi, başkalarınında aynı şekilde anlaması zor. Sn Bozdemir”in senaryosunu okuyunca daha iyi anladım benim için yazdığınız eleştirileri çünkü Bozdemir”in kurgusunu anlayamadım tam olarak. Muhtemelen benim yazdıklarım da anlaşılmamıştır. Anlatımda sadeliği yakalamak bir ustalık, biz ise amatörleriz. Bize verdiğiniz emek için teşekkürler. Üzerinde çalışacağım senaryomun. Aslında tam da benim istediğim şeydi eleştiriler almak. Etki uyandırmakve tepki almak hayat belirtisi. Hegel in köle efendi ilişkisi (”mahkum” ve sahip ilişkisi) nin temelindede etki tepki var değil mi? Aslında giderek eğlenceli hale geliyor. Bilgisayar oyunu gibi hayal etmeye başladım. Karekterler orada duruyor ve biz istediğimiz dünyayı kuruyoruz onlarla. Karakterler her yöne gidebilirler. Küçük etkilerle hayatları bambaşka yönlere gidebilir. Herkese başarılar…

  • 6. nuh bozdemir  |  23 August 2005 tarihinde yazıldı. 3:34 am

    - İkinci hipnozda Aslı’ nın kadından korkması, rahatsız edici bir müzik ya da hipnoz içinde bir sanrıyla ! (kadının kıyafetinin içinde ( sırt kısmında )hareket eden onlarca küçük yaratık ) desteklenebilir.
    - Aslı’ nın son hipnoza istekli yaklaşması mesajı ileteceği son kişinin hipnozdaki kadın olduğunu bilmesindendir. Böylece o da kurtulacaktır.
    - Aslı ; banktaki kızla, okuldaki çocukla , son hipnozdan sonra Melih’ in ofisinde annesiyle konuşurken olan şey aynıdır. Hepsi geçmişte yakınları olan bir insana büyük bir kötülük yapmışlardır. Farklı zamanlarda, farklı yerlerde, farklı kişilere. Aslı trans halindeki bu insanları ağlatan konuşmalarında onlara bu kötülüklerini hatırlatır. Burada Aslı tam bir aracıdır ; konuşan Aslı değil kötülüğe uğrayan kişidir, ses kötülüğe uğrayan kişinin sesidir.
    - Annesiyle konuşurken çıkan ses Oğuz’ a aittir. Annesinin doğurduktan sonra terkettiği çocuk Oğuz’ dur.
    - Aslı konuşmalarının (trans halindeki) sonunda muhataplarına hangi saatte nereye gidip vicdanlarını rahatlatacaklarını da söylemektedir. Annesi dahil herkes aynı zamanda adaya çağrılmıştır. Okulda Aslı’ nın yanından ağlayarak uzaklaşan çocuğun ” Tamam, gelicem ” demesi bundandır.
    - Aslı’ nın bankta konuştuğu kız ve okulda konuştuğu çocuğun , gemide olduklarının farkedildiği sahnede ikisinin gözlerinde de garip bir ifade vardır , aynı ifadenin gemideki bütün yolcularda olduğu anlaşıldığında hepsinin aynı yere gittiği belli olur.
    - Oğuz’ un adadaki insanlara hitabının sonunda önce güneş gözükür. Ardından ay güneşi kapatmaya başlar. Gece güneş tutulması yaşanmaktadır. Güneş tamamen kapanıp , ayda kararınca, konuşmaya muhatap olan herkes- ayrı ayrı , karanlıkta ve tek başlarına olduklarını farkederler.
    - Aslında adadaki insanlar gerçekte hiç bir araya gelmemiş ayrı yerlerde güneş tutulmasını seyreden insanlardır. Ama hepsi güneş tutulmasının gerçekleştiği 5 - 10 saniye zarfında ortak bir hayali ya da ruhsal veya zihinsel yolculuğa çıkmışlardır.
    - Hipnoz dahil bütün hikaye bu şekilde gelişmiştir. Aslı hocasından kitabı aldıktan hemen sonra güneş tutulmasını seyretmeye çıkmıştır. Gerçek hayatta kitabı kaybetmeye vakit bulamamıştır.

    Elimden geldiği kadar parçaları birleştirip , gerekçelere değindim. Yazarken ; bir hikaye anlatıp birşeyleri açıklamak kadar soru sormayı da sevdiğimi farkettim( Tabi bunun sinema için ne kadar sağlıklı bir dil olduğundan da emin değilim). Mesela Oğuz üzerinde yoğunlaşıyorum fakat kim ya da ne olduğu hakkında zihnimde şudur diyeceğim bir cevap yok . Ama bu gerekliyse birşey bulabilirim. Hikayenin bulunduğu noktaya sizin yönlendirmenizle geldim. Bu enteresan bir tecrübe oldu , faydalandım ve zevk aldım. Umarım sizinle tanışıp masa başı çalışması da yaparız.

  • 7. gulcemal  |  24 August 2005 tarihinde yazıldı. 10:48 am

    kitabın değeri, sadece tarihi olması ve ödünç olmasıyla sınırlı kalmamalı bence, çünkü ruhsal bir takım çözülmeleri olan biri bunu kolaylıkla göz ardı edebilir. kahramanlar 1980 li yıllarda doğmuşlar yani bu sene 23 ile 25 yaşları arasındalar bu bağlamda telefon kulübesi fikri gerçekdışı kalıyor çünkü özel okuldan mezun biri üniversitede cep telefonu kullanıyordur. aslı ve nevin nerede ve nasıl karşılaşıp bu kadar yakın arkadaş oluyorlar. biri tıp fakültesinde diğeri güzel sanatlarda farklı iki düşünce yapısının geçmişte kurulmuş bağları olmalı belki. ( yazlıktan arkadaş, komşunun kızı vs. vs.) yani senaryoda olan herşeyin bir geçmişi olmalı ve film içinde hepsi birbirine eklemlenmeli ve düşüncede bir örüntü oluşmalı bence. şimdilik bu kadar . ama senaryoyu masaya yatırmak harika fikir.. tebrik ediyorum ve merakla bekliyorum. aklımın bir köşesinde hep tutacağım.

  • 8. Yönetmen  |  24 August 2005 tarihinde yazıldı. 11:08 am

    Sn. Bozdemir:

    Evet, Aslı’nın hipnozda gördüğü kişinin kim yada “ne” olduğu oldukça önemli olmalı. Şöyle düşünün; Aslı’nın yaşadığına benzer bir hipnoz deneyimi yaşıyorsunuz. Hipnoz edilen değil de hipnoz seansına katılanlardan biri olduğunuzu düşünün. Ben kendime sorduğumda bu soruyu, aklıma gelen ilk soru “o kimdi? o hipnozda gülümseyen, kimsenin görmediği kişiyi gören…” diye sormaktan kendimi alamıyorum. İşin aslına bakarsanız öykümüzde anlattığımız kadarı yaşanmış bir olay. Ben hala merak ediyorum o kimdi diye :)

    Sn.gulcemal:

    kitabın değeri, sadece tarihi olması ve ödünç olmasıyla sınırlı kalmamalı bence, çünkü ruhsal bir takım çözülmeleri olan biri bunu kolaylıkla göz ardı edebilir. demişsiniz. “Kitap değerli” konusu değil zaten Aslı’yı bunalıma iten. Hatırlayamamak daha önemli onun için.

    Telefon kulübesi fikri Aslı karakterini düşünürseniz eğer çok da gerçek dışı değil. Cep telefonu olmayan genç insanlar bugün de var. Yok illa ki cep telefonu olur diyorsanız, senaryoya bir cümle ilave edebiliriz: “o gün telefonumu evde unutmuştum” bu da Aslı’ya uyar. Burada senarist şu tercihi yapmalı: “bir telefon kulübesinin senaryonun atmosferine katacağı şey, kitabı takside yada dolmuşta kaybetmesinden çok daha anlamlı. Demek ki telefon kulübesini cep telefonuna tercih etmeliyim”

    aslı ve nevin nerede ve nasıl karşılaşıp bu kadar yakın arkadaş oluyorlar. biri tıp fakültesinde diğeri güzel sanatlarda farklı iki düşünce yapısının geçmişte kurulmuş bağları olmalı belki. ( yazlıktan arkadaş, komşunun kızı vs. vs.) demişsiniz. Karakterler sayfamıza tekrar göz atmanızı öneririm.

  • 9. Lilith  |  24 August 2005 tarihinde yazıldı. 12:32 pm

    SevgiliYonetmenimiz eminim yogunsunuz ama genede siteyi çok iyi idare ediyorsunuz, tebrik ederim. Benim oykum için yazdıklarınız için düşündüm de, hipnoz seanslarını ve adada geçen zamanları daha detaylandırmalıyım haklısınız. Ama Aslı nın hipnozda karşılaştığı erkek karektere fazla şey yüklemeyi hala düşünmüyorum. Belki de ben hala imajlarla düşündüğüm için böyle. Onun gizemli, hoş bir erkek olması, yaşanılanların da hayallerde olduğu gibi yaşanması benim karekter seçimlerime uyuyor diye düşünüyorum. İlk başta gerçekliği sorgulayacağız demiştiniz. Ben de bunu filmin özü olarak alıyorum. Gerçeklik sorgulamasını merkeze koyduğum için olayların kurgularının ve karekterlerinin tümünün somutlaştırılmasını yada tanımlanmasını istemiyorum. Sn Bozdemir in hikayesinde herşey birbiriyle ilintili, somut ve bazı doğa üstü kavramlara bağlanmış anladığım kadarıyla. Bu bir tarz Bozdemir’in gerçekten bir tarzı var. Benim hikayem ise doğaüstücülüğü barındırmıyor, sadece gerçekliği sorgularken bazı kavramlar kullanıyor. Verilmiş karekterler üzerinde böylesine farklı hikayelerin oluşması ne güzel değil mi ?
    Tabii seyirciyi sürükleyecek sorular yani sizin sorduğunuz gibi “Aslı’ya hipnozu sırasında gülümseyen kim?” gerekli belki. Bu anlamda biraz daha zenginleştirmeye ve griftleştirmeye çalışacağım hikayeyi. Adada ve hipnozda geçen kısımları artırmayı ve zenginleştirmeyi planlıyorum. Cep telefonu kullanılmaması için bende aynı akıl yürütmeyi yapmıştım, yani bence sorun olmayacaktır.

  • 10. Yönetmen  |  24 August 2005 tarihinde yazıldı. 12:53 pm

    Merhaba,
    Ben de sizlere teşekkür borçluyum. Emin olun, bundan sonraki projelerde de buradaki aktif katılımcılarla beyin fırtınası yapmayı, vakitler ve imkanlar elverdikçe “birlikte” projeler geliştirmeyi istiyorum. Bu konuda bir yazı hazırlıyorum, yakında okuyabilirsiniz diye umuyorum.

  • 11. nuh bozdemir  |  25 August 2005 tarihinde yazıldı. 12:47 am

    Bence de gerçekten yaşanmış bir olay olan hipnozdaki esrarengiz kişi merak edilmeyecek gibi değil ve sinema için çok çarpıcı bir malzeme.
    Zihnimde tek bir cevabın olmayışı seçeneklerin fazlalığından kaynaklanıyor. Bu ihtimaller üzerinde düşünüp sonuçlarını yazdım. Hangisinde yoğunlaşmamı tavsiye ederseniz ; bundan sonra o doğrultuda yazarım.
    Yazısında gizemi iyi işleyen Lilith’ e yorumu için teşekkür ederim.

    OĞUZ’ UN KİM OLDUĞU SORUSUNA CEVAPLAR

    1- AKIL HASTANESİNDE YATMAKTA OLAN KATİL-HASTA’ DIR : Zihninde Aslı’ yı takip edebilmekte gerekli gördüğü zaman onunla telepatik bir bağlantı kurabilmektedir. Aslı’ daki içe kapanıklık ve çalkantıların sebebi aile sorunlarından olduğu kadar bu ilişkiden de kaynaklanmaktadır. Aslı telepatik bağlantıyı bilmemektedir. Oğuz’ dan gelen mesajları kendi fikirleri ya da olsa olsa vicdanının sesi olarak anlamaktadır. Oğuz bağlantıyı genellikle Aslı’ nın tehlikeli bir duruma yaklaşması durumunda kurmaktadır.
    Bir sapık Aslı’ yı kandırıp onu öldüreceği için Oğuz adamı öldürmüştür. İnsanların vicdanında temize çıkmaya önem verdiği için deşifre olmak pahasına çıkarıldığı mahkemede hakime ” Karşınızda sanık durumunda bulunan bütün insanları aynı şekilde değerlendirmeyin. Aslında iyi bir insan olduğuma inanmanızı beklemiyorum ama sizce suç olan şey bazen son çare oluyor. Keşke imkanım olsaydı da karınızı da kurtarabilseydim ” der. Daha sonra mahkemenin gerçekleştiği anda Aslı’ nın kurtulduğu akibetin hakimin karısının başına geldiği anlaşılır ve akıl hastanesine kapatılır

    a) Doğaüstü özelliklerinin kendisine bu kızı korumak için verildiğine inanan bir yabancıdır
    b) Beklenen gün geldiğinde Aslı ile evlenmeyi uman bir aşıktır.

    2-ASLI’ NIN İLKOKULDAN SINIF ARKADAŞIDIR: Hipnozdaki varlığından haberdar değildir. Aşka inanmakta ve kim olduğunu bilmediği kayıp parçasını aramaktadır. Aynı mahallede oturdukları için arada bir ayaküstü selamlaşıp hal hatır sorarlar ama hepsi o kadar. Ta ki hipnoza kadar. Aslı onu hipnozda farkettiği anda Oğuz’ un içinde aradığının Aslı olduğuna dair bir duygu uyanır.

    3-GEÇMİŞİ BİLİNMEYEN BİR ADAMDIR: İstanbul’ un tarihi yarımada bölümünde bazı şerbetçi ve satıcılar gibi Osmanlı dönemi kıyafetleri içinde olduğu halde halkla ve turistlerle(herbiriyle kendi dillerinde) konuşmakta ve muhataplarına tam olarak anlayamadıkları üç şey söylemektedir. Konuştuğu insanların herbirine ayrı şeyler söylemektedir. Bu durum şüphe uyandırır önce polis sorgusuna götürülür. Polis yirmili yaşlarda, üzerinde kim olduğuna ve nerede yaşadığına ait bir belge olmayan, birçok dil konuşabilen, geçmişiyle ilgili birşey hatırlamayan ve kendilerinede farklı üçer olay anlatan bu adamı bilimadamlarına teslim eder. Bilimadamlarının da kendi paylarına düşen üç hikayeleri zaman içinde anlam kazanmaya başlar. Oğuz bunlardan bir doktora ” Arkadaşın seni şikayet etti ama herkesin senin gibi olmadığını anladın, babana kızdın ama şimdi onun dediğiyle tatmin buldun, arabanda güzel ama daha güzel şeylerde var” demişti. Doktor ilk iki olayla hayatı arasında bağlantı kurmuştur. Okulda sınavda yardım ettiği arkadaşı öğretmene şikayet edince hayal kırıklığı yaşar ama temkinli bir insan olmayı öğrenir. Sevmediği halde babasının ısrarıyla tıp okur ve öğrenim hayatı babasına kızmakla geçer ama mesleğe başladıktan sonra başka bir işte ruhları hasta bu insanlarla ilgilenmesinden büyük bir hazzı tadamayacağını anlar. Arabayla ilgili kısmı anlamamıştır arabasını başka birşeye tercih ettiğini hatırlamamaktadır. Bu duygularla arabaya biner ve geri viteste olduğunu unutarak arabayı çalıştırır, araba duvara çarpar. Kızgınlıkla hasarlı yere bakmak için arabadan indiğinde, arabanın önünde yatan ve bu yanlışlığı yapmasa ezecek olduğu hasta kediyi farkeder. Böyle birşey ince ruhlu doktoru çok sarsardı. Böylece ” Arabanı seviyorsun ama daha önemli şeylerde var ” da anlaşılır hale gelmiştir. Zamanla esrarengiz adamın (Bize göre Oğuz ) kişiye özel hikayelerinin sırrı anlaşılır. İlk ikisi geçmişten sonuncusu gelecekten hikayeler.

    OĞUZ NEDİR SORUSUNA CEVAP

    İLHAMDIR: yönetmen’ in iyi bir film yapması için oradadır :)

  • 12. onder serbes  |  26 August 2005 tarihinde yazıldı. 3:22 am

    yazilanlarin tamamini degil ama bircogunu okudum. oncelikle bu filmin basit bir fantastik gerilimden (cinler vs.) fazlasi olacagini umuyorum yonetmenin yorumlarindan anladigim kadariyla. ancak merak ettigim birkac nokta var: birincisi hipnoz temasına dair. donnie darko filminde agirlikli olarak kullanimisti hipnoz, gerceklikle baglantili olarak. bu bir ozgunluk problemi yaratabilir diye dusunuyorum. ikincisi; ontolojik sorgulamanin bu kurgunun icine nasil yedirilecegi. arkadaslarin denemeleri cok basarili olsalar da, hicbirinde varliksal bir sorgulamaya dair ipucları bulamadım acikcasi. sorun su sanırım: bu film akısı icinde ve bazı arkadasların belirttigi gibi carpıcı bir finalle, alternatif iki gerceklik arasinda bir tercih yapmaya mi itmeli izleyiciyi (piyasada bir cok ornegi bulunan film gibi), yoksa tamamen ozgun bir bicimde mutlak gerceklik ve izafiyet kavramlari uzerinde mi durmali? biraz da filmin altmetni uzerinde, felsefi altyapısı uzerinde bilgi edinebilir miyiz?
    bunun dısında kaybolan kitap metaforu oldukca ilgi cekici. oykuye katkıda bulunamıyorum ama sonunu merakla bekliyorum. Bu arada teaser cok guzel, cok carpıcı, gerilim had safhada. “… ama sonra ne oldu?” sloganı icinse aynı seyi soyleyemem.
    bu filmin “gulun adı” nın gizemli atmosferini, “puslu kıtalar atlası” nın masalsı kurgusuyla bulusturması dileklerimle, basarilar.

  • 13. onder serbes  |  26 August 2005 tarihinde yazıldı. 2:27 pm

    sinopsisi tekrar okuyunca aklima gelenler:
    hipnoz seansinda asli’yi gozetleyen kisi “yazar” dir. (bkz.architect). bir roman (ya da senaryo) uzerinde calismaktadir ve asli bu romanin bas karakteridir. asli, nevin ve digerleri “var”dir, ancak bu varolus yazarin zihninde, yazdigi romanin sayfalarinda tanimlidir. “… Aslı, Güzel Sanatlar Fakültesinde Resim bölümünde son sınıf öğrencisidir.” der yazar ve aslinin varolus sureci bicimlenmeye baslamis olur. bu romanin digerlerinden farki ise; yazar bu karakterlerin bilhassa aslinin farkinda olmasini istemesidir. kendini asli’ya tanitmak, kendini bildirmek istemektedir. bu yuzden oyku boyunca asli’ya bir takim ipuclari sunmaktadir. hipnoz seansi, garip ruyalar vs. hep yazarin bu girisimleridir. oyku hep asli’nin bu gizemli sahsi arayisi uzerinedir. ve sonunda asli ile yazar karsilasirlar, yazar herseyi oldugu gibi anlatir asli’ya. film asli’nin ve izleyicilerin bu gercegi ogrenmesi ve sarsilmasiyla son bulur. asli ve de izleyici kendisine su sorulari sorar: kimim ben? bildigim butun varligi icine alan bir kurgunun oyuncusu mu? ben gercekten var miyim?…
    velhasil “..o kimdi?” sorusunun cevabi “yönetmen” olabilir diye dusunuyorum :)
    benim zihnimde canlanan oykunun anahatlari bu sekilde, detaylari icin ise uzun bi ugras gerek. saygilar…

  • 14. Lilith  |  26 August 2005 tarihinde yazıldı. 4:39 pm

    Onder serbes, guzel buluş, tebrikler. Bence sizde kendi senaryonuzu yazmalısınız, iyi şeyler çıkacağa benziyor. Varlıksal sorgulama yı ne anlamda kullanıyorsunuz bilmiyorum ama benim öykümün içinde kişilik ve kimlik sorgulamaları olduğunu zannediyorum. Yoksa dışarıdan öyle görünmüyor mu…Çünkü merak ediyorum, anlattığımı sandığım gibi mi anlaşılıyorum ? Ve okuduğum şeyleri aslında anlatıcının anlatmak istediğinden farklı mı anlıyorum ? Benim öyküm içinde Aslı bambaşka bir kişilik içinde buluyor kendisini, tüm değerleri başkalaşmış olarak. Bu bir çelişki ve dolayısıyla bir sorgulama. Melih zaten şimdiye kadar herşeyi bildiğini düşünürken, şüpheleri doğuyor, temel bilimsel tümevarımları ve tümdengelimleri iskambil kağıtları gibi dağılıyor. Kendisiyle ilgili yeni gerçekler öğreniyor. Bir masalın içinde yaşadığını zanneden yaşlı kadın ise benim öykümde gerçeklik dünyasında mı bunu bilmiyoruz. Masal karekteri yada gerçek ama yaşlı kadın da kendi gerçekliğinde inançlı şekilde yaşıyor ve başka türlü olabilirmiydi sorusunu taşıyor hep üzerinde. Sizin sorgulamak istediğiniz şey nedir ?

  • 15. Yönetmen  |  26 August 2005 tarihinde yazıldı. 6:23 pm

    sn. nuh bozdemir:

    Kanımca çok önemli bir kapıyı araladınız. Bence maddeleri arttırmaya çalışın. Eminim ki sizi de sonuna kadar memnun eden bir çözüm bulacaksınız. Hipnozdaki adam iyi mi, kötü mü? Yoksa belirsiz mi? Unutmayın “bilinmeyen” her zaman daha ürkütücüdür. Hipnozdaki adamın davranışlarını belirleyen itici güç ne? Amacı ne? İstekleri, engelleri neler? Özgünlüğe dikkat.. Özgünlüğe dikkat… Etki altında kalmayın… Şöyle düşünün: Bu öyle bir konu ki dünyada ilk kez siz bunu böyle düşünüyorsunuz. Bütün edebiyata ve sinemaya meydan okuyun! Eğer bu cesaretinizin cahil cesareti olmamasını istiyorsanız daha donanımlı olmak için savaşın. Size bir sır vereyim: Benim çok sayıda hem de çok sevdiğim sinema filmi var. Ama bugüne kadar bir tane filme bile “işte bu tam olarak, yani %100 benim yapmak istediğim şeydi” demedim. Demek istedim ama diyemedim. Hep bir yerlerde bana ait olmayan şeyler vardı ve onlar orada durdukça ben sinemacı olmayı daha çok istedim. Birkaç gün önce Yeni Zelanda’nın saygın yönetmen ve yapımcısı Gaylene Preston ile birlikte buna benzer şeyler hakkında konuşuyorduk. Kendisi turist olarak ülkemizde bulunuyor şu sıralarda… Sinema işindeki insanların halini uyuşturucu müptelalarına benzetti. Kesinlikle haklı. İflah olmaz “junkie”leriz biz. Başka ne tür bir insan yılda 1000 film izler ki? Bunun nedeni özgün birşey ortaya koyabilme içgüdüsüdür belki. Hem doğuyu hem batıyı çok iyi bilen, Anadolu’yu dillendirebilecek babayiğitlere bugün türk sinemasının çok ihtiyacı var. Tıpkı Ahmet Uluçay gibi. Alnından öpülesi bir çaba Uluçay’ınki. Ama siz Ahmet Uluçay da olmayın. Siz Nuh Bozdemir olun.

    sn. onder serbes:

    Hipnoz filmimizin yan konularından biri. “Ana konu nedir?” sorusu belki film bittikten sonra bile net olarak cevaplanacak bir soru olmayabilir. Mahkum bir gizem filmi. Doğu gizemciliğinde hiçbir şey aleni değildir. Herşey çözüldükten sonra bile. Puslu Kıtalar Atlası çok başarılı bir deneme. 1001 gece masalları mutlaka okunmalı gizemin gerçek anlamını anlayabilmek için. Bizim yaşadığımız coğrafyada hiçbir söz açık açık söylenmez. Hiçbir şey tam ve net olarak bilinemez. Anlayan anladığı kadarıyla yetinir ve her zaman bir başka anlam katmanı daha vardır. Konu önerinizi film yapalım gelin: Bir yazar daktilosunun başında yazmaktadır. Aslı, Melih, Nevin… Sonra karakterler kontrolden çıkmaya başlar. Ya da karakterler kendi iradeleriyle konuşmaya ve davranmaya başlarlar. Pirandello’nun “yazarını arayan altı karakter” adlı oyunu bu konuda muhteşemdir. Ephraim Kishon’un tüm dünya sahnelerinde kahkaha ve alkış toplayan Tarla Kuşuydu, Juliet adlı komedisi gizem içermez ama inanılmaz etkileyicidir. Oyunun orta yerinde, oyunun karakterleri; “evlenmiş Romeo ve Juliet” bir karı-koca kavgasına tutuşurlar ve arabuluculuk yapması için William Shakespeare’i çağırmaya karar verirler. Charlie Kaufman’ın senaryosunu yazdığı Spike Jonze’un yönettiği Adaptation adlı filmi izlemişsinizdir. Nicholas Cage ve Meryl Streep oynuyordu filmde. Yazar öyküsünü değiştirdikçe biz sinemada izliyorduk. Nihayetinde editörün istediği gibi bir kitaba dönüştü film biz de saf saf izledik “film amma da değişti” diye :) Yani, sakın pes etmeyin. Parlak ve açık bir zekanız var. Gülün Adı’ndaki atmosferi yakalayabilirsek… Ah, bir sinemacı başka ne ister ki? :)

  • 16. afşar çelik  |  26 August 2005 tarihinde yazıldı. 6:45 pm

    Hipnoz, gzli kalmış iç yaşantıların açığa çıktığı kapıdır.

    Cinsellik Türk işi bir filmde ne kadar hakkıyla işlenebilir , bilemiyorum?

    Sonuçta iki yaklaşım söz konusu olabilir.

    Biri geçmiş yaşantılardan izlerin hatırlanması( Çantayı alan yaşlı kadın gibi)

    Veya bütün bunların, kahramanların yaşantılarının her ögesinin matrix gibi bir ortamın parçası olma durmunun açığa çıkası…

    Geçmiş yaşantıların izlerinin sürülmesiyle Luc Besson’un “Leon’u” gibi veya “Doberman” gibi fransız sinemasının yalın şiddet içeriğine benzer bir aksiyon kurgusu düşünülebilir… Niçin aksiyon? İç yaşantıların şiddetinin yansıtılabilmesi için… Yaşanan travmanın ( ki muhtemelen hipnoz seansı günlük hayatı engelleyecek köklü travmayı açığa çıkarmak iin yapılıyordur) kökenlerine inilerek seyirciyi görünenin altındaki dehşetle buluşturmak için…

    Matrix tipi bir kurgu da ilginç olabilir ki meselâ bizimki gibi bir üçüncü dünya ülkesinde gölgede kalan teknolojik otoritenin hayatımıza nasıl müdahale edebildiğine dair bir komplo teorisi öne sürülebilir ve kahramanların yaşantısının hipnoz seansından sonra nasıl kökten değiştiği gösterilebilir.

    Burada benim mantığım tümdengelimdir.. Önce konunun bütününü kapsayan br çerçeve tasarlamak ve sonra içini doldurmak…

  • 17. Nuh Bozdemir  |  27 August 2005 tarihinde yazıldı. 6:59 pm

    Hipnozdaki adam kimdir ve nasıl tanınabilir ?

    Melih bu adamın kimliğini bilimsel veriler ışığında bulmaya çalışır. Ağırlıklı olarak çocukluğunda hayatını etkilemiş birisi olacağına inanmaktadır. Tanınması için tekrar hipnoz gerektiğine inanmaktadır.
    Nevin cin - peri - hayalet olabileceği ihtimaliyle ilgilenmektedir. Tanınması için büyücüye ya da en azından falcıya danışılmasının işe yarayacağını düşünmektedir.
    Aslı iyimi, kötümü ve kim olabileceği hakkında fikir sahibi olmadığı esrarengiz adamın hayatında önemli bir rolü oynadığından ise emindir. Kaderci olan Aslı tanıma hususunda hiçbir zihni çaba içinde değildir zira günü geldiğinde tanışacaklarını biliyordur

  • 18. Nuh Bozdemir  |  30 August 2005 tarihinde yazıldı. 2:08 am

    Oğuz’ u harekete geçmekten alıkoyan, Aslı’yı korkutmamak ya da şu anda birebir görüşmelerinin doğuracağı tehlikedir.

    Hipnozdan sonra Aslı’nın hayatındaki akış da değişmiştir. Etrafındaki insanlardan şüphelenmeye başlamıştır. Özellikle son dönemlerde kimlerle, nerede, kimin aracılığıyla tanıştığını, onlarla olan diyaloglarını gözden geçirir. Bu işin içinde başkaları da vardır.
    Okuldaki arkadaş grubundan sigara istemeyi alışkanlık haline getirmiş, o civarda takılan, hep kalın şeyler giyinen, zayıf, tek dolaşan, serseriyle deli arasında bir görüntüsü olan, yüzünde lanetli bir ifade olan adam hiç beklemediği bir yerde; bir kafede karşısına çıkar. İçeri girdiğinde orası ve içindeki müşteriler sanki ona daha önce gittiğinden başka bir yer ve başka insanlarmış gibi gelmiştir. Bütün insanlar aynı konu hakkında konuşuyor gibidirler. Aslı sesleri tek tek ayırt edemez, duyduğu oradaki insan kalabalığından daha fazlasına ait olan uğultudan ibarettir. Bu atmosferin sırrını çözmek için aralarına katılmakla oradan hemen uzaklaşmak arasında gidip gelirken, dış görüntüsüyle hiç de oraya ait olmayan enteresan görünümlü adam karşısına dikilip, ilk defa kendisinden sigara istedi.
    - Sigara kullanmıyorum.
    Aslında sigara kullanıyordu. Adam arkadaşlarmış gibi bir edayla:
    - Başkalarını okumayıp, dinlememenin getirisi hedefe kilitlenmede konsantrasyonu artırmasıdır. Hedef yalan olsa da bu böyledir.
    İşler bir kere raydan çıktımı tepetaklak gidiyor olsa gerek diye geçirdi içinden ve şimdi değil de birkaç ay önce olsa hayrete düşüp, bunu neden söylediğini soracak olan Aslı konuşmanın üzerinde hiç durmadığı gibi ( O an için) , bu olayı oradan uzaklaşma fırsatı olarak değerlendirdi. Kendini sokağa attığında kafasında ne içerideki insanlar ve konuştukları
    Ne de garip adam ve söyledikleri vardı. Kafasındaki tek şey çıkmak üzereyken duvarda fark ettiği film afişiydi.“Orada Olmayan Adam”.
    Bu olayın üzerinden biraz zaman geçtikten sonra, kendisini biraz toparladığını düşündüğü bir gün adamı okuldan çıkan birisinden sigara isterken görür. Hiddetle yanına gider.
    - Kafede bana niye öyle söyledin?
    - Öyle gerekmiştir de onun için söylemişizdir!
    - Kim olduğunu bile bilmiyorum, ne hedefi, ne konsantrasyonu ?
    Aslı’nın iyice sinirlenmeye başladığını gören adam yüzüne sanki rahatsız ediliyormuş gibi bir ifade takınarak
    - Sen neler söylüyorsun. Seni tanımıyorum seninle hiç karşılaşmadık
    Aslı iyice kötü olmaya başlamıştı. Yere düşecek gibi oldu, ayakta zor duruyordu. Adam kendisini delirtmek için parayla tutulmuş birisi gibi davranıyordu. Konuşmayı inkâr eden hali gitmiş, şimdi de yüzünde alaycı bir gülümseme vardı. Adamın yanından uzaklaşırken sinirinden ağlamak üzere idi ki kendini tutup yavaş da olsa yürümeye devam etti. Kafası, ruhu karmakarışıktı. Yoksa kafedeki her şey zihninin ürünümüydü. Geriye dönüp baktığında kimseyi göremeyeceği ihtimali onu korkuttu ve bundan vazgeçti. Tam da hayatını bir film seyreder gibi seyrederken; perdede oynayan bir filme seyirci ne kadar müdahalede bulunabilirse kendi hayatına etki etmede iradesini o kadar zayıf bulduğu sırada, o adamın ve özellikle o afişin anlamı neydi. Yoksa hayatın kendine has anlayamadığı bir espri bir kara mizah anlayışımı vardı. Sanki her şey bir rüyaydı ve uyanacaktı. Uyandığında karşılaşacağı gerçek ve yaşadığı arasındaki fark neydi. Buna da verecek bir cevabı yoktu. Nasıl uyanacağını da bilmiyordu ama evet uyanacaktı.
    Bu duygular içerisindeyken, belki kendisini rahatlatır diye, en azından bu konuların etrafında söyleyecek bir şeyleri olduğunu zannettiği ressam bir kız arkadaşı ile internette sohbet etmeye başladı. Konuya nasıl gireceğini bilemiyordu.
    - Anlayış insana has bir şey mi sence?
    - Hayvanlarda anlayışlıdır biliyorsun.
    - Dün rüzgârda sallanan ağaç bir şeyler anlatmak istiyor gibi geldi bana.
    Aslı bu yazdığına destek alabilmeyi umdu ama…
    - Ağaçlarda sinir sistemi olmadığı için bu imkânsız.
    - Sinir sistemi yok diye bir anlayışları yoktur diyebilir miyiz?
    - Abartma!
    En çok anlayış beklediği insanlar bile ona uzaktılar. Konuyu değiştirip uzlaşmaya çalıştı.
    - Her nasıl olursa olsun hayat yaralasa da güzel bence.
    - Hayat yaralamaz öldürür.
    Aslı daha fazla dayanamaz
    - Sen insanı öldürürsün.
    Sohbetten umduğunu bulamamıştır, hayatla olan bütün bağlarının kopmakta olduğunun farkındadır.
    Ertesi gün bir sonuç çıkartırım diye daha önce kendisine el yazısıyla yazdığı birkaç cümleden oluşan bir yazıyı veren öğrenciyi bulur okulda.
    - Bana o kâğıdı niye verdin?
    Etraftan geçenlerin bakışlarını çevirtecek kadar yüksek sesle sorduğunun farkında değildir. Ama muhatabı sakin ve anlayışlı bir ses tonuyla
    - Belki sizi rahatlatır diye düşündüm.
    - Çok mu rahatsız görünüyorum?
    - Bir arkadaşınızla konuşurken istemeden kulak misafiri olmuştum, arkanızda oturuyordum. Anlattıklarınızdan aklınızı zorlayan olaylarla karşı karşıya olduğunuz anlaşılıyordu.
    Susarak bir şeyler söylemesini bekler gibi Aslı’ ya baktı.
    - Kabalık yaptıysam özür dilerim.
    - Önemli değil. O kâğıttaki küçük yazı size yarar diye umuyorum.
    - Siz mi yazdınız?
    - Hayır, ismini hatırlayamadığım bir düşünür yazmış.
    - Evde duruyor. Gidince bakarım. Teşekkür ederim.
    - Önemli değil.
    - Görüşmek üzere.
    - Görüşmek üzere.
    Eve gidince kâğıdı bulur. “ Bilimsel çalışmayı mümkün kılan duyu ve akıldır. Ancak akıl edilebilir varlığı idrak ettiğimiz süreçte akıl, duygusal formlarla sıkı sıkıya çevrilir. Eğer akıl duygusal formlara karşı özgürleşemezse, sonuçta formlar, akıl edilebilir olanların yerini alacağından ve aklı gerçek işlevinden yoksun bırakacağından akıl edilebilir varlığın doğru bilgisini de elde edemeyiz.” Sonunda aradığı desteği ismini bile bilmediği bir filozoftan bulmuştur. Şu an kendisi için mümkün olmasa da bütün bu olan bitenin bir açıklaması vardır.
    Evet, ilginç bir biçimde zihni berraklaşmıştır. Sırası geldiğinde her şeyi anlayacağını biliyordur ve artık bilinmez gibi görünen şeyler onu korkutmuyordur.

  • 19. Yönetmen  |  02 September 2005 tarihinde yazıldı. 11:17 pm

    Bir önerim, daha doğrusu bir ricam var. Senaryo tartışmalarına katılan yada izleyen, ve bu şekilde devam etmek isteyen dostlarımız, bana kendilerini tanıtan bir e-posta gönderebilirler mi? Sitede benimle ilgili ve projeyle ilgili pek çok bilgi var ama ben sizleri kişisel olarak tanımıyorum. Örneğin ne işlerle meşgul olduğunuzu ve hayatınızı bundan sonrası için nasıl planladığınızı bilmiyor ve çok merak ediyorum. İçinde iletişim bilgilerinizi de içeren bir e-posta ile beni aydınlatırsanız çok memnun kalacağım.

    NOT: Bu çağrım, “bu ve bundan sonraki projelerde -bir şekilde- ben de sizinle birlikte olmak isterim” diyen, bugüne dek mahkum.net’te aktif yada aktif katılımcı olmayan herkese yapılmıştır.

    e-posta: mahkum@mahkum.net

  • 20. Nuh Bozdemir  |  05 September 2005 tarihinde yazıldı. 8:49 pm

    Kendisini fazla kaptırmamak şartıyla muhtemel sebepleri tekrar gözden geçirmeyi de ihmal etmiyordu. Acaba farklı bir algılayış-bilinç düzeyinde yaptığı, bağlayıcı özelliği olan bir seçimdemi bulunmuştu. Bu sezinlediği doğruysa bile hatırlayamıyordu.Bunun yanında yaşadıklarını yorumlayıp doğru sonuçlara yaklaşacak gücü de kendinde buluyordu. Şimdilerde doğayı ve ağaçları, özellikle yaşlı ve büyük ağaçları daha çok seviyordu.Oturduğu parktaki ulu çınarlar, meşeler, kuşlar, her geldiğinde kuşlara yem atarken gördüğü, karşı tarafta iyi bir insan olduğu izlenimi uyandıran adam mutluluğun resminin figürleri gibiydiler. Yüzündeki ifade ile değil ama kaşı, gözü, burnu ile kafedekinin ikizi olan kişi kimdi. Sigara isteyen ne kadar itici geliyorsa parktaki o kadar konuşma isteği uyandırıyordu. Aklından geçenleri okumuş gibi elindeki son yemi de kuşlara verip, kendisine doğru yöneldi, hemen yanındaki banka gelip oturdu.
    - Bir varmış bir yokmuş …
    Heyecanını gizlemeye çalışarak, sözüne devam etmesini ister gibi zoraki tebessüm etti.
    - Masallar gibi hayat da böyle başlar, biter. Bu arada hayat espri yapmaz, aksine hep ciddidir.
    Son zamanlarda öğrendiklerinden birisi de ” akıllı insanların olayları sonuçlarına göre değerlendireceği ” olmasaydı soruyu aynı soğukkanlılıkla seslendiremezdi.
    - İnsanların aklını okumak gibi bir özelliğiniz mi var?
    - Sizinle ilgili kısmına cevap vereyim. Zihninizde tasarladığınız herşeyi ve bilinçaltınızdakilerin bir kısmını söyleyebilirim. Özel hayatınızla ilgili bilgilerimin sizi korkutup, utandırmasına izin vermeyin zira özel hayatınızın bir parçası sayılırım.
    - Kişilik bölünmesi mi yaşıyorum? Sizi sadece ben mi görüyorum ?
    Öyle olmadığını göstermek için ileride duran seyyar satıcıya saatin kaç olduğunu sordu ve cevabını aldı.
    - Hayal de değilsinizdir umarım?
    - Değilim. Maddesel geçekliğe fazla güvenmemenizi tavsiye ederim. Bilimsel açıdan bile maddenin gerçekliğinin tartışıldığı söyleniyor. Kimbilir yakın bir gelecekte neler söylerler?
    - Siz bilirsiniz herhalde !
    - Bende sizde olandan fazlasını aramayın. Pek alışıldık olmadığını farkındayım fakat şu konuşmamız bir açıdan kendinizle yüzleşmenizden ibaret, aynay bakmak gibi birşey.
    - O kafedeki adam da sizmiydiniz ?
    - O da sizdiniz. Sizi oradaki insanların sırrını öğrenmekten alıkoyan, başka amaçlar için söylenmiş sözleri uygun olmayan yerlerde hatırlatan, korkutan, kandıran, alay eden, çevrenizi rahatsız eden hep sizdiniz.
    Uzun bir zamandan beri beklediği süreç başlamıştı, olan bitenler anlaşılır hale geliyordu. Muhatabının aklını okumasına benzer şekilde o da duyacaklarını tahmin edebiliyordu.
    - Hayat sizinle dalga geçmediği gibi size ipuçları veriyordu. Orada olmayan adam ya da burada olmayan adam. Tecrübelerinizden çıkarttığınız sonuçlar ve tercihlerinizden sonra, aslında hep aynı olan dış görünüşüm sizi delirtiyorkan ferahlatır hale geldi. Çok az insan hikayesindeki özel anları sizin kadar yoğun yaşar. Siz seçiminizle çektiğiniz acıları kötülüğünüzün cezası olmaktan, iyiliğinizin ödülüne çevirdiniz.
    Adam konuşmasını bitirince, biraz da aceleyle kalktı.
    - Benim gitmem gerekiyor.
    Vedalaşmadan uzaklaşmaya başladı. Aslı ise son sorusunun cevabını almak istedi
    - Sizinle bundan daha farklı bir ortamda karşılaştık mı hiç?
    Adam durdu. Ağır ağır döndü.
    - Bu konuyu bir dahaki görüşmemizde konuşacağız.

    Evet sevgili yönetmenimiz; söylediğiniz gibi sonunda beni de tatmin eden bir sonuca ulaştım. Bitirmek için üzerinde biraz daha çalışmam gerekiyor. Bu esrarengiz adam sonunda Aslı’ nın karşısına Oğuz olarak çıkar ve olan biteni bir aşk-ayrılık-kavuşma masalı olarak anlatır ( tabiki doğu masalı). Bu noktada konuya uygun bir masal yazmakmı daha iyi olur, burada geçen olaylarla ilişkilendirilebilecek bir masalı kullamak mı ?

  • 21. MehmetNuriTUNCEL  |  12 September 2005 tarihinde yazıldı. 7:36 am

    Sinopsisin nasıl geliştirildiğine yalnızca gözatabildim. İyice okumadan şu yorumu yapmak istedim. Hpinoz da olsa yaşamadığı (çantayı alanı gerçek yaşamında görmediğini düşünüyorum) bir olayı nasıl yaşayıp görecek. Bu teorik olarak yerine oturtulmalı.

    Nevin, ya hikayede karakter olmalı ya da Melihe aracılık etmemeli. Mesela hipnozu kendi yapmalı. Sanki gerçek olayda da böyle oldu denmişti. Yani Nevin karakterinin varoluşu sağlanmalı.

    Son olarak da karakterlerin yaşama verdikleri değerler ortaya çıkarılıp bu değerler üzerinden onlara acılar çektirilmeli. Yoksa hikaye hiç hatırlanmaz.

    Hpnoz başlangıcı hikayenin birinci düğüm noktası olmalı. O zamana kadar karakterler ayrı ayrı işlenmeli, tanıtılmalı, değerleri anlatılmalı. Kafalarda tam yer ettiği sıra da hipnoz seansı ortaya atıldığına o üç karakter ve değerleri bu noktada buluşması izleyicide (okuyucuda) şok etkisi yaratıp hikayenin bundan sonra ki kısmı için hem merak uyandırmalı hem de kendi kurgularını yapmaya zorlamalı.

    Devam ederim.

  • 22. Yönetmen  |  12 September 2005 tarihinde yazıldı. 9:22 pm

    Sn. Tuncel,
    Öncelikle ilginize teşekkür ederim. Hipnozda görülenlerin “gerçek” dünyamızla uyuşması ya da bir başka deyişle “bu teorik olarak mümkün değil” denebilecek konular zaten bizim karakterlerimizin de tartıştıkları konular olacak. Doktor Melih ortodoks bir bilim adamı, yani bilimsellik kriterlerini rijit bir şekilde, hatta biraz da modası geçmiş metotlarla uyguluyor. Ama öykünün ilerleyişiyle zaman zaman şüpheye düşüyor. Şöyle düşünün: bu ikilemler aslında bizim da hayatımızda sık sık başımıza gelir, malesef ve oysa sinemamızda karakterlerin çelişkilerine pek zaman ayırmayız. Bizim karakterlerimiz yaşayan karakterler olsun istedigmiz icin onlari gercek insan sorunlari olan insanlar olarak yazmak istiyoruz. İkilemler yaşayacaklar. Şüpheye düşecekler. Dünya görüşleri sarsılacak. Seyircinin de şüpheye düşmesini arzuluyorum. Seyircinin de tıpkı karakterler gibi “sorgulamasını” istediğim için…

    Yorumunuzun son paragrafına %100 katılıyorum. Bence de :)

    Öte yandan sizlere iyi haberler de verebilmek için bugünlerde biraz yoğun çalışıyorum o yüzden yorumlarım gecikiyor bana kızmayın sakın.

  • 23. tuğba barbar  |  19 September 2005 tarihinde yazıldı. 4:33 pm

    merhaba… görüşlerimi daha önce bildirmiştim. benim asıl merak ettiğim öykünün bize anlatılan kısmı gerçek… gerçekte devamında ne oldu???

  • 24. Yönetmen  |  19 September 2005 tarihinde yazıldı. 4:46 pm

    Sevgili Tuğba, merakınızı çok iyi anlıyorum. Bizi de zaten bu olayın senaryosunu yazmaya iten merak, olayın yaşanmış kısmının kısalığından kaynaklanıyordu. “Aslı” yerindeki kişi, gerçek olayda, hipnozda kendisini gören biri olduğunu söyleyince, apar topar uyandırılmış, hipnozu yapan da hipnoz edilen de korkularını yenmeyi başaramamışlar ve tekrar hipnoz edilerek aynı mekana ve zamana gönderilmediği için olay kapanmış. Hipnozda gördüğü kişinin kim olduğunu asla öğrenememiş. Biz eğer devam etselerdi ne olurdu konusunda kafa yorduk, ortaya “Mahkum” çıktı.

  • 25. resmiye  |  23 September 2005 tarihinde yazıldı. 4:58 pm

    Farklı bir hikaye olmalı deniyor! Farklı bir şey yaratmak o kadar kolay olmasa gerek. Zira anlatılan hikayeler hepsi ilginç olmalarına rağmen, birer amerikan filimlerinin tarzını andırıyor.
    Halbuki şark kültürü, çok eski ve renkli bir anlatım geleneğine sahip. 1001 gece masallarından yola çıkacak olursak, Şehrazad’ın ihanete uğramanın şokunu yaşayan Sultan Şehriyar’ın kurduğu şiddet çemberini, her gece bir hikaye anlatarak ve sonunu ertesi geceye bırakarak nasıl aşdığını anlatan modern bir drama olarak düşünebiliriz. İlk eşi tarafından aldatıldıktan sonra, her gün yeniden evlenen ve bir geceden sonra eşini idam ettiren piskopat bir sultan’ı hikayelerle terapi eden bir Şehrazat, bir tek kendi varoluşunu kurtarmakla kalmadığı gibi, bir çok genç kızın hayatını kurtarmış oluyor. Bir Terapist, bir hasta ve hikayelerle yaşanan bir iyileşme süreci, gerçek ve onun arkasında gizli yatan varolma korkusu, iki tarafın farklı yaşadığı, ama aslında aynısı olan korku. Biri hayat’ta kalabilmenin, öteki hayata güvenmemenin korkusunu taşıyan iki insanın mücadelesi. Belki de güven duymadan yaşamanın olanaksızlığını anlatan bir hikaye.
    Yönetmenin de dediği gibi, şark kültürü dolaylı yoldan anlatır duyguları ve gelişmeleri. Batı’da anlatımlar analitik ve doğrudan olur, genelde tek katmanlı. Şark’ta renklidir anlatımlar, çok katmanlı ve dolaylı. Bülbül’ün güle yandığından bahseder şair, semboller yaratır duygularını ifade ederken, olayı değil hislerini anlatır. Batı’nın hayranlık duyduğu ve aynı zamanda ürktüğü budur şark’a bakarken. Mantık üzerine kurulu bir kültür, derinliklerinde saklı olan gizem ve duyguların su yüzüne çıkmasından korktuğu içindir belki, şarka olan şüphe ve politik yönden bu korkuyu yenememesi bugünkü doğu batı sorununun temeli.
    Farklı olmasını istiyorsanız hikayenizin, Hollywood’un bir sönük gölgesi değilse eğer, bir Şehrazat gibi olmalı kahramanınız, köle gibi görünen, aslında hükmeden. Hükümdar’sa kendi acısının kölesi olmuş, iradesini kaybetmiş, güç ve kontrol onda gibi görünse de. Hipnoz ve Hikayeler bir travmanın yeniden yaşanmasını ve hazmedilmesini sağlarken, hayatta kalabilmenin mücadelesini, yaşanan 1001 hikayelerle yansıtmalı. Batı aydınlanma devriyle bilimsel yollarla aradı insan ruhunun gizemini çözmeyi, şark ise mistisizm yoluyla bu gizemi duygularında yaşatmayı denedi. Belki bu hikaye de batı veya doğunun çözümleri arsındaki ikilem den yola çıkabilir…Aslı, Nevin ve Melih bunun zıtlıklarını veya sentezini yansıtabilir…
    Şark masalı tadı olursa ancak, daha önce anlatılmamış ( ki bu büyük bir iddia ) bir hikaye çıkar meydana. Dünyada bir yere sahip olmak istiyorsak, hikayemizi kendi tarzımızda anlatmalıyız belki de. 1001 rengin karışımı gibi olmalı, bir anlamda bir çok anlam barındırabilmeli, hissettirebilmeli anlatılanı, yaşananı…
    Başarılar.

  • 26. handan  |  01 October 2005 tarihinde yazıldı. 12:25 pm

    …..Melih2in telkinleriyle Aslı kadını Burgazada’ya kadar takip eder. Aslı takip ederken ve gördüklerini seansı takip eden Melih ve Nevin’e anlatırken, birden, korku içinde irkilir. Hipnoz dünyasının içinde tanımadığı birisi tarafından gözetlenmektedir. Melih ve Nevin korku içinde kalan Aslı’yı uyandırmaya çalışırlar; ancak uyandıramazlar. Aslı’yı apar topar hastaneye götürürler. Aslı artık makinalara bağlı yaşamını sürdürmektedir. Bitkisel hayata girmiştir. Doktorlar, Nevin ve Melih’e Aslı’yı bu duruma sokabilecek olası tıbbi durumlardan bahsederler, bu olağandışı durumun olası bilimsel nedenlerini açıklarlar. Melih ve Nevin’in doktorların söyledikleri konusunda en ufak bir şüpheleri yoktur. Hastaneden ayrılırlar ve takip eden günlerde Nevin ve Melih arasında bir yakınlaşma olur. Aslı’yı ziyaret etmek bahanesiyle artık sık sık buluşmaktadırlar.
    Herşey yolunda gidiyor derken, Nevin esrarengiz olaylarla karşılaşmaya başlar. Önceleri önemsemese de zaman geçtikçe büyük bir bunalıma sürüklenir Nevin. İç hesaplaşmalar, gelgitler ve yoğun bir suçluluk duygusu…. Kendine dahi itiraf edemediği bir şüphe beynini kemirmekedir ve Burgazada’ya gitmeye karar verir. bütün gün sokaklarda koşturur ancak Aslı’ya dair hiçbir işaret yoktur. Vapurla eve dönerken bu yaptığına kendisi de güler. Hatta çılgınlar gibi gülmeye başlar olduğu yerde. Ardından hıçkırıklarını tutamaz. Gidip bir şişe şarap alır, bir şişe daha ve İstanbul sokaklarında gezinirken kendini Aslı’nın evinin önünde bulur. Basamaklardan çıkar. Evin kapısı aralıktır, içeri girer. Koltuğa oturup etrafı seyretmeye başlar. Başı dönmektedir, duvarlar dönmektedir. Aslının eşyaları bıraktığı gibidir. Aslının üzerinde çalıştığı resmi farkeder, resmin karşısına geçip uzun uzun seyreder. Bu ahşap bir evin resmidir. Elindeki şişeyi kafasna diker. Gitmek için kapıya yönelir, tam çıkarken son kez Aslı’nın odasına bakar. Ve karanlık odada, Aslı’nın resminin hemen yanında, yere damlamış olan boyanın parlaklığıyla irkilir. boyaya dokunur, boya henüz kurumamıştır. Daha sonra hafifçe resme dokunur. Parmakarına bakar ve resimdeki ahşap duvarın kahverengi boyası elindedir. Resme dikkatle baktığında pencerelerin birinden kendisine bakan Aslıy’ı gördüğünü zanneder. Sonra bu kişinin yaşlı bir kadın olduğunu anlar. Başı dönmektedir, kendinden geçer, yere düşer ve orada sızar.

    Gözlerini açtığında Nevin yatağında uzanmaktadır. Dün gece yaşadıkları rüya mıydı, gerçek miydi? Bunu anlamanın tek bir yolu vardır. Koşarak evden çıkar. Aslı’nın evine gider ve gördüğü manzarayla irkilir. Aslı’nın anne ve babası Aslı’nın bütün eşyalarını kolilere koymuşlardır. Her ikisi de şüpheli tavırlar içindedir, Nevin’i pek hoş karşılamazlar. İkisinin de üzerinde garip bir suskunluk vardır. Nevin onları konuşturmak ister; ancak ikisinin de ağzını bıçak açmaz.
    Nevin tırnağının arasında kurumuş olan kahverengi boyayı farkeder. Artık iyice emindir. Dr melihin yanına gider, katı fikirlere sahip olan Dr Melih Nevin’in anlattıklarına inanmaz. Nevin’e, son zamanlarda çok yorulduğunu, bu olayların kendisini çok etkilediğini gidip dinlenmesi gerektiğini söyler. Nevin’in bunalımda olduğunu, ruh sağlığının hiç iyi olmadığını düşünen Dr. Melih sırf Nevin’i yalnız bırakmamak için Burgazadaya Nevin’le birlikte gitmeye karar verir. Amacı Nevin’e, şüphelerinin yersiz olduğunu kanıtlamaktır.

    Beraber Burgazadya giderler. Resimdeki evi, Nevin’in aklında kaldığı haliyle Burgazada’da aramaya koyulurlar. Uzun uğraşlardan sonra nihayet bulurlar. Kitabı da bulurlar. Bahçesinde buldukları o kitap bu evin Aslı’nın resimde çizdiği ev olduğunun kanıtıdır aynı zamanda. Artık Dr Melih de Aslı’nın başına gelenler konusunda şüpheye düşmüştür. Bu durumu kabullenmek Dr Melih gibi bir insan için çok daha zordur. Nevinle sık sık tartışan Melih kendi içinde büyük ikilemler yaşar.

    ”Küçük Oğlan ve Zümrüd-ü Anka Kuşu” masalındaki küçük oğlan gibi, bilinmeyen bir diyarda kayıptır Aslı. Gerçek dünyaya ancak çok silik mesajlar gönderebilmektedir, bu mesajları bulup doğru yorumlayarak gizemi çözecek olan da Nevin ve Melihtir. Ve bu sırrı çözerken en büyük rehberleri, Aslı’nın belki de o uzak diyara gitmeden önce arkasında bıraktığı masal kitabıdır.
    ….
    Hastane odasında Aslı gözlerini açar. Nevin ve Melih koluna girerler. Aslı taburcu olacaktır artık. Bitkin bir şekilde koridorda ilerler. Yüzünde kurtulmuş olmanın huzuru ve karşılaştığı gizemli ve belki de korkunç olayların dehşeti vardır. Koridordan geçerken kapısı aralık bir hastane odasında yatan, tıpkı kendisi gibi makinalara bağlı yaşayan bitkisel hayattaki bir adam gözüne ilişir. Bu kişi, hipnoz sırasında gördüğü, o tanımadığı, kendisine gülümseyen adamdır.

  • 27. Yönetmen  |  03 October 2005 tarihinde yazıldı. 10:07 pm

    Sayın “resmiye” yorumlarınız ufuk açıcı. Hayallerimize tercüman olduğunuzu söylersem abartmış olmam. Mutlak özgünlük diye bir şey varsa eğer biz o yolda ilerlemeye niyetli insanlar olabiliriz belki sadece. Düşünün ki bizler amerikan filmleriyle büyüdük. Batı klasiklerini okuduk. Bunları yaparken doğuya ait her şey hep zayıf kaldı. Divan şiiri çevirileri eminim ki Shakespeare çevirilerinden daha az okunuyor ve satılıyordur. Shakespeare okunmamalı gibi bir şey söylemiyorum elbette. Ama Mecnun’u anlayabilecek kadar doğulu da olmayı başarabilmeli. Bizler malesef doğu batı arasında hibrid bir türüz. “Doğu” sadece günlük yaşam tarzımızda kendini gösterebiliyor, o da yavaş yavaş yokolarak… Bizler özgünlüğü yakalamaya çalışacağız, söz, ama bunda ne derece başarılı oluruz bunu zaman gösterecek.

  • 28. Lilith  |  04 October 2005 tarihinde yazıldı. 6:16 pm

    sevgili Handan hikayeni ben çok beğendim. Nevin i daha ön plana çıkarmışsın ama Dr Melih geri planda bu kez. Belki ona da detay kazandırılabilir diye düşünüyorum. Bu arada Aslı nın kaybettiği kitap içinde hapsolduğu masal kitabı mıydı ? Bence hikayende gizem ve akıcılık var, merak ta uyandırıyor. Ama projenin yönetmeninin özlemini duyduğu doğu hikayeciliğinden yeterince nasip almışmı hikayen bilmiyorum. Sanırım sevgili yönetmen hikayene yorum getirecektir. Ben çok kayda değer buluyorum hikayeni üzerinde konuşmak için. Tebrik ederim. Bir de bir sorum var hikayen için. Hİkayende ana temanın ne olduğunu düşünüyorsun ? Hikayen de bana göre başka varoluş biçimlerinin olabileceğine dair bir sorgulama var, hayat arayışı var peki başka ne olsun isterdin ? Hayattta üzerinde durulabilecek en önemli şey yada değer nedir ? Yada bir hikayede… Bana göre “gerçeklik sorgulaması” başrolde sonra “inançlar ve uğrunda yapılacak fedakarlıklar”, “şefkat” olabilir belki . Senin cevapların nedir ?

  • 29. Yönetmen  |  11 October 2005 tarihinde yazıldı. 1:05 pm

    Sevgili Handan,
    Hikayende anlayamadığım bazı noktalar var. İzin verirsen bunları yazmak istiyorum. 1- Nevin neden suçluluk duygusu içine giriyor, bu yeterince belirgin değil. 2- Melih ve Nevin, Aslı’yı hipnoz seansının bitiminde hastanede bırakmışlardı, sonraları hastaneye gitmeden neden Burgaz’da aramaya başlıyorlar? 3- Aslı’nın evindeki tabloda Nevin’in gördüğü hayalle gerçek arası görüntü Burgaz’da araştırma yapmaya sebep olur mu?

    Benim açımdan bu karışıklığın sebebi, daha önce de yazdığım gibi: sinopsiste herşey açıklanır. Filmi izliyor gibi seyircinin çözmesi gereken bulmaca sinopsisi okuyanlara sorulmaz. Siz öykünüzü yapımcıya beğendirmek için sinopsisi yazıyorsunuz, daha açıklayıcı olmalısınız. Nevin-Aslı-Yaşlı kadın arasındaki kişilik geçişleri çok iyi. Ama altyapısı yazdığınız öyküde açıklanmıyor. Karakterleri “davranmaya” iten faktörleri sinopsiste açık ve net görmeliyiz. Lütfen devam edin.

  • 30. Handan ÇAğlar  |  11 October 2005 tarihinde yazıldı. 9:59 pm

    Selamlar,
    daha önce hiç sinopsis yazmamıştım. belki de hikaye yazar gibi yazdığım için bazı yerler üstü kapalı kaldı. Nevin ve Melih Aslı’yı hastaneye bıraktıktan sonra hemen burgaz’a gitmiyorlar. Nevin’in hayatında bir takım gelişmeler onu Aslı’yı burgaz’da aramaya itiyor. Örneğin geceleri Aslı ile ilgili kabuslar görmeye başlıyor. YAni Aslı aslında komada falan değil. Aslı başka bir dünyada hapis kalmış ve kurtulmaya çalışıyor. Kurtulmak için de Nevin’in dünyasına mesajlar gönderiyor. Fakat bunlar öyle silik mesajlar ki Nevin önceleri bunların üzerinde durmuyor. Melih’e yaklaşmış olmanın mutluluğunu yaşıyor. Bu mesajları görmezden geliyor. Ancak daha sonra suçluluk hissediyor; çünkü sırf Melih’e yaklaşabilmek için Aslı’yı ona götüren kendisi. Aslı’nın şu anki durumundan kendini sorumlu tutuyor ve bu suçluluk duygusu Nevin’i Aslı’yı düşünmeye itiyor. Bir süre sonra Aslı’nın o ”bilinmeyen yer” den gönderdiği mesajlar Nevin’i etkilemeye başlıyor. Nevin artık mesajları daha iyi okuyor ve üzerine gitmeye başlıyor. Bu mesajlar neler? Aklıma çok klasik basit fikirler geldiği için yazmamıştım ama atıyorum mesela Aslı’nın kendisine armağan ettiği kendi çizdiği bir tablodaki manzaranın değişmesi, bir karakterin yüzündeki ifadenin değişmesi. Her sabah yatığının altında bulduğu kalem. Neden kalem? Aslı; bilinçaltının gücüyle gerçek dünyaya ulaşabiliyor. Ve gerçek dünyada çizebildiği şeyler, ”aslında olmayan ama yaratılan” nesneler Aslı’nın bilinçaltı tarafından yaratılıyor. Dolayısıyla Aslı’nın bilinçaltını en çok etkileyen şeyler, aynı zamanda bu dünyada en kolay yaratabildiği şeyleri oluşturuyor. Resimler, kalem, annesinin babasının tartışmaları…ki bu yüzden her gece Nevin başını yastığa koyduğunda bir kadın ve adamın bağrışlarını işitiyor. Üst kattan geldiğini düşünüyor. Ama bir gece başka bir arkadaşının evine gidiyor yatmaya; ve yine aynı kadınla adamın sesini duyuyor.
    Bütün bunlar Nevin’i şüpheye düşürse de en son nokta Aslı’nın evine gittiğinde gördüğü şey. Kurumamış bir tablo. Henüz yeni yapılmış. Oysa ki Aslı hastaneye yatalı çok uzun zaman oldu. Eğer daha önce yapsaydı çoktan kururdu. Tablodaki ev yaşlı kadın…Aslı’nın hipnoz sırasında söylediği son sözler Nevin’in kulaklarında çınlıyor. Hipnoz sırasında en son Burgaz’da yaşlı bir kadının evinin önünde Aslı’yı bırakmışlardı. Sonra bir daha Aslı’yı uyandıramamışlardı. Bu ev o ev.
    Aslı nerde? Bedeni hastanede. Ancak başka bir varoluş biçimi içinde başka bir dünyada.

    Hipnozda kendisine bakan o tanımadığı adamsa, o dünyanın efendisi. ”Kuşların Efendisi” . Zümrüd-ü Anka’nın efendisi. Belki bildiğimiz zamanların ötesinde, o dünyaya tesadüfen geçmiş. Önceleri kurtulmaya çalışmış; ama sonra farketmiş ki ”Kuşların Efendisi” , o dünya bu dünyadan daha güzel. Sırlarla dolu. Gerçek dünyanın, (yani Melih ve Nevin’in yaşadığı dünya) bütün kuralları konulmuş, bütün çizgileri çizilmiş. Söylenecek farklı bir söz kalmamış, çünkü bütün sözler söylenmiş. Sorgulanacak hiçbir şey kalmamış, herşey keskin sınırlarla belirlenmiş. Bizim bu Kuşların Efendisi de O yerin farklı olduğunu görmeye başlayınca kalmaya karar vermiş. Ve bir süre sonra o dünya ile bu dünya arasında özgürce dolaşabilen tek canlının kuşlar olduğunu farketmiş. Kuşlardan bu yolculuğun nasıl olacağını öğrenmek için çok uğraşmış sonra vazgeçmiş. Kuşları eğitip gerçek dünyada neler olup bittiğini onlardan öğrenmeye çalışmaya başlamış. Ve bunu başarmış. Kuşlar iki dünya arasında ve belki de başka dünyalar arasında, zamanlara arasında gidip gelebiliyorlar, Adam da onları yönlendirebiliyormuş. Ve adam kuşlardan çok şey öğrenmiş. Hem gerçek dünya ile ilgili hem de diğer dünyalar ve zamanla ilgili.
    O yaşlı kadın da aslında kuşmuş:)) Ama herşeye dönüşebiliyormuş. Bu defa yaşlı bir kadına dönüşmüş.

    Sevgili Lilith, yani sözün kısası Aslı masal kitabında kayıp değil. Başka bir dünyada kayıp. Belki o da geri dönmek istemeyecek. Bilmiyorum:)
    (Hızlı yazmak zorundaydım laflar birbirine karışmış olabilir. Umarım anlaşılır.)

  • 31. kimlik  |  24 December 2005 tarihinde yazıldı. 12:41 pm

    Filmde gerçek hayatın çok farklı evrelerini canlandrmak istiyorsak,en başta “başrol” karakteri ortadan kaldırmak gerekli.Yaşamın içinde tek başrol oyuncu var,o da insanın kendisi. Yani,senaryo o kadar gerçekle paralel,sürükleyici olmalı ki ,izleyici bir kimliğini filmin içinde görebilmeli. Kimlik,dedim de aklıma geldi.Şu kaybolan kitap.. Hipnoz sonunda,ağır bir travma geçiren ve kimliklere bölünen bir karakter yaratılabilir. O tarihi kitabı aldığı görülen yaşlı kadın,travma geçiren karakter yada onun çevresindeki insanlardan birinin kimliklerinden biri olabilir. Yani geçmişte içlerinden biri daha travma geçirmiş ve birbirinden haberi olmayan farklı kimliklere bölünmüş olabilir. Ve bunlardan biri,geçmişte hastalarını farklı yöntemlerle öldüren bir pskiyatrdır..Yaşlı kadın,bu durumdan yıllar önce haberdar olan ve o kitapta yazanların yardımı ile oğluna yardım etmeye çalışan,çocukken yaşadığı bir olay sonunda yakasını bırakmayan cinleri olan bir kadındır…Kitapta yazanlar yeterli değildir. Cinlerinin yardımı ile bu kimlikler arasında bilgi toplamaya ve oğlunun cinayet işlemesine engel olmak için,ölecek olanları cinlerin ve kitabın sayesinde önceden keşfedip,kendi öldürmeye caşıcaktır.Bu sırada diğer karakterlerin bunlara engel olmaya çalışmaları,bunun için de katil doktorun sadece ona özel hipnoz yolu ile birini hipnoz etmesi ve öldürülmeden olanları hipnoz yolu ile görebilmesi gerekmektedir..
    :)) Biliyorum çok karıştırdım zihinleri.E uzman değilim bu konuda ondan. Ama böyle bir film eğer ben yapımcı olsaydım,hayalim ve tek hedefim olabilirdi.

  • 32. bahar gündoğan  |  14 January 2006 tarihinde yazıldı. 12:32 am

    herhangi bir diziyi izlemek istiyorum.hayat bilgisi, cennet mahallesi vb.

  • 33. digiturk 18. kanal snek tv  |  19 February 2006 tarihinde yazıldı. 8:58 pm

    okadar çok uazun devamını getirdimki buraya sığmaz düşüncesindeyim öykü şu an snek ailesinde …..

  • 34. Mahkum » Mahkum Kon&hellip  |  04 July 2006 tarihinde yazıldı. 7:47 pm

    […] ema filmine önceden dikkatini çekmeyi ve Mahkum’un sinopsisinde ve öykü üzerine tartışmaları‘nda ifade edilen atmosferi görsel bir şekilde sunma amacını […]

  • 35. Cyristal Aura  |  25 September 2006 tarihinde yazıldı. 10:39 am

    Aslı’yı , hem mistisizme doğuya özgü olana ilgi duyan hem de şimdiki zamanda ama şimdiden uzakta ve ayrı yaşayan bir karakterolarak algılamaktayım.

    Kılığına kıyafetine özen göstermiyor diye yazılmış, karakter tanımında. Belki özensiz değil de hep eskiyi anımsatan şeyler giyiniyor olabilir. Cep telefonu kullanmıyor mesela. Bir insana anında ulaşılması da garip geliyor ona. Bu yüzden telefonlar ona göre ya evde durmalı;(sabit telefon) ya da çok ihtiyaç varsa telefon kulubeleri kullanılmalı.

    Kitap okumayı çok seviyor. Masallar, romanlar, hikayeler onu zenginleştiriyor. Kendi hayal dünyasında yaşamayı seviyor-orada güvenli hissediyor çünkü.

    Çocukken anne-babasının kavgaları onu bo oyunu oynamaya itiyor. Önce gerçek olmayan hayal arkadaşları ediniyor kendine. Anne-babasının yüksek sesle tartışmaya başladığı sırada o hayal arkadaşı ile konuşmaya başlıyor.Annesi onun hayal arkadaşını öğrenince, biraz korkuyor ve kızını hemen bir çocuk psikoloğuna götürüyor. Çocuklukta hayali arkadaşların aslında normal bir evre olduğunu ama uzun sürüyorsa ; çocuğu buna iten travmatik bir olay veya psikososyal streslerin olabileceğine işaret ediyor. Çocuğu gerçeklikten koparan veya gerçekliğin acımasızlığından koruyan hayaller, anneyi gerçekten korkutuyor. Eşiyle ilk ayrılma girişimleri bu noktada başlıyor. Aslının annesi kızını da alarak evden taşınıyor, normalde yaşadıkları ekonomik statünün biraz daha aşağısında bir semt ve eski bir eve taşınıyorlar. Aslı’ya bakan yaşlı bir teyze var, annesi okuldayken. O yaşlı teyzenin de Aslı’dan 10 yaş daha büyük fazla konuşmayan , gizemli bir oğlu var :Oğuz. Zaman zaman geliyor, birkaç kelime konuşuyor ve gidiyor.Oğuz psikoloji öğrencisi.Kendisi de Bir kaç defa tedavi görmüş, otohipnozu öğrenmiş.(kendi kendisini hipnotik transa sokabiliyor) Aslı kendi evlerinde annesinin bakımında olduğu saatlerde, aslında Aslı’yı da birkaç defa transa sokmuş ve bazı telkinler vermiş.(bu telkinler daha sonra ayrıntılanabilir) Oğuz’un annesi oğlunun davranışlarından tedirgin ama oğlunun zararsız olduğunu da biliyor.

    bir süre sonra Aslı’nın hayalindeki arkadaşı Oğuz olmaya başlıyor, evde yalnızken kendi kendine Oğuz’la konuşmaya başlıyor.

    Annesi hem kocasının tekrar biraraya gelme baskıları hem de kızının yeni ortaya çıkan davranışları sebebiyle bocalamaya başlıyor ve çok da istemediği halde yeniden kocasıyla birleşiyor.

    Bir hipnotizör daha önce hipnotik transa soktuğu birisini telefonla veya başka bir metodla uzaktan da hipnoza sokabilir. Aslı’nın zaman zaman garip davranışları olmaktadır,aslında bunlar hep Oğuz tarafından hipnotik transa sokulduğu zaman dilimleridir.

    Bu konuda aklıma daha çok şey geliyor ama,unutmadan önce şunu ekleyeyim. Bir hipnoterapist transa soktuğu süje,transta korktu diye “panik olup-aceleyle” transtan çıkarmaz onu. Bu nokta üzerinde biraz oynama yapılması lazım-çünkü çok saçma ve hipnozun doğasıyla da örtüşmüyor.

    İyi günler…

  • 36. Cyristal Aura  |  25 September 2006 tarihinde yazıldı. 11:03 am

    Düzeltme, Aslı’yla Oğuz arasındaki yaş farkı 10 değil en az 17-18 olmalı :)

  • 37. Cyristal Aura  |  27 September 2006 tarihinde yazıldı. 9:58 am

    Bence, gerçek olay kesitinde hipnoza giren ve kendisini başka birinin gördüğünü belirten karakterin başına şöyle birşey gelmiş olabilir. Mesela o kişi hipnoza girdikten sonra, başka bir süjeye diğerinin bulunduğu yere gitme telkini verildiyse (veya diğer kişi kendine otohipnoz uygulayıp bu telkini verdiyse) ; birbirlerinin hipnotik translarına dahil olmuş olabilirler…

  • 38. Cyristal Aura  |  28 September 2006 tarihinde yazıldı. 8:55 am

    Hipnozda pozitif hallüsinasyon denen bir olgu vardır; o da şu anlama gelir: Hipnoza girmiş bir kişiye orada olmayan birşeyi veya bir kimseyi var gibi gösterebilirsiniz. Deneylerle kanıtlanmış bir durumdur bu. Mesela odada annenizi göreceksiniz dersiniz hastaya-görür. Masanın üzerinde size yazılmış bir mektup var dersiniz, masaya gider en doğal haliyle olmayan mektubu açar ve okur hatta. Veya bu durumun tam tersi olan negatif hallüsinasyonda ise, var olan bir kişi veya objeyi , süjenin yok saymasını sağlayabilirsiniz.
    Filme esas konu teşkil eden “Aslı’ının hipnozunu gözetleyen kişi” durumu için bu saydığım hallüsinasyon olgusu da neden olmuş olabilir. Yani olayın kaynağı süje değil, kesinlikle hipnotizördür.

  • 39. Cyristal Aura  |  28 September 2006 tarihinde yazıldı. 9:01 am

    Bence, Aslı kendi hipnoz seansında aslında gene kendisiyle karşılaşıyor. Aslıyla yani(asıl olanla…) BEn ve Öteki kavramı…
    KEndi korkuları-yalnızlığı-acımasızlığı gözetlemektedir onu. İnsan kendi kendisinin mahkumudur bir yerde. Bizi engelleyen-sınırlayan en büyük ket gene kendimiziz nihayetinde…Bunun bir erkek olması da psikanalitik açıdan incelenmeye değerdir…Babasına olan hayranlığı, tıpkı onun gibi resme olan düşkünlüğü,bizi biraz da hortlamış Ödipal komplekse götürmektedir.(Eskiden elektra kompleksi denilmekteydi kız çocuğunun babasına olan sevgi ve hayranlığına-bugün içinse her iki cinsiyet için de Ödipal komleks tanımı kullanılmaktadır)

  • 40. enes akbaş  |  16 February 2008 tarihinde yazıldı. 1:04 pm

    ben enes 9 yaşındayım 3 a ya gidiyorum öykünüzü çok beğendim sabahtan akşama kadar onu okudum

Yorum yazın

Required

Required, hidden

Bazı HTML kodları kullanılabilir:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <code> <em> <i> <strike> <strong>

Bu yazıyı izle  |  Yorumlara RSS yöntemiyle abonelik


Takvim

August 2005
M T W T F S S
« Jul   Sep »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031  

Son Eklenenler