Mahkum’un Öyküsü Üzerine

24 May 2005

Bitmiş bir sinopsisimiz var. Ama öykü üzerinde çalışmak için de yeterli zamanımız var. O halde Mahkum’u masaya yatıralım ve bakalım öyküsü bizi nerelere götürecek. Öykünün girişine buradan ulaşabilirsiniz. Nasıl devam etmeli sizce?

Aslı hipnoz edildi ve hipnoz dünyasında yaşlı kadını takip ederken karşısında, tam olarak göremediği ama kendisine gülerek yaklaşan birini gördü. Oysa hipnoz dünyasında sanki bir görünmez adam gibi dolaşıyordu. Gördüğü kişi kimdi? Aslı’dan ne istiyordu? Neden gülümsüyordu?

Öykünün buraya kadar olan kısmının gerçek, yani yaşanmış olduğunu asla unutmayın!

Bu yazı Yapım ve Yöntem konusuyla ilgili.

133 Yorum Yazıldı.

  • 1. Administrator  |  25 May 2005 tarihinde yazıldı. 12:19 am

    Hipnoz

    isim
    Fransızca hypnose
    Sözle, bakışla telkin yapılarak sağlanan bir çeşit uyku durumu.
    *Türk Dil Kurumu.

    hip•noz [hip nṓssiss]
    isim
    1- Uyku benzeri durum: insanlara yapay olarak telkin edilebilen, sorulan sorulara cevap verebildikleri ve hipnotist tarafından kolaylıkla yönlendirilebildikleri uyku benzeri durum.
    2- İnsanları uyku benzeri duruma sokmak: hipnoz halini insanlara telkin etme tekniği yada pratiği. Hipnotize olarak da kullanılır.
    *Microsoft® Encarta® Reference Library 2005. © 1993-2004 Microsoft Corporation.

  • 2. Administrator  |  25 May 2005 tarihinde yazıldı. 12:21 am

    Dissosiyatif Amnezi

    Kişilerin önemli kişisel bilgilerini hatırlayamama halidir. Bu durumda sadece belli bir takım hatıra, duygu ve düşünceler değil (evlilik , mezuniyet törenleri gibi), daha uzun yaşantılar (çocukluk çağlarına ait dönemler ya da ilkokul yılları gibi) hatırlanamayabilir. Bu belli bir konuya has olabileceği gibi o döneme ait her anıyı da içine alabilir. Gün içinde tekrarlayan unutkanlık dönemleri ile de seyredebilir. Yaygın görülmektedir. Travmatik hatıralarin kişiyi etkilemesini önlemek için vücudun bilinçdışı olarak kullandığı bir savunma şeklidir.

  • 3. Gönül  |  25 May 2005 tarihinde yazıldı. 12:35 am

    Hikaye çok heyecanlı görünüyor. Sonunu çok merak ettim. Bence bu hikayenin devamında cinlerle ilgili birşeyler ortaya çıkacak. Ya da çıkmalı diyeyim. Aslı bir cinle karşılaşır. Cin ondan hipnozdan uyandırılınca birşeyler yapmasını ister ve Aslı’nın hayatı bu istekler yüzünden gittikçe daha karmaşık bir hal almaya başlar.

  • 4. alijan  |  25 May 2005 tarihinde yazıldı. 10:34 am

    cinsellik olmadan olmazzzz…

  • 5. Administrator  |  27 May 2005 tarihinde yazıldı. 10:14 pm

    Cin-sellik çetrefilli bir konu. Kanımca Wes Craven türk olsaydı çok sayıda Cin-sel içerikli film izlerdik. Şunu demek istiyorum; sinemada cinler konusu, ülkemizin “kurtadam”ı yada “vampir”idir. Talihsizlik ki sözü geçen bu batılı uydurma temalardan çok daha ürkütücü olabileceğini düşünüyor olmama rağmen kolaya kaçmanın bir yolu haline gelecek gibi görünüyor. “Büyü” filmini görenler ne demek istediğimi anlayacaklardır. TV’lerde de benzeri kolaylıkta işleri görebiiyoruz. Öte yandan alijan’ın esprisinin gerçek anlamını Senaryo Grubumuzdakiler biliyorlar ama, napalım… Kısmet.

  • 6. morigo  |  27 May 2005 tarihinde yazıldı. 11:17 pm

    gördüğü kişi kendi kafasında uydurduğu biri olabilir. sonuç olarak gerçeklik sınırını kırdılar bi noktadan sonra. ya da gerçekten orda olmasını istediği biri. hani insanlar bir yakınlarını kaybettiklerinde rüyalarında görürler vb.

  • 7. Konf300  |  01 June 2005 tarihinde yazıldı. 1:23 pm

    bu hipnoz denen şey bir bakıma güvenlik kamerasının çektiklerini yıllar sonra oturup seyretmek gibi bir şey değil mi ? geçmişte sadece kendi yaşadığın/gözlediğin verileri beynin diplerinden çıkarma işlemi değil mi ? bu durumda, nasıl oluyor da oluyor, vatandaş zamanda yolculuk gibisinden yolunu değiştirip takip sürecine başlıyor ?

  • 8. Administrator  |  01 June 2005 tarihinde yazıldı. 3:34 pm

    Evet, aynen dediğiniz gibi. Hipnozda süje gerçekten yaşamadığı, gitmediği yerleri ve zamanları anlatıyorsa aynen uyanıkken olabileceği gibi uyduruyordur. Örneğin hipnoz edildiği sırada kendisini antik Mısır’da bir prens yada prenses olarak anlatan bir kişinin, hayalgücünün ürünlerine şahit oluruz. Bizim öykümüzde Aslı’yı hipnoz eden psikiyatrist doktor Melih Değirmenci elbette ki bu durumun farkında. Hipnoz seansı sırasında Nevin, bir tıp öğrencisi olmasına rağmen Aslı’yı hipnoz etmeye “şu şekilde” devam edelim derken, Dr.Melih hipnozun doğası ile ilgili gerçekleri Nevin’e ve dolayısıyla seyirciye açıklıyor. Öte yandan hipnoza Nevin’in istediği şelilde devam ediyor çünkü baştan beri Aslı’da şüphelendiği başka bir bulgunun izini sürmek istiyor. Bu bulgunun ne olduğunu burada yazmayacağım. Çünkü mevcut senaryonun önemli noktalarını oluşturan konular birbirleriyle iç içe. Aslı’nın kendi gerçek deneyimlerinden uzaklaştığı andan itibaren Aslı’nın anlattıklarının tümünün uydurma olduğunu düşünen bir karakter olan Melih ve Aslı’nın anlattığı her mistik şeye inanma eğiliminde olan Nevin’in çatışmalarına şahit oluyoruz. Bu çatışmayı seyircinin de yaşamasını arzuluyorum. Uçuk bir ruhsal deneyim görünümünde bir olay ve modern psikiyatrinin kontrolünde gelişen bilimsel açıdan kontrollü bir deney. Bu tartışma aslında senaryonun felsefi tartışma platformunun da altyapısını oluşturacak. Çok katmanlı senaryolara bayılırım, burada da hedef böyle bir senaryo kurmak. Zaten yoksa Popper ve Feyerabend’i bu filmin içine nasıl sokarsınız? Amaç onları bir filme sokmak değil elbette, filmin tartıştığı konulardan bazıları, sözkonusu filozof şahsiyetlerle ilgili…

  • 9. Mahkum » “Mah&hellip  |  06 June 2005 tarihinde yazıldı. 8:37 pm

    […] dair verebileceğim bilgiler bu kadar… Ne var ki senaryoyu (ve filmin öyküsünü) tartışmaya açtığımızı da hatırlatayım. Yani “motor” dediğimiz an […]

  • 10. volkan çeliker  |  09 June 2005 tarihinde yazıldı. 8:46 pm

    Paylaştığınız kısım çok ilgi çekici.Cinlerden neden uzak durmak istediğinizi anlatmışsınız ama büyü filmindeki başarısızlığın nedenlerini sinema izleyicileri çok net biliyor.Benim aklıma cin dışında ilk olarak kişlik bölünmesi fikri geldi ama bu konu sıklıkla ele alındı,cin konusundan rahatsızlık duyduysanız bu da pek olası değil.Aslı nın masal kitaplarına fazla ilgili olması “Puslu kıtalar atlası” kitabındaki konuyu çağrıştırdı;hayalgücüyle kurulan bir dünya gibi.Bu olasılık dahilinde.Diğer yönden reenkarnasyon fikrine inanma arzusu da olabilir.Yani kitaplarda okuduğu yaşamış karakterlerle kendini özdeşleştirip bilinçaltındaki karakterlerle karşılaşması mümkün görünüyor.Nevinin fizik ötesi olasılıklara inanma eğilimi Melihin ise bilimle cevaplayamayacağı konuları kabul etmeme direnci biraz inanç eksenli bir sonucu çağrıştırdı.Kaybolan kitabın ne olduğuda sanırım sonuçla yakından ilgili.Şimdiden bu kadar olasılık düşündürdüğüne göre keyifle izlenecek ve şaşırtıcı bir finali olacak bir film olacağına inanıyorum.Merakla filminizi bekliyorum.Başarılar.

  • 11. volkan çeliker  |  09 June 2005 tarihinde yazıldı. 9:11 pm

    Oğuzu atlamışım.Sanırım onu gözetleyen kişi olabilir.Ürkütücü görünsede Aslıya yardım etmeye çalışan bir karakter olabilir.Mesela inancı çok kuvvetli çocuk zekasına sahip,karakter hakkında bilgi verilmemesi düğümün çözüleceği noktaya götüreceğini çağrıştırdı bende.

  • 12. Administrator  |  09 June 2005 tarihinde yazıldı. 11:20 pm

    Volkan yorumların için teşekkürler. Bizim elimizdeki senaryoyla ilgili daha fazla ipucu vermeyeyim. :) Ama şu şekilde düşünürseniz belki daha verimli bir tartışma ortamı oluşturabiliriz:

    Sitede “sinopsis” başlığı altındaki yere kadar elinizde bir öykü var. Ve bu öykünün devamını da siz kuruyorsunuz. Hatta bu noktada yine sitede yazılmış olan karakterleri de ciddiye almayın. Siz kendi karakterlerinizi kurun. Sizce Aslı hipnozda biriyle karşılaştıktan sonra neler olmalı?

    Bizim elimizde olası senaryo evrenlerinden bir tanesi dondurulmuş bir biçimde bekliyor. Eğer sizin bir öneriniz o dondurulmuş evrenin yerine geçerse filmin jeneriğinde adınız geçecek. Hah, eğer film para kazanırsa siz de bundan kazanabilirsiniz. Sitenin muhtelif yerlerinde hep diyoruz ya: Kameranın arkasında olma şansınız gerçekten var. Oğuz karakteri bizim elimizdeki, şu an için dondurulmuş senaryoya aittir. Siz bizden daha özgürsünüz. İsterseniz cin-sel bir öykü de kurabilirsiniz. :) Kısıt yok.

    Hayal gücünün sınırı yok ya! Hodri meydan.

  • 13. Sarp Keskin  |  23 June 2005 tarihinde yazıldı. 12:55 pm

    Film’in seneryosunun işleyişi hoşuma gitmedi.Yeterince Alternatif gençliğe hitap edip,bir şekilde bir yerlere gelebilmek isteyenler için sıradan bir konu.Fakat Film üzerindeki işleyişiniz farklı olabilir.Ya da Senaryo değilde,başka yerlerden bu film’i daha da güzelleştirebilirsiniz.Fikrimce…

  • 14. Sarp Keskin  |  23 June 2005 tarihinde yazıldı. 12:58 pm

    Bunun içinde etrafta dolaşan hasta beyinleri sadece sinema kölesi haline getirmeniz gerekir.Ahlaki mevzuları fazla kurcalamadan.Meseleler insanın içerisinde biterse bir sonuca ulaşacağının kanısındayım.Mesele eğlenmek olsa bile,nereye hizmet ettiğini bildiğin bir sanat herzaman işe yarar.

  • 15. MaMu  |  23 June 2005 tarihinde yazıldı. 1:27 pm

    Ortada senaryo yok ki? Kısa bir sinopsis var o da yarım. Yani “Beğenmedim” demek için yeterli veri yok gibi. Belki şu söylenebilir: İlginç birşey olabilir ama devamında ne olacağı çok önemli. Cinler konusu ilgi çekici olabilir ama üzerinde çok düşünmek lazım, komik durumlara da düşmek muhtemel çünkü. Ayrıca görsel efektler konusu da bilinmiyor. Görsel efekt iyi-kötü Türkiye’de de yapılıyor artık. Hipnoz dünyası ve gerçekliği sorgulamak ve bunu özgün bir bakış açısıyla yapmak, yapabilmek büyük bir başarı olacaktır diyorum. Mahkum’u merakla bekliyorum, mahkum.net’i de merakla takip ediyorum doğrusu…

  • 16. Rose  |  24 June 2005 tarihinde yazıldı. 1:44 am

    Ben hikayeyi cok begendim, bence cok basarili bir proje olabilir.

    Devami nasil olabilir diye sormussunuz.

    Dr. Melih Aslinin analttiklari karsinda bilimsel arastirmalar yapmaya baslar ve Asli yi seanslara devam etmesi icin ikna eder. Asli Seanslar sirasinda yasadiklarina hala inanmamaktadir ama Hipnoz sirasinda yasadiklari gercek hayattada ortaya cikar, yani bazi olaylari önceden bilme yetenegi.

    Dr. Melih Aslinin anlattiklari karsisinda dahada saskindir ve arastirmalarini hizlandirir. Bu arada Dr. Melih ve Asli arasindabir yakinlasma baslar.
    Seanslar sirasinda elde edilen bilgler dogrultusunda ihtiyar kadinin evi bulunur ama kadin evden tasinmistir. Bütün bunlar yasanirken Asli kendini resim yapmaya verir ve bir gün resim yaparken ihtiyar kadinin su an yasadigi evi en ince ayrintisina kadar cizer Asli. Kendini o kadar kaptirmistir ki resim bittikten sonra gördüklerine inanamaz ve korkuyla Dr. Melihi arar….

    Devamini aklima yeni fikirler geldikce yazarim artik ama arkadaslari tekrar kutluyorum hikaye cok güzel.

  • 17. Yönetmen  |  24 June 2005 tarihinde yazıldı. 1:12 pm

    Bir öykünün insanı heyecanladırması zaman zaman bana garip geliyor. Kurgu olduğunu bildiğimiz halde empati yeteneğimiz sayesinde kendimizi o öyküdeki olayların içinde hissediyoruz. Mahkum hakkında yazdıklarınız, sizin yazdığınız haliyle de heyecan duymamı sağladı. Hayalgücümüzün sınırlarını zorlayacağız. Mutlaka devam edin. Teşekkürler.

  • 18. Rose  |  24 June 2005 tarihinde yazıldı. 7:02 pm

    Hikayeye devam….

    Dr. Melih Aslinin evine gelmistir ve kapinin zilini defalarca calar ama Asli kapiyi acmaz, bu sefer kapiyi yumruklamaya ve yüksek sesle bagirmaya baslar. Asli birden kendine gelir ve kosarak kapiyi acar ve Dr. Melihin kolundan tutarak resim atölyesine götürür.
    Yaptigi resmi gören Dr. Melih inceleyici gözlerle resme bakar ve cebindeki not kagidini cikarip gördüklerini not alir. Bir süre sonra Asliya evde tablonun resmini cekmek istedigi söyler, Asli hala saskindir ama kendini cabuk toparlar ve hemen dolaptan polaroid Fotograf kamerasini cikartir. Dr. Melih bir kac tane resim ceker ve Aslinin yanina giderek ona dinlenmesini söyler. Asli yatar yatmaz derin bir uykuya dalar, Dr.Melihte bu arada Internette arastirmalar yapmaya baslar.

    Asli rüyasinda yasli kadini görür, yasli kadin elindeki kitabi karistirimakta ve bir sayfayi yirtmaktadir. Asli onu durdurmak icin yasli kadinin yanina kosar ve omuzuna dokunur. Yasli kadin birden Asliya döner ve Asli gördügü yüz karsisinda sok olur cünki bu yüz kendi yüzüdür. Birden bagirarak uyanir Dr. Melih Aslinin yanina kosar ve onu sakinlestirmeye calisir.

    Uzun arastirmalar sonrasinda aranan ev bulunmustur. Eski ve ahsap bir yapiya sahip olan bu ev ilk bakista Asliyi cok ürkütmüstür , eve girmek istememktedir ama Dr. Melih Asliyi ikna eder. Dr. Melih kapiya vurur ama hic kimse kapiyi acmaz, bir kac kez daha dener ve icerden bir ses “anahtar saksinin icinde” der. Asli anahtari bulur ve kapiyi acar. Salonda televizyonun karsinda ihtiyar bir adam oturmaktadir. Ihtiyar adam gözlerini Asliya cevirir ve ” cok beklettin” der. Asli hic bir sey anlamamaistir. Ihtiyar adam ” masanin üstündekiler senin al ve cikarken anahtari ayni yere birak ” der. Masanin üstünde bir Kitaptan yirtilmis bir kac sayfa durmaktadir. Dr. Melih sayfalari alir ve Asliya gösterir. Asli saskin gözlerle gördügü rüyayi hatirlar ve “Hayir bu mümkün degil”der” Asli sayfalari incelerken Dr. Melih yasli kadinin nerde oldugunu sorar , ihtiyar adam ” kavga ettik gitti “der.
    Yasli adamin agzindan hic bir sey alamayacaklarini anlayan ikili evden ayrilir. Dr. Melih cikarken anahtari tekrar saksiya koyar.
    Asli derin düsüncelere dalmis bir sekilde Dr. Melihin yaninda yavas adimlarla elindeki sayfalara bakarak ilerlemektedir.

    Devamini artik bir dahaki sefere ….

    Sevgiler
    Rose

    NOT: Imla hatalarim cok var biliyorum ama idare edin.

  • 19. Yönetmen  |  26 June 2005 tarihinde yazıldı. 12:51 am

    1-Aslı’nın istekleri neler? Hayattaki amacı? Kayıp çantasını bulmak dışındaki amacı?
    2-Melih’in istekleri neler?
    3-Nevin’in istekleri neler?
    4-Bu isteklerin önündeki engeller nedir?
    5-Bu 3 kişinin istekleri birbiriyle çelişiyor mu birbirini güçlendiriyor mu?
    6-Yaşlı kadın’ın isteği/amacı ne?
    7- Kayıp çanta konusu bütün bu olayların başlangıcında mevcuttu. Aslı ve Nevin açısından çanta bulunduğu an motive edici unsur kalmayacak. Bu riskli bir durum. Ya yeni hedefler ortaya koymalısınız ya da eski hedef/amaç yada istekleri devam ettirmelisiniz. Düşünmeye devam, kolay gelsin…

  • 20. Rose  |  26 June 2005 tarihinde yazıldı. 8:02 pm

    Evet bütün bu sorularin cevabini bulabilmek icin daha kapsamli bir devam yazmak gerek….Su an cok yogunum ama zamanim olunca tekrar yazacagimda emin olabilirsiniz.

    Bir soru : Hikayenin devami kesinlestimi , kesinlestiyse ne kadari???

    Sevgiler
    Rose

  • 21. Yönetmen  |  26 June 2005 tarihinde yazıldı. 11:40 pm

    Sevgili Rose, sizin şahsınızda ilgi duyan herkes için bir açıklama yapayım ve çağrımı yenileyeyim: Senaryo grubumuz tarafından oluşturulmuş alternatif öyküler içinde bir tanesini şu an için seçtik ve senaryosunu yazdık. Ama bilirsiniz; yazarlar, illa ki mükemmelcidir. Öykünün yazılmış haline daha iyi bir alternatif bulunabilir mi sorusunu hem kendimize hem de katılımcılarımıza yöneltiyoruz. Şu an elimizdeki öykü ve senaryo bizce çok katmanlı ve amacımıza çok iyi uyuyor.

    Ancak: Hep denir ya: yönetmen filmin “tanrısıdır”. Biz buna inanmıyoruz. Mutlak doğruların kaynağı, biz olmak zorunda değiliz ki! Elimizdeki öyküden daha iyi bir öykü bir yerlerde varsa bunu bilmek isteriz. (öykümüzün devamını kastediyorum). Sitenin ana sayfasında yazdığımız gibi: siz de bu yazıları okuduğunuz şu saniyelerde kameranın arkasındasınız. Söz hakkınız var. Bu daha önce başınıza geldi mi? :)

  • 22. Tarkan  |  27 June 2005 tarihinde yazıldı. 12:02 pm

    bence izleyici filmi izlerken karakter(ler)in gercek dunya ile hipnoz dunyasi arasindaki gidis gelislerini bir yandan istemeli(merak, gercege ulasma duygusu), diger yandan istememeli (risk, korku duygusu). Bu karmasayi “Flatliners” filminde cok iyi hissetmistim. Bir yandan karakter(ler)in o gizemli dunyada ne bulacagini merak etmis, diger yandan da bulacagi cevaplarin sagliklarini (o filmde hayatlarini) riske etmeye degip degmeyecegini sorgulamistim.
    Bence bu senaryo da, her hipnoz seansi ile merak ve heyacan duygumuzu arttirdigi gibi, karakterin de gercek dunyaya donusunu zorlastirmasiyla da gerilimi tirmandirmali.

  • 23. Yönetmen  |  27 June 2005 tarihinde yazıldı. 12:11 pm

    Sevgili Tarkan, bir yönetmen olarak tam olarak yapmayı planladığım şeylere değinmişsiniz. Hipnoz içi ve hipnoz dışı sahnelerimiz olacak. Bilinmeyeni keşfetme duygusuna yine bilinmeyenin doğurduğu tedirginlik eşlik edecek.

  • 24. Lilith  |  29 June 2005 tarihinde yazıldı. 7:06 pm

    merhaba.Şimdilik hemen aklima gelen bikaç şey yazacagım sonrasında belki alternatif bir senaryoya dönüştürebilirim fikirlerimi. Birincisi Hipnoz yapan doktor veya kişiler çok özel eğitimlerden geçerler. Bu süreçte kendileri de defalarca hipnotize edilir ve çözümlenirler. Bu yüzden Melih in tek bir hastanın hikayesiyle budenli sürüklenmesi gerçekçi değil. Ancak belki Aslı nın hipnoz sırasında gördüğü kişi yada olaylar Melih in kendi geçmiş hipnoz tecrübesinde ki kişi yada olay ile çakışırsa bu gerçekten ilginç olabilir. Böylece Melih bilimsel olarak açıklayamadığı ancak çokta gerçek olan birşey konusunda büyük merak ve kendi dünyasında açıklayamadığı şeylere cevap aramak adına Aslı ile sürüklenebilir hikayede. Bir fikrim daha var. Aslı içine kapanık çoğu bilgisayar oyun düşkünleri gibi yani. Aslı bilgisayar oyunlarına düşkün hatta bazen onların içinde görebilir kendini. Hipnoz süresince geçen olaylar çeşitli efektler ile bilgisayar oyıunlarını çağrıştırabilir. Bu da hem görsellik hemde seyir keyfini artırabilir. Ve hikaye kurgulaması daha kolay olur vede sonuçta aslında bir bilgisayar oyunu bile çıkabilir herşey. Yada Aslı aslında bir oyun karekteridir de sürpriz şekilde gerçekliğe dönebilir sonunda. Gene yazacağım

  • 25. Yönetmen  |  29 June 2005 tarihinde yazıldı. 8:25 pm

    Melih’in önceden hipnoz edilmiş olması ve bunun farkında olmaması ve arkasından Aslı sayesinde kendi gizemlerini keşfetmeye başlaması çok nefis bir fikir. İkinci fikrinizi ben sinemada izlemiştim, sanırım sizden önce davranmışlar :) eXistenZ. David Cronenberg filmi.

  • 26. Lilith  |  29 June 2005 tarihinde yazıldı. 11:58 pm

    Aslı nın bilgisayar oyunlarını çağrıştıran hipnoz deneyimleri için……..tamam cyberpunk a karşı ozel ilgi duyuyorum ve existenz den cagrışımda bulunmuş olabilir ama bu çok doğal değilmi. Yaşadığımız internet ortamları ve hayatımızda ki teknolojik uzantılara olan bağımlılığımız bile gerçek hayat ile sanal hayat arasındaki bu geçişleri çok doğal kılıyor. Aslı nın hipnoz deneyiminde yüzünü tam çıkaramadığı kişi Melih in onceki kendi hipnoz deneyimlerinde ki bir kişi olabilir. Yada hipnoz deneyiminin geçtiği yerler aynı olabilir. Bu da insanlığın yada özün ortak hafızası olabileceğini yada bilinçaltının ortaklığını çağrıştıracağından barışçıl ve kardeşliğe dair iz bırakır diye düşünüyorum. Projeniz heyecan verici. Katkıda bulunmayı çok isterim.

  • 27. Yönetmen  |  30 June 2005 tarihinde yazıldı. 12:28 am

    Cyberpunk konusunda duslerveerdemler.blogspot.com da kısa bir yazı var. İlginizi çekebilir. Öte yandan bir önceki yorumumda gülümsediğime bakmayın aslında biz burada, sizin de görmek istediğiniz gibi “gerçekliği sorguluyoruz”. Bunu cyberpunk olarak ele almayı düşünmüyorum. Sebeplerini uzun uzadıya burada anlatabilirim eğer ilgi duyarsanız. Bizim tercihimiz bütün bu olup biteni matrixsel bir havaya sokmaktan ziyade daha “bizden” temalarla “gercek nedir?” sorusunu sordurmaya çalışmak olacak. Mesela masallar. Türk masalları. Düşüncelerinizi bu şekilde yoğunlaştırırsanız, sanırım ortak noktalarda buluşarak daha iyi yol alacağız. Melih’in geçmişiyle ilgili konu gerçekten üzerinde düşünülmeye değer. Bu arada ilginize de teşekkürler. Hayal kurmaya devam. Gerçeklik hayallerimizde saklı…

  • 28. gorki  |  30 June 2005 tarihinde yazıldı. 12:47 am

    merhabalar. mahkum projesini ilk duyduğum tarih bundan 6 gün öncesi. ilk girdiğim zaman göz aşinalıyla projeyi genel olarak kavramaya çalıştım. ikinci girişimde sitenin üstünden girdim altından çıktım. fikirlerini paylaşanlar diğer kullanıcılar gibi ben de bu projeyi heyacanlı buldum. kafamda 3 gündür bir takım olay örgüleri kurmaya çalıştım. teşekkür ederim ki “Wendel Wellman” ın çok değerli paylaşımlarını tekrar okuma gereği duyup, olay örgüsüyle savaşım şansı tekrar verdiğiniz için. fakat merak ettiğim birkaç nokta var!. ki bunların en önemlisi ne zamana kadar bu tartışmayı sürdürecez. misal ben bir öykü üzerinde 1 haftaya ( belki 2 hafta ) sarkan bir beyin cimnastiği ve herşeyi toparlama sürecinden sonra tam şekliyle yollamak istiyorum. son kullanma tarihini geçmeyelim bu arada. uzun lafın kısası ; herhangi bir son tarih veriyor musunuz ?. “bize 10 temmuza kadar fikirlerinizi sununuz” mu yoksa “rahat olunuz, istediğiniz gibi yazınız, siliniz, tekrar yazınız. vakit bol.” mu ? şimdilik bunun cevabını bekliyorum. sevgiler saygılar…

  • 29. Yönetmen  |  30 June 2005 tarihinde yazıldı. 12:57 am

    Çok yerinde bir soru. Projenin öyküsünün tartışılabileceği son nokta, kesin bütçenin çıkartılmaya başladığı andır. Demek ki bu sayfadaki tartışmalar o gün gelip çatıncaya kadar devam edebilir. Şu an için elimizde çok kaba bir bütçe tahmini var. Biz bu finansı bulmaya çalışıyoruz. Bir bölümü bulundu. Ama eksik kalan finansal bölümler de var. Yani henüz kesinleşmiş bütçe aşamasına gelmedik. Sitenin girişinde de belirttiğimiz gibi bütün aşamaları burada duyuracağız. Farkındaysanız ben pek çok yoruma katılıyorum, yani cevap veriyorum. Yani burada öyükünün ve projenin gidişatı ile ilgili yönlendirmeleri benim yorumlarımda takip edebilirsiniz. Lilith’in önerilerine getirdiğim yorumlarda olduğu gibi fikirlerinizi yönetmen ve yapımcı sıfatımla yönlendirmeye çalışacağım. Finansal yeterliliği sağladığımız gün, elimizdeki en iyi öykü film olarak gerçekleşme şansı bulacak. İsterse o güne kadar 5 ayrı senaryo yazılmış olsun… Bir sinemacı filminin gerçekten iyi olmasını istemeli.

  • 30. Lilith  |  30 June 2005 tarihinde yazıldı. 5:14 pm

    Sitenizi düslerveerdemler sitesinden öğrendim. Haklısınız cyberpunk bir senaryo kolayca matrixvari bir tekrara dönüşebilir. Hele de teknolojik donanımlarınız yoksa iyiden itici olabilir. Peki masallarda ne arayacağız. Masalsılık oyunculuğun, çekimlerin ve görsel ekektlerin de yakalayabileceği birşey eğer masalsı anlatımdan bahsediyorsak. Eğer hikayenin içinde bir masal istiyorsanız neden ? ve ana tema ne olacak masalda. Eski türk masalları derken özel bir türden mi bahsediyorsunuz? Teşekkür ederim. Gerçeklik hayallerimizde saklı katılıyorum ve hayallerimiz ardından gitmemizi gerektirecek kadar önemli. Hayallerimiz kendi yaratılarımız. Melih Aslı nın hipnoz deneyimlerinde onu izleyen yüzü görünmeyen kişidir sanırım. Bu belki de onun iç dünyasıyla kendi iç dünyası arasındaki ortaklığı yada çekimi açıklayabilir. Aslıda dissosiyatif amneziyi tetikleyen başlatan olaya geri dönmek olmalı hipnozun amacı. Bu olay da muhtemelen yaşadığı ama unutmak istediği bir olaydır diye düşünüyorum. Bu aşamada kaybettiği kitabın içindeki öykü kendi yaşadığı olayla örtüşmeli ve eğer kitaptaki bir masalsa kendi olayını da masaldaki gibi çözümlemeli. Bunu Melih ile başardıktan sonra kitap sıradan bir şekilde örneğin yatağının altında unutulmuş bir şekilde bulunmalı ve kitabın içeriğinin Aslının geçmiş yaşadıklarıyla örtüştüğü anlaşılmalı. Belki bu masal Melih in de çocukken çok etkilendiği karekterleri içinde yaşattığı bir masaldır…….. :)Sizin senaryonuzu çok merak ediyorum. Birde finansman için de internetten çağrıda bulunacakmısınız diye soracağım. Eğer kayıtlı şekilde yürütülürse bu projeye küçükte olsa katkı yapacak çok insan olabilir.

  • 31. Lilith  |  30 June 2005 tarihinde yazıldı. 6:24 pm

    Ve masallar bölümünü okudum. Yani film içinde geçecek masal da belli. Ne tür masal sorumu geri alıyorum. Özür dilerim karışıklık için.Ama bu masalla bu güne ait bu hikaye nasıl birleşir o konuda fikir yürütemiyorum doğrusu. Bu masal mutlaka olucak mı senaryo içinde ?

  • 32. Yönetmen  |  30 June 2005 tarihinde yazıldı. 7:30 pm

    Sevgili Lilith, masallar konusunu sanırım biraz açmam gerekiyor. Ama yine belirteyim illa ki, “siz de masallar üzerine düşünün” demiyorum. Bizim nasıl bir senaryo ürettiğimizle ilgili düşünmeyin bence. Şartlanmayın. Şimdi: Filmin senaryosunu sadece bir öykü olarak düşünmeyin. Atmosfer, görsellik de çok önemli. Sinemayı sinema yapan şeyler aslında öykü kadar bu elementler de… İdeal sinema öykü ve atmosferin ideal ve tamamlayıcı harmanlanışıyla ortaya çıkar. Yakın Doğu’nun mistik ve gizemli kenti İstanbul’da geçen, başka dünyalara yolculuklar yapacağınız bir sinema hayal edin. Ama dikkat edin, Anglosakson sineması olmamalı bu. Olmaya da çalışmamalı, komik ve utanılası bir şey ortaya çıkar yoksa! Ama dikkat edin evrensel de olmalı. Sadece Türkiye’deki insanların anlayacağı bir şey de olmamalı. Gülün Adı (the Name of the Rose)’ndaki gibi bir atmosfer filmi olmalı. Son dönemde çekilmiş
    İstanbul’da geçtiği halde Batılı masallara öykünen bir film gibi de olmamalı. Yerkürenin bu tarafında masal mı yok? “1001 gece masalları”nı bile illa ki Batılı yorumlarıyla mı tanımak gerekiyor?

    Mesele “Gerçekliği sorgulamak” ise bunu Anglosaksonlar gibi (bence son derece yüzeysel ve maddeci sorgulamalar oluyor bu) yapmak yerine özgün bir yolla yapmak… İşte bu, asıl bizim işimiz olmalı. Mistisizmin, beden ve ruh ilişkilerinin çok daha ayrıntılı çözümlendiği bir uygarlığın yaşadığı (evet hala yaşadığı) bir coğrafyada bulunuyoruz. Özgünlük temel gayelerimizden biri. Mimesis değil soyutlamalar arzuluyorum. Bütün dünya sinemalarını hedef kitle kabul ediniz. Türkiye’de İstanbul’da geçen bir öyküyü, bütün dünya sinemalarında gösterdiğinizi. Ne yapardınız? Cevabınız “Mahkum” olacak :) Olmalı.

    Öyküyü böyle incelikli tartışmak gerçekten beni çok heyecanlandırıyor. Gösterilen ilgi de son derece memnun ediyor.

  • 33. Lilith  |  30 June 2005 tarihinde yazıldı. 10:26 pm

    Teaserı izledim ve aynı dilden konusabilecegimizi farkedip sevindim dogrusu. Son derece cekici olmus. Filmin dokusu hakkında ipuclarını veriyor ve merak uyandırıyor. Tebrik ederim. Sizin yazdıklarınız ve teaser dan sonra biraz daha netlesti hersey. Cesaretinizden oturu sizi kutlarım. Hem baslangıc noktası cok guzel hem paylasımcılıgınız hemde gucu bireylerin tek tek kendilerinden alma aklını becerebilmeniz. Lars Von trier ve arkadasları da bir koyde commune halinde yasayip film yapiyorlar ve uretim surecine orada olmayı ve film yapmayı secen insanlar calısıyorlar. Muthis bir hayat. Mutfakta da calısabilirsiniz kamer arkasında da…Sizin girisiminizi de cok degerli buluyorum ve heyecan verici.

  • 34. Yönetmen  |  30 June 2005 tarihinde yazıldı. 10:39 pm

    Finansman için bir başlık açalım mı ne dersiniz? Film yapım işi büyük paralar gerektirdiği için üç rakamlı değil dört rakamlı YTL’lerin konuşulması gerekecektir. Ayrıca SPK, BDDK yada adını bile bilmediğim bir takım devlet kuruluşları yasal engellerden dolayı böylesi bir finans oluşturma işine müdahele edeceklerdir. Mahkum diye diye mahkum olmayalım :) Şaka bir yana para toplama yetkisi bildiğim kadarıyla sadece bankalarda. Jet-Pa gibi basın yayın organlarında “Jet”likle suçlanan bir film yapımcısı olmak istemem doğrusu! Not: Bu konuyla ilgili bundan sonra yazılacak yorumları lütfen Mahkum Projesinin Finansı başlıklı sayfamıza yazınız. Bulunduğumuz sayfa, öykü tartışmaları sayfası… Teşekkürler.

  • 35. emrah  |  01 July 2005 tarihinde yazıldı. 1:38 pm

    öncelikle ben niye düşünmedim denecek şıklıta fikriniz için kutlarım (bu siteden bahsediyorum). sonralıkla; hemen ilk aklıma geleni söyleyeyim. aslı’nın hipnoz sırasında gördüğü kişi de daha önce kitabı kaybetmiş ve kitabı bulmak için başka bir doktor tarafından hipnoza alınmış bir adamdır. adam da aslı’yı tanımamaktadır, ancak hipnoz seansları sırasında kitabın peşinden sürüklenirken aslı’yı görür. yani hipnoz seansları zaman olarak kesiştiğinde birbirlerini görürler. devamı da çok katmanlı geldi aklıma ama şimdi bu buluşmaların nasıl olabildiği konusunda bir mantık da bulursam süper olur kanaatindeyim :) …

  • 36. Rose  |  03 July 2005 tarihinde yazıldı. 12:53 pm

    Kaybolan cantanin icinde bulunan (bulunacagina eminim) Kitabin bir masal kitabi olmasi cok güzel olur.

    Her masal bazen sadece bir masla degildir, öyle masallar vardir ki gercekten yasanmistir ama sadece gercek disi göründügü icin adina masal denmistir.Bu yüzden masalin baska bir anlamda ele alinmasi lazim.

    Bence kitabin icinde anlatilan masalin Asli ve Dr. Melih karakteri ile bir baglantisi olmali.

    Herkese tekrar basarilar…

    Saygilar
    Rose

  • 37. afşar çelik  |  03 July 2005 tarihinde yazıldı. 9:50 pm

    dostlar,

    popper ve feyerabende uzlaşmaz iki kutup, üzgünüm.. ya biri ya diğer olmalı gibime geliyor.. öbür yandan hipnozun özü saklı olanı ortaya çıakrtmaksa eğer…
    olaya öyle “ağır” bir tema koymalıyız ki normal hiç bir insanın dayanamaycağı bğr stres ortaya çıksın..
    hayır aslı’dan bir nikita yaratalım demiyorum ama…

    aslı bu dayanılmaz strese katlanabilmek için bölünmektedir.

    aslında sadece hipnoz değil ama bazı şeyleri hayal bile etmek onu “gücün karanlık tarafında çekebilmektedir”

    tıpkı yükseklik korkusu olanların hayal ettiklerinde bile aynı korkuyu hissetmeleri gibi…

    aslına bakarsanız… aklıma fantastik ögele r gelimyor değil ama ben konseptin daha.. nasıl diyelim tanatinovari olduğu izlenimne kapıldım. tokat gibi çarpan bir gerçeklik! tim roth’un kana bulanmış gömleği… travolta’nın tuvalette dergi okurken ş vurulması… gibi..

    ozaman ozman! Allah’ım düşünmeliyim! evet evet…bu kız nasıl bir entrikanın içinde olmalı,1 anahtar kelime bu! entrika! makro bakıyoruz ! astronotlar! offf! miş gibi yapanların ülkesinde hangi entrika kurrmacanın dişlilerine uyar ki? ben şimdilk tıkandım.. gene yazrım, sağlıcakla kalın!

  • 38. afşar çelik  |  03 July 2005 tarihinde yazıldı. 10:03 pm

    düzeltme hızdan tarantino’yu tanatiro olarak yazdım..
    bu arada diğer önerilerdne bazılarını okudum.. cinler?

    bana kalırsa… kesinlikle ve kesinlikle öykünün gerçeklik düzlemi korunmalı… eğer öykü fantastik bir temlle başlıyorsa öyle devam eder. ama öykü çatısnı değiştirmeye kalktınız mı bir noktadan sonra kopar ve yama gibi durur..

    bence aslı aslında…. bir jokerdir. devletin gayrıresmi personeli. develtin içindekilerin bile bilmediği bir brimin elemanı… görevi ekipler kurmak , iş bitirmektir. acımasızca eğitilmiştir. suikastleri sabotajlar, karşı prpaganda, internet suçları, gerekirse mafya organizsayonlarına sızmak…

    bir gün bir çantayla ann annesinin evine gelir. çantada gizli bilgiler vardır. her ne kadar gizli ise de benzer örgütlerden biiri onu tanır ve gizlice girdiği evinde çantayı değiştirir.

    aslı bir terslik olduğun anlamıştır ama… anneannesi ne kadar dağınık olduğun söyleyerek çantayı almağa davranır, aslı ona dokunmamasın söylerken çantadaki bomba infilak eder. aslının kişilik bölünmesinin ardındaki olay budur.. patlamanın hemen öncesinde ninesiyle yaşdıkları güzel günler kafasından hızla geçer…

    bundan dolayı rüyasıda çanta taşıyan yaşlı kadını görür…

    h.pmozla adım adım bastırılmış anılar, eğitimi, kişliğinin oluşumu ortaya çıkarken aslı her gece ninesinin ölümündne sorumlu örgütten bir kişiyi “temizler” temizlk bittiğinde hipnoz seansları da biter ve hipnozu yapan esas oğlan kişlik çzöülmesini tedavi edenin kendisi olduğun sanır…. aslı tatlı tatalı gülümser, “aferin doktor be” der , onu öper ve tata! mutlu son! eh… ne yapalım? bizden bu kadar1 kalın sağlıcakla

  • 39. afşar çelik  |  03 July 2005 tarihinde yazıldı. 10:37 pm

    olay gene bir nikita öyküsü haline geldi belki ama… şunu belirteyim grenli görüntüler, gerçekçi çarpışma sahneleri gibi unsurlarla bence belgesel bir gerçeklik sağlanabilir…

    öbür yandan, yazılarına hepsini okuyamadım, “teaserı” seyrettim ama cinlerle ilgii bir izlenim edinemedim.. nuhakkak fantastik iskelet şart midur?

    cinlerle ilgili hevesi ertelesek? “büyü” cidden güzel bir hava yarattı, üzerine abanmamakta şimdilk fayda var…

  • 40. Rose  |  03 July 2005 tarihinde yazıldı. 10:53 pm

    Cinler,periler ve ruhlari sakin katmayin hikayeye cok sacma olur :)

  • 41. Yönetmen  |  03 July 2005 tarihinde yazıldı. 11:02 pm

    Böyle bir niyetimiz hiçbir zaman olmadı, gönlünüz rahat olsun :) Çok ucuz bir numara olurdu.

  • 42. Lilith  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 12:50 pm

    Merhaba. Masal konusunu çok düşündüm. Birincisi masallarda ana fikir uğruna harcanan başka değerler oluyor. Örneğin sizin masalınızda yanlış anlamadıysam doğruluk dürüstlük kazanır mesajını verirken olaylar bir iyi kızı kapma noktasına geliyor. Buarada kız da banyo yapmayan bir kız :). Bence itici yanları var. Masallar masal olarak kalsın bence. Benim önerim eğer bir doğu felsefesi hikayesi geçmesini istiyorsak içinde bu bil Bilge Karasu hikayesi olabilir. Benim önerim Bilge Karasu nun “Ada” isimli hikayesi. Eğer isterseniz hikayelendirebilirm size. Ama eğer okumadıysanız mutlaka okumanızı çok isterim. Ana teması kirlilikten arınmak olan bir hikaye. Bir adada geçiyor üstelik eski dönem keşişlerinden birtanesinin kendi içinde ve adada gerçekliği sorgulayan bir yolculuğu bu. Bu arada ada yaşayan bir ada daha doğrusu hızla batmakta olan bir ada. Batma sürecinde en tepeye olan yolculuk ve geriye nelerin kaldığı……..Son sahnede adanın etrafında denizde paralar kağıtlar yüzüyor (günümüzün tek değeri). Bizim filmimizde kaybolan kitabın sayfaları olabilir ve bu ada Aslı nın ve Melih in kendi hipnozlarındaki ortak mekan olabilir. Bu ada belki de herkesin kendi arka bahçesidir(bilinçaltı). Ada da keşişin yolculuğunun yanısıra Aslı nın kitap arama ve tepeye tırmanma süreci hayatından kesitler (hayatımızda en gerçekler olarak hafızada kalan ancak bu adada aslında gerçekliğinin hiçbir değeri olmadığı kesitler). Bu arada Melih in önceki kişisel hipnoz deneyimlerinde tam perdeyi aralayamadığı için göremediği ancak Aslı nın hipnozu ile aynısı olduğunu hatırladığı yada öyle sandığı ada yine bu ada. Ve onun da kişisel yolculukları. Ada nın batış sürecinin sonunda tepeye tırmanmaları ve tepeye birlikte neleri götürecekleri. Sonunda ise Üçünün hayatının kesişmesi (çünkü hepsi en tepeye tırmanırlar, çünkü yaşamak ve merak duyularını tatmin etmek isterler). Üçlünün biraraya gelmesi belki sadece gözlerle olan birbirlerinin varoluşlarına bakan gözlerden ibaret olmalı. Ve artık ortada ada yok (batış sürecini tamamlamak üzere) sadece deniz yüzeyinde yüzen kitap sayfaları ve içhuzuru yakalamış insan gözleri……?????? Çok doğaçlama oldu. Ama Bilge Karasu nun bu hikayesi bence müthiş bir sinema filmi olabilir. Daha önce “usta beni öldürsenE” çekilmişti. İlginizi çekeceğini düşünüyorum, tabii halihazırda Bilge Karasu bilip okumuyorsanız.

  • 43. afşar çelik  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 2:08 pm

    türkiye’de modern anlatımda ve bilhassa sinemada en yaygın yanlışlar bence:

    istisnasız denebilecek seviyede para- kapital düşmanlığı…

    ana fikri seyircinin gözüne gözüne sokacak ideolojik dayatmalar manzumesi yaratma idealizmi…

    ucu açık öykülere tapınma.. ( ki bir şey anlatmak isteyen insan önce iyi anlatıcıları dinlemeli bence… bu açıdan sait faik’ten sonra türk hikâyeciliğinde “okul” olma anlamında hikâyeci maalesef kalmamıştır…) sırf entellektüel imgeleri elit bir syrici kitlesinin beğenisine sunmak ve bunu da ” bakın benim öyküm sonuçlanmayacak kadar seçkindir” mesajıyla sunmak…

    klâsik sinema kalıplarından radikal bir uzaklaşma telâşı yüzünden seyirciyi iteklemek… buradaki temel güdü sinemadan para kazanmayı pis bir iş olarak görmek.. sinemanın sektörleşmesini kapitalizm olarak niteleyip bu işin bir kaç sosyalist yönetmenin elind ekalmasın sağlamağa çalışmak..

    onaylarsınz , onaylamazsınız ama ben şahsen kült olmuş bir kaç filmin türkçe yazımlarınınn çekilmesini isterdim. mesela leon, mesela nikita , mesela samurayın gözyaşları…

    eğer sinema ardı ardına dizilmiş bir sıra sanatsal fotoğrafla seyirciyi hayran bırakma işinden ibaretse, çağıralım çerkes karadağ’ı en güzle filmleri o çeker…

    gora olmasaydı bilim kurgumuz olacak mıydı?

    ozaman aslı’nın illâ ne idüğü belirsiz imaların arkasında sosyalist entellektüel kaygıları yüzünden kolit geçirdiği bir sofistike fotoğraf galerisi elde etmenin ötesinde bir şeyleri artık cesurca düşünmenin zamanı gelmiş, geçmektedir.

    kaldı ki şahsen ben artık kapitalizme bu kadar yekten ve seviyesizce hakaret edilmesindne bıktım, usandım… jkimse brejnef gibi heriflerin süngülerinin itelemesiyle sinema minema yapmaz… bu iş iyi yapıldığında iyi de para kazandıran acayip zevkli bir iştir.. artık eskimiş ideolojik kaygıların sinemadaki yaratıcılığı öldürmesine birey olarak beyinlerimizde izin vermememiz lâzımdır…

    aslı’yı şu istanbul masalındaki atletik orkid abla oynayabilir, adını bilemiyorum, çok özür dilerim, kimse kızmasın… elin oğlunun asala’nın yok edilmesi gibi gerçek bir malzemesi olsaydı var ya , şimdiye bu konu üzeirne on tane film çekmişti.

    bence aslı karakteri filmi koparıp götürecek bir sürü sürprizi kişiliğinde barındırabilecek bir karakter. onun özgürleşmesi ile çevremizi kuşatan otorite matrix’ni delebilmek ümidinin, herkesin aslında büyük işler yapabileceğine dair iyimserliği edinebilmesinin sağlanması bence filmin verebileceği en olumlu mesajlar olacaktır. davası olmayan öykü öykü değildir diyor bir ingliz edebiyatı hocam… ucu açık öykülerin sunabileceği bir dava veya trajedi yoktur.. bütün trajediler “biter”!

    hipnoz, kişilikteki çelişkileri ortaya çıkarabailecek bir anahtar olduğundan aslı’da bulunacak en çarpıcı çelişki üzerinde kafa yorulmalı e “hollywood işi”olup olmadığına bakılmaksızın öykünün üzerien gidilebilmeli…

    dediğim gibi vaaz isteyenlere cumaları yüzüncü yıl üni. kampüs camiini öneririm, hocası favorimdir.

    saygılar…

  • 44. Yönetmen  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 3:05 pm

    Önce Lilith’in masallar yorumu için birşeyler yazayım:
    Masal konusu bizim anlatacağımız öykü içinde kabaca diyebiliriz ki “yan konu”dur. Gizem duygusunu güçlendirmemize yarayacak. Yanlış bir kanıya kapılmayın bence; masallar üzerinde durabilmek için Mahkum’un öyküsünü yazıyor değiliz. Ayrıca hep diyorum ya, bizim elimizdeki öykü için geçerli bir tema masallar. Siz kendi öykünüzü kurmalısınız. Bilge Karasu’nun adı geçen öyküsünü okumadım, okumayı çok isterim. “Ada” hangi kitabında?

    Türkiye’de bugüne kadar yapılmış bazı filmleri örnek almadık. Aslında hiçbir filmi örnek almıyoruz, almamaya çalışıyoruz. Geçen hafta içinde senaryo grubumuzla konuşurken karakterlerimiz hakkında gülüşmelere yol açan şu espriyi yapmıştım:

    Aslı; Melih’e aşık olur ama Nevin ile lezbiyen ilişki içindedir, hem Nevin’e hem de Melih’e aşkını hissettiremez. Nevin ise bir travestidir ve o da Melih’e aşık olmuştur, ilginçtir o da Aslı’ya durumu farkettirmemeye çalışır. Öte yandan Aslı ile Melih’in yakınlaşmasını da için için kıskanmaktadır. Melih cephesinde ise durum çok farklıdır. Melih gizli bir eşcinsel olduğunu farketme sürecinin sancılarını yaşayan eski bir devrimcidir. Böylece bu üç kişi hipnoz deneyimleri ile aslında kendi kimliklerini aramaktadırlar ve toplum baskılarına karşı dirençsiz, sessiz kalabalıkların simgesi haline gelirler. Ve tabi yerleşik ahlak yargılarının iki yüzlülüğü, Demokles’in kılıcı gibi büyük kentte kaybolmuş bu insanların korkulu rüyası haline gelir. Çünkü çağdaş toplumlarda insan, yalnızdır.

    Nasıl? Filmimiz sizce bu haliyle nasıl olurdu? Festivallik bir film olabilir miydi? Seyirci filme sahip çıkar mıyıdı? Biz sinema yapmış olur muyduk? Yeterince entelektüel olduğumuzu kanıtlayabilmiş olur muyduk?

  • 45. afşar çelik  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 4:50 pm

    sayın yönetmen…

    bu açıklamalarınızdan sonra bize ancak susmak düşer… de? bu ögeler alt yapıyla ya da nasıl desek?.. filmin iskeletiyle uyumlu mu? hipnozun “teaser’ında” herkeste fantastik bri gidşi çağrıştıran bir yapı varken sizce bu öykü bu omurgaya uyar mı?

    bahsettiğiniz temanın türk seyircisinin ilgisini çekeceğini sanmıyorum.. bir piyasa filmi olabilir mi? tartışılır.. eğer piyasa ( gişe) filmerine karşı kesin bir önyargınız varsa ayrı…

    her ögenin belli bir anlamı ve yeri olmalı diye düşünüyorum.. yani aslı biseksüelse bunun filmdeki anlamı ve yeri nedir? melih niçin birden eşcinsel olduğunu fark eder ve bunun devrimciliğiyle alakası nedir?

    filmin amacı türk insanının cinsel önyargılaırn masaya yatırmak mıdır?

    bunlar öykünün mantık örgüsünü karıştıran şeyler…. seyirci şun sorar ozaman:” eee? şimdi buradaki amaç nedir? tövbekâr devrimcilerin cinsel eğlimleri üzerine bir projeksiyon mu? mutlak cinsel tercihlerin olamayacağı mı? nevin’in konuyla alâkası nedir? he rşeyden önce “konu” nedir?”

    işte ucu açık öykü derken kast ettiğimşeylerden biri buydu…

    bu tip bir konu zaten gişelere ürkerek yaklaşan türk seyircisi için yeterince “entel” ve soğuk bir konu… kavranabilr bri öykü kurgusu, yerindelik ve anlamlılık belki de sizin için fazlasıyla bayağı ve avamî olabilir ama sonuçta her film seyircisinin goddard hayranı olmadığı br ülkede yaşıyoruz. ve goddard’ın da doğruyu yapıp yapmadığına dari kıyasıya tartışılmaması içn bir sebep görmezken hele…

    şu anda yaşanan temel sorun bence sinema felsefemizi kayıtsız şartsız bayraklaştırmakla orman renklerinde br kamuflaf altında sunmak arasındaki tercih …

    evet.. tam bir festival filmi olur ve herkes de “o zaman hiç gidilmez abi!” der… sesimi kesemediğim için özür diliyorum…

  • 46. Lilith  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 4:51 pm

    Sevgili Afşar “bitmemiş öykülere tapınmak” diye bir yorumunuz var. Belki de baktığımız açılar farklı ama hangi öykü tam bitmiştir ki. Bence öykülerin sonlarının belirsizliği yada yoruma açıklığı daha gerçek. Hhiçbirşey giriş, gelişme, sonuç olarak betimlenmemeli bence. Hayatı yada öyküleri çatallanan biçok dallara ayrılan boyut olarak görmek bana daha yakın.
    Sevgili yönetmen gülüşmelere yol açan senaryo önerisini tepkisel yaptınız sanırım. Ama genede cinler ve perileri konuşmaktan iyidir. Entellektüel olma çabası bence kötü birşey değil. Ama elbette hayattan kopuk uç hikayeler ile imge uçuşmaları denemek te deneyden öteye gitmez. Bilge Karasu yu sizin arzuladığınız gibi bu topraklardan hikaye çıkarabildiği için önerdim.

  • 47. Lilith  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 4:53 pm

    Ayrıca verdiğim film ismi, örnek olsun diye değildi. Sadece Bilge Karasu hikayesiydi. Hikayeleri ile ilgilki fikir versin diye izlemiş olabileceğinizi düşünnmüştüm. :)

  • 48. afşar çelik  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 5:05 pm

    sayın lilith,
    nikniz zaten yeterince muhalif bir nik… dolayısıyla yorumlarınıza peşinen olumlu baktığımı belriteyim…

    öyküyle ilgli genel eğilimi dergilerden izleyebilrsiniz. ve göreceksiniz ki kısa öykünün babalrının ( poe, çehov, bierce vs…) geleneğinden habersiz , işe ortasındn başlayıp ne yaptığının felsefesinin atlayan yaygın bri acemiliğin doludizgin sayfalrda koşturduğunu göreceksiniz.

    her öykü biter, üzgünüm, tıpkı hayat gibi. btimeli de… aksi takdirde ona “anlatı” denebilir belki ama “öykü” denmez.

    14 yıldır kısa öykü okuyup yazan biri olarak artık bazı şeylerin tanımlarının yapılması gerektiği kanaatindeyim.. bu, yaratıcı insanların üretim esnasında belli br çalışma disiplini edinebilmleri ve yaptıkları işe yoğunlaşabilmeleri açısından şart.. bri çeşit bireysel okul inşaa etme çabası diyelim herkes kendi okulunu kursun kendini orada eğitsin.. yeter ki ne yaptığını bilsin..

    bu açıdan meselâ bilge karasu bri öykü öğretmeni değildir… şahsen troy’da ölüm vardı’nın adından aşka hiç bir yeri aklımda kalmadı, bende hiç bri renk, hiç bri tat bırakmadı.. tıpkı muadili pek çok çağdaş türk yazarı gibi…

    dikkat ederseniz sürekli tekrarı çevrilenler hep klasik eserlerdir. niçin? klasiklerin özelliği nedir? nedir biliyor musnuz tekniğe dayalı yapılaırnın sinema için uygun bir malzeme olmasındandır.

    “kadının adı yok!” çıktığı dönemde patladı.. sonra? patlamasınn sebebi yoğun entellektüel alt yapısı mıydı? hale soygazinin güzelliği miydi? yoksa duygu asenan’nın fransa’da çıkıp bayatladıktan on yıl sonra bri akımı görünce sevinen mahalle çocuklarına feminizmi bri yenilik gibi yutturması mıydı?

    “muhsin bey” daha mı az “toplumsal içerikliydi?” niçin bu gün sekseninci defadır seyrederken geberiyorum?

    özür dileyerek tekrar ediyorum… murathan mungan’ın öykülerini bayağı beğenmeme rağmen tutup da98 adam öykü sayılaırndan birinde savurduğu “ucu açık öykü olur” mealindeki fetvasını hiç bri şekilde kabul edemeyceğimi belirtiyorum…

    saygılarımla…

  • 49. Yönetmen  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 5:13 pm

    Sevgili Lilith, cinler ve perileri konuşmaktan iyi olup olmadığı konusunda ben sizin kadar emin değilim. Bence her iki durum da birbirinden gereksiz. Afşar, ciddiye almış olamazsın :) Açık ve net belirteyim: Mahkum cin-sel ve cinsel içerik konusunda sanırım zayıf kaçacak :) Yukarıdaki gülüşmelere yol açan öneri bence “Mahkum’u cin filmi yapalım” önerisi kadar komik. Hatta daha komik. İroni arkadaşlar, ironi. Mahkum, gayet ciddi ve ayakları yere basan bir proje. Burada “yer”, yaşadığımız ülke.

  • 50. afşar çelik  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 8:20 pm

    bence bundan sonraki filminizin adı sayın yönetmen: ” gişedeki sazan” olsun :)

  • 51. Yönetmen  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 8:38 pm

    :) Olur böyle şeyler. Belki de ben ironiyi çok ciddi bir şekilde yaptım. Rose’un da dediği gibi “çok saçma birşey olur!”. Katılıyorum Rose.

  • 52. Lilith  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 9:49 pm

    Sevgili yonetmen, entellektüel fobiniz sizi ironilere itti anlıyorum ama bence kafa karısıklıgınız var. Cunku gercekligi sorgulayacagız diyorsunuz sonra da ayakları yere basmalı uyarısında bulunuyorsunuz . Masallara bel bagliyorsunuz ama soyutlamalara karsı cıkıyorsunuz. Bir de atmosfer filmi olmalı dediginiz halde hikayenin yasadigimiz ulkede gecmesini önkabul yapıyorsunuz. Neyse vardır bir bildiginiz saygı duyuyorum.

  • 53. Lilith  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 9:58 pm

    Sevgili Afsar Celik, size yani her hikayenin bir sonu olmalıdır savascısına yönetmenin sakacıktan senaryosunu bu denli ciddiye almak yakısmadı. :)Yok yok bu, her görüse göstermek istediginiz saygı meselesinden olmuştur. Aslında hikayelere inanmak kötü bişey değil. Gördünüz mü anlatılan hikaye sonlu gibiydi ama aslında yoktu……….

  • 54. afşar çelik  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 10:56 pm

    valla sayın lilith,

    ben de sizin mantıksal çıkarımınızı anlayamdım, aptallaığıma verin…

    ben sayın yönetmenin alternatif öyküsünü sonluluk açısından değerlendirmedim…

    aslına bakarsanız bu tiplerle de fevkalâde sonlu bir öykü yazılabilir… olmazsa ben bu gece bu konu üzerinde düşünüp bir kısa öykü kotarayım , bakalım beğenecek misniz? şimdi tekrarlayaım o halde: aslı aslında biseksüeldir, nevin travesti ve melih de gizli eşcinsel devrimci… karakterler bunlar mıdır? eeee… oynamayı bilmeyen gelin yenim dar dermiş yenini bolartmışlar yerim dar demiş, olmasın… madem bi kabadayılık ettik yerde bırakmayalım…

    ama hâlâ hikâye denen şeyin btimesi gerektiğini düşünüyorum sayın lilith… tıpkı leon gibi! abi o ne müthiş finaldi ya!

    masallara bel bağlamak deyince… masalların dabri tutarlılık örgüsü içerdiğinin biliyorsak ymnetmenin masalın anltımından yararlanması, masal ögelerini kullanmak istemesini de doğal karşılayabiliriz. “soyutlamaya” gelince.. o konuda azıcık sanat tarihi ve picasso bilgisi okumakta fayda var sanırım.. ne dersiniz lilith hanım beraberce ressamlara soralım mı souytlamadan kasıt neymiş? bunu cidden teklif ediyorum, herhangib rilaf sokmaca falanyok.. zira galiba sanatta en yaygın yanlışlardan biri “soyutlama” üzerine olanı…

  • 55. Yönetmen  |  04 July 2005 tarihinde yazıldı. 11:35 pm

    Ayakları yere basmakla gerçekliğin sorgulanmasının birbirleriyle nasıl çeliştiğini anlayamadım? Kavramsal açıdan bir tek ve tutarlı bir paradigmaya bağlıysanız, ve bu paradigmayla ontolojik bazı kavramları sorgulamaya başlıyorsanız… Ben çelişki göremiyorum. Soyutlamalara nerede karşı çıktığımı da farkedemedim. Az yukarıda “Mimesis değil soyutlamalar arzuluyorum” diye bir cümle kullanmıştım, dikkat ediniz. Bütün bu konuşmanın sebebi mevcut senaryoyu tartışıyor olmamız sanırım. Bu arada benim sinema ve sanat anlayışım üzerine konuşarak öyküyü farklı bir mecraya nasıl kaydırabileceğimizi tartışıtyorsanız, bu mantıklı. Bizim şu an öykünün giriş kısmı üzerine farklı ve belki daha yaratıcı bir başka öykü üzerine tartışıyor olmamız sitenin konseptine daha uygun olurdu. Bu arada bütün bütün sanat ve sinema konuşmak da bizim için çok yerinde ve uygarca bir durum. Sonuna kadar varım. Herşey açık: İsim vermeden ülkemizdeki pek çok sinemacıyı eleştiriyorum, evet. Teorik gerekçelerim de var. Almodovar filmlerini izleyip “biz de böyle yapalım” demekle olmuyor bu işler. Bu sorun çok daha kapsamlı bir sorun sevgili Lilith. Türkiye’de aydın sorunu bunun adı. Türk sinemasının sorunu Türkiye’de aydın sorunundan başka bir şey değil. Çok basit bir örnek vereyim: Bir Türk filmi çekiyorsanız, sahne tasarımları açısından, mizansenler açısından, diyaloglar, müzik, görüntü kısacası sinemanın bütün elementleri açısından filminiz Tarkovski filmlerini hiç aratmıyorsa, kanımca bir sorun var demektir. Filminiz Bergman’ın filmleri gibiyse yine bir sorun var demektir. İsterse bu filmler Tarkovski ve Bergman’ın filmlerinden daha “iyi” olsunlar. Yada ülkenizdeki entelektüel sıkışıklığı araştırırken “köy sorunu”ndan başka birşey göremiyorsanız yine bir sorun var demektir. Lüks entelektüel sorunlar içinde nadide yerleri olan 1- Çağdaş toplumlarda insanın yalnızlığı 2- Yerleşik ahlak yargılarının iki yüzlüğü konseptinin dışına çıkamıyorsanız ciddi bir sorun var demektir. Bu topraklara (ve üstündeki uygarlığa elbette!) bakarken sabah akşam yatıp kalktığınız Frankfurt, Viyana, Bauhaus, Montparnas aydınları gibi bakıyorsanız, emin olun, iki adet külüstür betamax videoyu birbirine bağlayıp kurgusunu yapan, köylü, eğitimsiz ama son derece bilge, gerçek sinemacıdan fersah fersah gerilerdesiniz demektir…

    Filminiz içerikli olsun diyorsanız, pop kültürün kölesiyim demiyorsanız… Bilimin ve sanatın ontolojik kökenleri üzerinde fikir yürütmekten aciz değilseniz… Aşkı, öfkeyi, korkuyu, mistisizmi, cinselliği bir isveçli gibi hissetmiyorsanız… Türkiye’de iyi bir sinamacı olabilirsiniz, diye düşünüyorum.

    Mahkum’un mevcut senaryosunda Türk masallarına yer verdik çünkü konu gereği buna ihtiyaç vardı. Ve masallar bize çok katmanlı anlatım imkanları veriyordu. Arzuladığımız atmosferi oluşturmak için yararlanacağımız elementlerden biri oluyordu. Mahkum’un öyküsü üzerine kafa yormak istiyorsanız siz bu son saydıklarımı yapmak zorunda değilsiniz. Öykü sizin öykünüz. Ama “biçim” ve konsept, benim.

  • 56. afşar çelik  |  05 July 2005 tarihinde yazıldı. 12:12 pm

    selam dostlar, tam da tartışmaların rayından çıkmağa başladığından endişelenmeğe başladığım bir zamanda sayın yönetmenin bu mmutedil sözler içimi ferahlattı.

    bir başkasını tam taklit edebiliri miyiz? sanıırm bu mümkün değil… bir kaç sebep sayılabilir.

    1- türkiye farklı bri enlemde dolayısıyla bri rus filmindeki doğal ışığın aydınlatması bizde farklı olur… küçük ve önemsiz bri fark gibi geliyorsa şun hayal edin: machbet’i fiji adalarında ve ingiltere’de çekiyorsunuz.. ya da ran’ı japonya yerine teksas’ta çekiyorsunuz… aradaki farka inanamayacaksınız… acaba bu “byeaz” ayarlarına etki eder mi ne dersiniz mesela?

    2- fark sadece bu tip doğal etkenlerden de kaynaklanmaz… makineleriniz , donananımınız ne kadar standart olursa olsun illâ ki kullanım farkları olacaktır….

    3- genel fiziki çevre, mimari, hayat tarzı kesinlikle kaçınılmaz olarak filme sızacaktır.

    4- en önemlisi biz türk’üz… yani hayata ne tarkovski’nin ne bergman’ın gözünden bakabiliriz.

    yani.. sanırım bu konuda o kadar endişelenmeğe gerek yok… muhsin bey gibi bir film çeken türk yönetmen her filmi çeker.

    öbür yandan… sayınyönetmen… karakterleri anladık da ben hâlâ öykünün içindeki entrikayı anlayamdım… işte beni asıl endişelendiren nokta bu… öykünün bir entrikası yahut trajik bir özü var mı? hipnoz bu özü ortaya çıkartacak mı? sanki hipnoz, kahramanlarımızn günlük hayatlarından gizli hayatlarına ya da ruhlarının karanlık yüzüne yol veren bir karadelik olmalıymış gibi geliyor…

    işte mesela gizli ajan öyküsü önermemin sebebi buydu… hanımhanımcık bir üniversite öğrencisi, entellektüel aile .çocuğu meğerse değme babayiğitlerin girmediği alemlerde fink atıyor… meselâ?

    kahramanların karakterleri bahsettiğiniz montaj konseptlere kayıverme tehlikesini de beraberinde getirdiği için bunu söyledim…

    türkiye’de sizin bahsettiğiniz popper’ı okumuş kaç profesör var acaba ki biz burada genel kültürü fotomaçtan ileri gitmeyen büyük üniversite öğrenci kitlesinin içindeki kahramanlardan türk masallarındaki bilgeliği bekleyebilelim?

    yani… kahramanları akıllıca “sivriltebeileceğimiz” bir öykü bulmalıyız. mesela! diyelim aslı türk gizli istihbaratının elemanıyken nevin rus istihbaratının ajanıdır. ( çok mu uçuyoruz bilmiyorum ama?) nitekim aile kökleri araştırıldığında falan taa çarlık dönemine dayanır. melih bu ik arkadaşa hpnoz uygularken aslında saatli bombanın üzerinde oturmaktadır. nevin , kendi örgütünün faaliyetlerini engelleyen gizli ajanı bulmakla görevlidir.

    niye bu konuya takıldım , bişmiyorum, bıktırdıysam özür dilerim… öbür yandan şunu düşündüğümden belki.. bize entellektüel olarak çok sığ ve harc-ı alem gelen şeyler sinemada basbayağı da iş yapıyor ve üzerinde tartışılıyor…

    bu öyküye bir sürü şey giydirmek mümkün, açık toplum, siyaset , hukuk, iktisat felsefeleri… diyelim ki aslı, hiç görmediği amiriyle açık bir yerde fakat gene onu görmeden konuşurken amiri ona devleti idare etmenin ne demek olduğun söyler.. aslı popper okumuştur, yahut hayek, yahut ayn rand… iç çatışmalara yaşar vs. vs. vs…

    yani temaları ilk balışta reddetmemek lazım gibi geliyor bana.. fazla seçkincilik, “dönersen ıslık çal’a” dönüşüyor gibime geliyor.. ki fikret kuşkan daha iyi bir filde parlayamaz mıydı diye elli bin defa düşünmüşümdür.

    saygılarımla…

  • 57. Lilith  |  06 July 2005 tarihinde yazıldı. 11:04 am

    merhaba bu hikaye tartışma işinde yönetmenin bir formül vermesi gerekecek diye düşünüyorum. Belki adım adım gitmek gerek ve her adımda daha belirli bir çerçevede tartışmak daha olumlu olabilir. Pratik olmak açısından tüm bu sevimli tartışmalarımızın sonunda ben gene elbette kendi hayallerime tutunacağım. Ben Ada da geçen özet hikayeyi sizin algıladığınız gibi entel olma zorlaması olarak asla hayal etmedim, öyle olacağını da düşünmüyorum. Sinemanin diger ögelerinin (oyunculuk, ışıklar, geçişler, kurgu vb) iyi kullanılması bu tehlikeyi getirir yada uzaklaştırır. Zaten hipnoz sırasında kullanılacak mekan için bence bir ada dan daha iyi bir yer olamaz. Batmakta olan bir ada ise bunun bir hipnoz olduğu gerçeğini, bu hikayenin veya merak edilen “son” un birşekilde geleceğini çağrıştırır üstelik merak duygusunu ve gerilimi artırır diye düşünüyorum. Benim somut 2 önerim var o halde şimdiye kadar. Birincisi hipnoz seanslarının geçtiği mekan bir ada olmalı. Bu batmakta olan bir ada olabilir. Bu da zaten çok ta doğa üstü sayılmaz. Ikincisi de Aslı nın ve Melih in kendi hipnoz deneyimlerinin birbirinin içinden geçmesi yada ortak mekanlarda yada ortak bir kişinin ikisinin hipnozunda da varolması. . .Görüşlerinizi bekliyorum ve hatta merak ediyorum….:)

  • 58. afşar çelik  |  06 July 2005 tarihinde yazıldı. 1:39 pm

    sayın lilith’in önerileri ilginç…

    ada bir yalıtılma metaforudur, olabilir. ozaman aklımıza şu soru geliyor. hipnozla ortaya çıkan şey nedir?

    diyelim ki melihle aslı’nın hipnoz deneyimleri bir “girşim” yaptı.

    bu girşimin içeriği ne olacaktır?
    sayın yönetmenin çok güzel eleştirdiği türk sinemasındaki sığ entellektüel bakışın bir türlü bulamadığı şey “entrika” yahut “olaydır”.

    hipnoz iyi bir çekirdek. bu çekirdek hangi meyvanın çekirdeğidir? işte cevaplanması gereken şey budur. bu çekirdek etrfaından ne gibi bri “olay” ( eski dilde tahkiye) şekillenecektir.?

    sanırım bir sinema filmi tasarlarken konsepti belirlemek kadar içini doldurmak da mühim. zira seyirciye seyretmeye değer bri “olay” sunmak zorundayız… bu noktada sinemayı fotopraf segilerinden ayıran unsur devreye giriyor: “öykü”

    acizâne kanaatim, karakterlerle verilen ipuçlarına dayanılarak herkesin alternatif olaylar sunması gerektiği…

    “gizli ajan” kalıbınn çok kullanıldığını biliyorum… ama dediğim gibi hipnozun, “gizli olanı açığa çıkarma” işlevi” ile tutarlı bir olaylar zinciri bulunmalı bana göre.

    yani ” ben bu dünyanın adamı değilim kardeşim!” şeklinde düşündüğü için üretme kıtlığına düşmüş bir entellektüelin bri adaya kaçması bir “olay” değildir.. en azından seyircinin ilgisini çekecek bir olay değildir. ola ki bu entellektüel bir dizi maceranın sonunda o adaya sığınsın…

    film senaryolarında en zayıf bulduğum nokta yönetmenin belirli birçekirdeğe bağlanamaması ve tutarlılığı kaybetmesidir. hem ada hem hipnoz hem başka bir şey sanırım senaryoyu sadece bri imge çorbasına döndürür ve seyirciyi bu çorbadan “olay” ayıklamağa zorlar…

    mesela aslı’ya hipnozla ortaya çıkan bir yaşam vereceksek, onun bazen köprüaltlarında keşlerle kafa çektiği bir yaşam verebiliriz… burada bazı çocukları korumaktadır. burada saf düşkünlüğün içinde dayanışmayı bulmaktadır gibi…

    veya türkiye’de alışık olmadığımız ama bri yerlerd var olan rave alemlerinde dolaşı…

    konu dağılır gibi oldu ama bir kere daha belirtmek istiyorum… bir kere bir “çekirdek” temaya karar verdiniz mi bütün öykü onunla organik bir bağ içinde olmalı… seyirci kesinlikle çekirdek temayla olay arasındaki bağlantıyı fark etmemeli. öykü temaya yamanmamalı, onun organik devamı olmalı…

    eğer filmin öyküsünde unsurlar arası ilişkilere dair ilkeler geliştiremezsek her filmi el yordamıyla çekmek zorunda kalırız.

    saygılarımla

  • 59. Yönetmen  |  06 July 2005 tarihinde yazıldı. 7:53 pm

    Sinopsis ana basligimizda verdigimiz oykumuzun giris kismi gercek yani yasanmis bir olay. Bir beyin firtinasi yapmak icin yeterli malzeme var. Onumuzdeki secenekler sunlar olabilir:

    1- olaylar uzerine odaklanmak
    bu secenekte, karakterlerin baslarina akil almadik olaylar gelecek sekilde kurgulanabilir. olaylar oncelikli olur diger elementler yan konu mertebesini gecmez.
    2- karakterler uzerine odaklanmak
    Asli, Melih, Nevin karakteri ya da bir baska karakter uzerine odaklanmak tercih edilebilir.
    3- metaforlar, temalar uzerine odaklanmak
    Ada, hipnoz, masallar vs. gibi metaforlar uzerinde yogunlasilabilir.

    Simdi; Bunlardan birini tercih etmek demek digerlerini hice saymak anlamina gelmez. Hatta siz bunlardan birini merkeze aldiginiz halde digerlerine “zaman” olarak daha fazla yer verebilirsiniz. Oykunuzun merkezinde ne olacak sorusuna cevap aramalisiniz.
    Her secenek bir tercih anlamina gelecektir unutmayin. Mesela olaylari merkeze alirsaniz neleri kazanip neleri kaybedeceginizi hesaplayarak bunu yapmalisiniz. Unutmayin senaryo yazimi demek tercih yapmak demektir. Tercihler…

    Bizim mevcut oykumuzde hangi tercihleri yapmis oldugumuzun onemi yok. Bu bir sir. Ama eger siz, sozgelimi, metaforlara merkezi bir konum atarsaniz, neler kazanir neler kaybedersiniz cok iyi analiz edebiliyor olmalisiniz.

    Kendinizi; Turkiyede, ilk filmini cekmek isteyen film yapimcilari olarak hayal etmek isinize yarayabilir. Bicim-icerik, popülarite-derinlik ve bunlar gibi daha binlerce ikilemle yuzlesmeye hazir misiniz? Keskin sorular… Kolay gelsin.

    not: kisa bir sure icin yurtdisinda bulunuyorum, elimden geldigi kadar katilmaya calisacagim, umarim cok aksatmam.

  • 60. Rose  |  11 July 2005 tarihinde yazıldı. 4:35 pm

    Merhaba Herkese

    Uzun zaman giremedim bu siteye bu arada bir cok agir konu islenmis.
    Dikkatimi ceken sey yönetmenimizin espiri olsun diye yazdigi cinsellik konusu oldu:)
    Türk sinemasinda son yillarda sirf göze batma adina yapilan bazi modalara dahil olmayalim lütfen.
    Cinsellik konusu zaten her yerde bol,bol isleniyor adinada cogu kez sanat deniyor. Belki bazen tabulasmis konulari Filme uyarlamak dogru bir secimdir ama bizim hikayemizde böyle bir konunun, hatta yatak ve ciplak sahnelerin olmasini istemiyorum, daha dogrusu hikayeye yakistiramiyorum.
    Hikayemizin devami cok saglam ve bilgi icerikli olmali, sinemadan ciktigimizda bir seyler ögrenmeli ve kendimizi sorguya cekmeliyiz..

    Kimin üzerine odaklanmaliyiz diye yazmis Yönetmenimiz,, bence Nevin karakteri üzerine.
    Diger konularda tabii bu karakterin etrafinda dönen ve hikayeyi bütünleyen konular olacak.

    Neyse sanirim bugünlük bu kadar yeter, cok güzel bir Film olacagindan eminim, umarim her sey yolunda gider.

    Sevgiler
    Rose

    NOT: arkadaslar cok ince düsünüyorlar bazen incelikler icinde kaybolabiliyoruz ara sira evin disina cikip olaylara daha genel bakmamiz gerekiyor.

  • 61. cuneyt tektas  |  21 July 2005 tarihinde yazıldı. 8:58 pm

    Bence film sonuna kadar hep Melih ve Nevin’in Aslı’yı hipnoz sırasında yönlendirdiği
    şeklinde ilerlemeli. Fakat sonunda seyirciye tokatı vurmalı ve vay be meğersem hepsi
    gerçekmiş dedirtmeli :)

    Ayrıca, “the game” filminde olduğu gibi filmin sonuna kadar seyirci acaba Aslı’nın
    anlattığı olaylar gerçek mi yoksa Aslı’nın hayal ürünü mü çelişkilerine maruz bırakılmalı.

    Biraz da filmde entrika olmalı.

    Peki bu nasıl olacak? Mesela - her ne kadar henüz bir bölümünü yazmamış olsam da - şöyle olabilir;

    Aslı hipnoz edildi ve hipnoz dünyasında yaşlı kadını takip ederken karşısında, tam olarak
    göremediği ama kendisine gülerek yaklaşan birini gördü. Oysa hipnoz dünyasında sanki bir
    karanlık adam gibi dolaşıyordu.

    Aslı hipnozdan çıktı. Çok korkmuştu. Zaten allak bullak olan kafası hepten karışmıştı.
    Aslı kendisine yaklaşan adamın karanlık adam olduğunu söylediğinde Melih ve Nevin
    çok şaşırdı. Melih hipnoza devam etmekte ısrar etti. Nevin de Melih’ten yana olunca Aslı
    ikna oldu ve tekrar hipnoza girdi.

    karanlık adam Aslı’ya Burgaz adaya nasıl gidebileceğini sorar. Aslı Sirkeciden kalkacak
    olan ada vapurlarını gösterir. Adam teşekkür eder ve vapurlara yönelir.
    Çanta? Kadın da ada vapurlarına gitmektedir. Tekrar kadının peşine düşer. Neden kadın
    çantasını aldı? Çantayı nereye götürüyor? Aslında Aslı bu soruların cevaplarını kadını yakalayıp
    sorarak öğrenebilirdi. Fakat, küçük bir macera sıkıcı tarih dersine girmekten daha güzel olacaktı.
    Burgaz adaya vardıklarında kadın çantayla beraber indi. Kadını küçük iki katlı gri korkutucu bir
    eve kadar takip etti. Kadın eve girdi. Aslı hemen pencereye uzanıp içeriyi gözlemlemeye başladı.

    Kadın çantadan kitabı çıkardı. Hayır aradığı o değildi. Çantayı boşaltı. Aradığı şey orda değildi.
    Gözü bir anda pencereye ilişti. Aslı’yı gördü. Aslı korktu. ve hipnozdan uyandı.

    O kadın kimdi? Çantasında aradığı ama bulamadığı şey neydi? Sonra ne olmuştu? Peki anlattıkları
    gerçek miydi? Bunları öğrenmek için tekrar hipnoza girmeliydi. Melih Aslı’yı tekrar hipnoza soktu.

    Aslı evin merdivenlerinden hızla indi. Kadın arkasından onu takip ediyordu. Burgaz ada küçük bir yerdi.
    Nereye kaçacaktı? Koştu. Sahile koştu. Kadın kovaladı. Ama izini kaybettirdi. Şimdi Aslı
    ortada birşeylerin döndüğünü biliyordu. Kadının evini de öğrenmişti. O kadın kimdi? Bundan sonra
    ne yapacaktı?

    Yemek almak için elini cebine attığında birşey ile karşılaştı. Bir zarf. Zarfı açtı. İçinde
    bir mektup vardı. Okudu. “Aradığını bayrak kubbede bulacaksın”. Hipnozdan uyandı.
    Yine korkmuştu. Bu ne demekti şimdi? Melih ve Nevin heyecanla Aslı’yı tekrar hipnoza girmeye
    ikna etti.

    Aslı adada kadın ile karşılaşmadan bulmacayı çözmeliydi. Hrısto tepesinin bayrak tepesi anlamına
    geldiğini öğrendiğinde hemen oraya baktı ve kiliseyi gördü. Acaba, aradığı şey orda mıydı?
    Bunu öğrenmenin bir tek yolu vardı. Kiliseye vardığında kapıları kilitliydi. Açık olan pencereden
    içeri girdi. O da neydi? İçerde biri vardı. Kim olduğu seçilmiyordu. Kendisine doğru hızla
    yaklaşan bu karaltı da kimdi? Aslı hipnozdan uyandı. Artık daha fazla hipnoz istemiyordu.
    Hipnozda gördükleri gerçek miydi? Aslı dahil herkes daha sonra ne olduğunu merak ediyordu.
    Melih tekrar Aslı’yı hipnoz etti.

    Kilisedeki karaltı Aslı’yı kıskıvrak yakaladı ve “ben senden daha önce bulacağım” diye haykırdı.
    “Çabuk bana yerini söyle” diye haykırarak ekledi. Aslı şaşırmıştı. Acaba onu zarfın asıl sahibi olan
    diğer kadın ile mi karıştırmıştı? Aradıkları neydi? Aslı birşey bilmediğini söyledi. Adam
    inanmadı. Aslı’yı daha fazla sıktı. Aslı dayanamadı ve zarfta yazıyor diye inledi. Adam zarfı
    aldı ve mektubu okudu. Kubbe? Kubbede olmalıydı. Yukarı baktı. Asılı duran kırmızı mumlar içinde
    mavi mumu gördü. Onu almalıydı. Fakat, Aslı nerdeydi? Aslı kaçmıştı. Neyse, şuan Aslı önemli değildi.
    Onu daha sonra da bulabilirdi. Önce mumu almalıydı.

    Aslı tepeden aşağı olağanca hızıyla koşarak indi. Aşağı vardığında diğer kadını gördü. Fakat,
    ondan kaçacak hali kalmamıştı. Kadın kendisine hızla yaklaştı ve kafasına sert bir cisim ile
    vurdu. Aslı yine hipnozdan uyanmıştı. Neler oluyordu. Aslı anlamadığı olayların içinde tanımadığı
    insanların kovaladığı biri olup çıkmıştı. Peki sonra ne olmuştu? Bütün bunları uyduruyor muydu?
    Tekrar Aslı hipnoza olmaya ikna edildi.

    Aslı gözlerini kadının korkunç evinde açtı. Kadın hemen Aslı’ya sordu? Zarf nerde?
    Aslı herşeyi anlattı. Kadın Aslı’yı evde bağlı bırakıp gitti ve kiliseyi kontrol etti.
    Mavi mum orada değildi. Geri döndü. Aslı’ya karanlıkta gördüğü kişiyi anımsaması için
    zorladı. Aslı için kilisede gördüğü adam ada vapurlarını tarif ettiği adam ile aynı kişiler
    olduğuna kanaat getirdi. Kadına ilk dönüş vapurunun ne zaman olduğunu sordu. 19:00′da.
    5 dakika vardı. Kadına vapura yetişirlerse orada onu bulabileceklerini söyledi. Anlaşılan kadının
    kaybedeceği birşey yoktu. İkisi de koşarak evden çıktılar. Vapura yetiştiklerinde Aslı onu arıyordu.
    Evet onu görmüştü. karanlık adam vapurun arkasında oturuyordu. Aslı ve kadın Sirkeci’ye kadar ona
    gözükmeden vapurda saklandılar. Vapur sirkeci’ye vardığında Aslı ve kadın artık karanlık
    adamı takip ediyorlardı.

    [ sinopsis’in bu kısmı için hala düşünüyorum. Ve sonu şöyle biter… ]

    Aslı en başından beri Melih ve Nevin’e yalan söylemişti. İlk hipnoz seansı sonrası karanlık
    adam olarak tanıttığı adam Melih’in ta kendisiydi. Fakat, tekrar hipnoza girerek olayların
    devamını öğrenmeden Melih’e onu hipnozda gördüğünü söyleyemezdi. Çünkü onda ters birşeylerin
    olduğunu anlamıştı.

    Melih ise Aslı’nın kendisini karanlık adam olarak tanıtmasına inanmak istemişti. Belkide
    onun hafızasından son 24 saatini silmek için daha önceden ilaç ile yaptığı hipnoz sırasında
    oluşan aşırı dozun da etkisiyle kendi görüntüsü Aslı’nın hafızasından tümüyle silinmiş olabilirdi.
    Fakat, bunun doğru olduğunu öğrenmeden bu işten tamamiyle sıyrıldığından emin olamazdı.
    Bu yüzden hipnoza devam etmekte ısrar etmişti.

    Aslında Aslı bir kuryeydi. Kendisine verilen çantayı daha önceden belirtilen yere bırakır ve
    ortadan kaybolurdu. Fakat, bu sefer bir hata yapmıştı. Yanlışlıkla hocasından aldığı kitabı da
    çantaya koymuştu. Kaybettiği kitabı ararken unutturulan geçmişini hatırlamıştı.

    Saygılar…

  • 62. Yönetmen  |  25 July 2005 tarihinde yazıldı. 3:42 pm

    Sevgili Cüneyt, yazdıkların kanımca heyecan verici. Yazdıklarını okurken filmin, yazdığın halini, izliyor gibi oldum ve soluk soluğa, arabaları havaya uçurmadan, makineli tüfeklere ihtiyaç duymadan da sinemada heyecan olabileceğini düşündüm. Zekice yazılmış senaryoları sinemada görmeyi çok seviyorum, tıpkı The Game gibi. Sinema Üzerine başlığı altındaki bilgileri gözden geçirmeni öneriyorum. İlgine çok teşekkürler.

  • 63. Lilith  |  28 July 2005 tarihinde yazıldı. 12:14 am

    Cuneyt tektas tebrik ederim. Iyi deneme olmus. Sinopsi teknik acidan nasil hepbirlikte gelistirebilecegimiz ile ilgili soru isaretlerim vardi. Ama bu site cok donanimli. Insanin birsonraki asamada ihtiyac duyabilecegi hersey onceden dusunulmus ve aradiginiz anda sitenin daha once farketmediginiz biyerinde buluyorsunuz. Muthis. Ben senaryo yazimi ile ilgili notlardan cok faydalandim. Daha once adim adim gidebilecegimizi dusunuyordum ama sanirim belli formatta kendi hikayelerimizi tamamlayip ortaya sunmak daha kolay. Bana gore sizinki de gelistirilebilir iyi bir cekirdek senaryo olmus. Ben de oneri senaryomu tamamlayip yollayacagim yakinda. Bu arada yonetmene cok tesekkurler, site cok degerli, yararli, pozitif emek dolu bir site. Filminiz ne olursa olsun eminim cok guzel olacak.

  • 64. nuh bozdemir  |  01 August 2005 tarihinde yazıldı. 4:17 pm

    yasli kadin evinin bahcesinde ates yakar,kitabi atese atar.rahatlamistir.o sirada evden cikan oguz kadina dogru yaklasir.-nasilsin anne-kendimi cok iyi hissediyorum.sarilirlar.oguz hipnoz esnasinda asliyi takip ettigini bilmedigi gibi annesinin konuyla alakasinida bilmemektedir.
    nevin melihin bilimle doga ustu olaylar arasinda baglanti kurmasini istemekte boylelikle olayi anlasilir hale getirmeyi ve konuyla ilgili inancini kuvvetlendirmeyi ummaktadir(bu olayda bilimin aciklayamayacagi parcalarin varligini kabul edip,eldeki verileri hayalgucu vb. ile desteklemek).
    bu garip durum asli,melih ve nevin i devamli beraber takilir hale getirmistir.ada da yuruyus yaparlarken asli yanindan gectikleri bahcedeki oguzla goz kontagi kurar.oguz daha cok sasirmistir asli oguzdan korkmaz ve durumu yanindakilere belli etmez.
    oguz asliyi senelerdir ruyalarinda gormektedir,aslinin kayip parcasi olduguna inanmaktadir,ruyayla baslayan bir ask.bazen onu dusunur uzgun oldugunu hissettiginde onunla telepati kurmaya calisir.bu oguzun kendini alamadigi bir durumdur,son zamanlarda iyice yogunlasan bu ruh hali; oguza delirmeye basladigini dusundurmeye baslamistir (asliyi gorene kadar)
    oguz ve asli safliklariyla bilmeden karanlik bir organizasyonu engelliyorlar.asliya verilen kitap onu bilincalti etkileyip kaderinde bir sapma saglamak icin verildi.kitabi veren hoca ve melih “gucun karanlik tarafi”ndan.oguzun annesi tanimadigi ama dinledikten sonra kendisini ikna eden bir yabancinin soyledigi sekilde kitabi aslinin cantasindan almistir.

  • 65. Yönetmen  |  02 August 2005 tarihinde yazıldı. 10:12 am

    Melih ve Hocası Müfit’in içinde oldukları entrikayı daha fazla açmalısınız diye düşünüyorum. Bilimsellik ve doğaüstücülük arasındaki çatışma kurduğunuz öyküde oldukça güçlü olabilir. Çatışmalar yazmak çok önemli. Karakterlerin ne istediklerini asla gözden kaçırmamak gerek. Bütün karakterler bu istekler doğrultusunda hareket ediyorlar. Melih-Müfit-Aslı entrikalarını ayrıntılandırın, diyorum. İyi gidiyor. Kolay gelsin.

  • 66. nuh bozdemir  |  03 August 2005 tarihinde yazıldı. 2:42 pm

    Melih in Müfitle tanışması,Müfit in kitabının imza günündeki diyaloglarından sonra başlar.zamanla ilerleyen dostlukları Müfit in Melih ten,Aslı ile ilgilenmesini istemesiyle pekişir.Melih gelişmeleri Müfit e rapor etmektedir.
    Nevin e psikiyatrist olarak Melih i Müfit tavsiye etmiştir.Melih Müfite saygı duyar.İşinde başarılı olduğunu,zengin olduğunu,parasını sosyal ve kültürel faaliyetlerde kullandığını,çok zengin olmasına rağmen üniversitedeki görevini bırakmadığını,genç bir sevgilisi olduğunu ve çok satan kitapları olduğunu,bir insanın daha ne yapabileceğini savunur.Nevin bu kitaplardan birisini okumuştur.Kitapta bilimsel aklı evrenin hakimi gibi takdim eder..Nevin Melih le tartışmalarında bilimsel akla karşı ruhu ve vicdanı ön plana çıkartır.Eski Tunan dan beri beş duyunun aldatıcılığını savunagelen felsefecilerden bahseder.Nevin Aslı vakasının garipliğinden Melih e karşı bir galibiyet çıkarmaya çalışırken,özel olarak da bir mucize ya da en azından gözlemlenebilir,paylaşılabilir bir doğaüstü bir tecrübe yaşamak istemektedir.
    Ada da kalacakları evi ararlarken bir adam yanlarından geçerken durup
    -Herkes bişeyler arıyor di mi?
    Melih gülümser.Aslı ile Nevin birbirlerine bakarlar.
    Nevin-Evet herkes bişeyler arar
    Yaşlı Adam_Ozaman doğru yoldasınız
    Eliyle selam verir ve ayrılır.
    Nevin-Acaba kimdi,ne kadar ilginç bir adamdı
    Melih-Bu ülkede böyle çok adam var
    Bu esnada Aslı nın Oğuz la göz kontağı kurdukları an yaşanır
    Nevin-Bence bu adamda bişey var
    Melih-Ne yani melek falanmıydı aslında!?
    Nevin-O kadar abartmadım
    Yolun sonuna varmışlardır ve ev oradadır
    Nevin-Bak evde bu sokakta çıktı
    Melih-Evet ama bizde evi bu sokakta aramıyormuyduk!?
    Nevin-Sence kimdi o Aslı?
    Tartışmadan habersiz,aklı Oğuz da olan Aslı Nevin i duymaz.Nevin yüksek sesle bağırarak
    -Sence kimdi o?
    Aslı kendine gelir,suçunu gizleyen çocuk mahcubiyetiyle
    -Kim kimdi?
    Nevin heyecanla sorar
    -Yoksa sen onu görmedinmi?
    Melih-Yok daha neler
    Aslı-Kimi görmedimmi?
    Nevin-Bizimle konuşan yaşlı adamı?
    Aslı rahatlar
    -Gördüm tabi de ben nerden biliyim kim olduğunu
    Müfitin mevzuyla ilgisi onbeş sene önce başlamıştır.Bir rüya görür,donuk bakışlı,bembeyaz bir teni olan,inilti şeklinde konuşan bir adam Müfit e ;yaşadıkları yerleri tarif ettiği iki çocuğa,evinin bahçesinde göreceği iki beyaz gülü koklatmasını telkin eder.Bunu yaparsa başarılı ve güçlü olabileceğini söyler.Bu doğrultuda hareket eden Müfit sonuç almaya başlar.Aslı ve Oğuz u çocukluklarından itibaren kontrol altında tutmayı başarır.Aslı nın kitabı kaybetmesi başlangıçtan itibaren plandaki tek kaymadır.
    Aslı daha önce bir psikloga gitmiştir.Bunu Nevin bilir.Sebebi;okuldan Semih Aslı ya niçin cep telefonu taşımadığını sorar,taşısa da arada bir sesini duysa analamında birşeyler söyler.Kendisinde telefon numarası olmayan bir insanın niçin böyle konuştuğuna,telefonunu bu aralar taşımadığını nerden bildiğine bir anlam veremez.Telefonda konuştuklarının hemen ertesi gün Semih in samimiyet kurma çabalarının da konusu olduğunu farkettiğinde korkmaya başlar.O günlerde takip edildiğini de düşünmektedir.Kendisiyle konuşmaya karar verdiğinde Semih kaybolur.Nevin kendisine hak verir ama bunun paranoyakça olabileceğinide hesaba katmasını ister.Doktora giderler.Doktor olayların bir mantık kurgusu olduğunu kabul eder ama ekler;bu hasta olmadığın anlamına gelmezAldığı haplar sıkıntısını çoğaltır,tedaviyi bırakır.Psikiyastrist de olsa Melih e gitmekteki isteksizliği bundandır.Nevin e güvendiği halde ona Oğuz u gördüğünden bahsetmemesi;bu tip olayların insanlarla paylaşıldığında olumsuz yönde geliştiğini,zamana bırakıldığında daha iyi olacağını düşünmesinden kaynaklanmaktadır.
    Semih Müfit in hesabına çalışmaktadır.Görevi;Aslı nın üzerinde periyodik aralıklarla oluşturulan baskılara zemin hazırlamak.Aslı ile Müfit in kendilerini iyi hissetmeleri ters orantılıdır.
    Ada da geçen süre zarfında Oğuz Aslı ile tanışır,Nevin ve Melih ile de.Hepsi bildiklerini ,yaşadıklarını,hissettiklerini anlatır.Melih olayı bilim adamı gözlüğüyle gözlemlemekle yetinir.Hala pek çok eksik parça vardır.Oğuz Aslı,Melih ve Nevin i evlerine yemeğe çağırır.Aslı ile annesini tanıştırmak istemektedir.Aslı Oğuz un annesini görünce kısa süreli şok geçir ama belli etmemeye çalışır.Oğuz un annesi Melih e
    -Sizinle daha önce tanışmışmşıydık?
    Melih önce etrafındakilere bakar ve
    -Hatırlamıyorum,ama insan insana benzer der.
    Şüphe fırtınası Melih in dışındakileri sardığında içeri Müfit Yanında Semih olduğu halde gelir.
    -Herkese merhaba.Öncelikle sana teşekkür ederim Melih.
    -Ben görevimi yaptım
    Aslı-Görevinimi yaptın,ne görevi ,neler oluyor burda.
    Melih-Korkma kendisi seni kızı gibi seviyor ve durumunla yakından ilgileniyor,anlatacakları şeyleri bende merakla bekliyorum.
    Müfit-Buradaki herkes açıklamayı hak etti.(Aslı ve Oğuz u göstererek)Özellikle sizinle uzun zamandır ilgileniyorum ama tam olarak istediğim şekilde hayatınıza müdahale edemiyordum,bunun için yıldızlarınızın uygun konumda olması gerekiyordu.Benim varolmam için sizin ölmeniz lazım.
    Müfit ve Semih bellerinden susturuculu silahları çıkartırlar.(Müfit Melih e işin bu kısmından bahsetmemiştir,ona Aslı ya yardım etme niyetinden bahsetmiştir)
    Müfit-Hepiniz aynı kaderi paylaşacaksınız.Senin için de üzgünüm Melih benim için bu insanları bir araya toplayarak hem de böyle bir günde nasıl bir iş başardığını bilemezsin,ama neticede sen bizden değilsin.
    Melih de aldatılmanın kızgınlığı,şaşkınlık ve korku yoktu.
    Melih-Peki ya asıl ben sana yıldızlar bu konumda olmadan,Aslı ve Oğuz burada olmadan ve bu ada da olmadan dokunamıyor idiysem!?
    Müfit in gözlerinden ölümü gördüğü anlaşılıyordu,Semih de kendisi gibiydi,silahı ateşlemek şöyle dursun ellerini kaldıramıyorlardı.sanki görünmez eller ikisinide boğuyordu,Melih in gözlerinde sadece Semih ve Müfit in görebildiği ve onların ruhlarına işleyen dehşete düşüren bir bakış vardı ve o anda elektrik kesildi kısa süreli bir panik oldu,birkaç saniye sonra oda tekrar aydınlandı.Müfit ve Semih ölmüştü.
    Melih-Siz bunları gömün,ben ayrılıyorum,bir müddet görüşmeyelim.
    kimsenin birşey sormasına fırsat vermeden uzaklaştı.

    İlginize teşekkür ederim

  • 67. KEzzAP  |  08 August 2005 tarihinde yazıldı. 2:51 am

    şimdi öncelikle şunu belirteyim diğer yapılan yorumlara sadece göz gezdirebildim.yani daha önceden değinilmiş bir konuya değinirsem hatamı mazur görün.

    anladığım kadarıyla bu üç karakter arasında yaratılmak istenen bir çatışma var- ki sağlam bir hikaye için bu şarttır- Bu çatışma için kullanılacak metaforların başında hipnoz geliyor.Bence harika bir seçim. Benim aklımda ilk canlanan şey bu üç karakter arasında yaşanılacak bir “iktidar savaşı”. Bunu da en güzel vermenin yolu “kimin kimi hipnoz ettiğinin belli olmaması” yani “kimin kimi yönelndirdiğinin belli olmaması” yani “kimin kime sahip olmadığının belli olmaması” ve “kimin kimin MAHKUM’u olduğunun belli olmaması” ndan geçer.

    Kafamda hikayenin gidişatıyla ilgili bazı şeyler şekillenmedi belki ama hani bu hikayenin ve metaforların bana ne çağırıştırdığını izah etmeye çalışıyorum. Birkaç basit örnek verebilirm mesela.Daha sonra bu örneklerden yola çıkarak kendi senaryomu daha kapsamlı hale de getirebilirm. Mesela ben olaya öncelikle Aslı’nın psikolojik çözümlemesi üzerinden yaklaşmak istiyorum. Şimdi Aslı’nın hipnoz sahnesi içerisinde bir “yaşlı kadın” metaforu var. Ben bu yaşlı kadın metaforunu Aslı’nın annesi olarak görmek istiyorum. Neden? Öncelikle hikayeyi ben eğer bir “iktidar” ve dolayısıyla bir “mahkum ve sahiplik” içerisinde anlatmaya karar verdiysem şahsın bilinçaltındaki “ilk” iktidar mekanizmasına doğru yönelmeliyim. E.Fromm anne bağımlı karakterlerden bahseder. Özet geçecek olursak, anne sevgisi baba sevgisine göre daha affedici daha korumaya yönelik olduğunudan, eğer bir karakter üzerinde anne daha baskınsa o karakter ileriki yaşamında kendine yeni anneler seçecektir ve başka insanların koruması altına yani onların “anne şevkati ” taşıdığına inandığı kollarına kendini rahatça bırakacaktır. Bizim Aslı’mız da böyle bir karakterdir. Hatta kitabı kaybettikten sonra bu derece psikolojik bir çöküntü içerisine girmesinin sebebi yeni yarattığı bir anne olan çok sevdiği hocasının sevgisini kaybedeceğinden korkmasıdır.( Bu anne bağımlı karakterlerde çok fazla görünen bir özelliktir. Sürekli olarak koruyucu bir sevgiye açtır ve bu sevgiyi kaybetmemek için sürekli o kişinin gözüne girmeye çabalar. ) Ayrıca Aslı’nın hipnoz esnasında birisi tarafından takip edildiğini anlayınca ürker.Yani Aslı hayatında direkt etkisi olan kendisini sürekli olarak takip eden bir karakterin varlığını fark etmiştir. ( Bu da aynı karakterdeki insanların bir tepkisidir. Bu karakterler bir “mahkum” hayatı yaşarken sürekli olarak korku ve korkudan kaynaklı “mazoşist” ve “sadist” eğilinmler gösterebilirler. Bulundukları bu ezilme durumundan rahatsız olduklarını bu şekilde dile getirirler fakat değiştirmek için hiçbir çaba harcamazlar.Çünkü “mahkumluk” özgürlük’ten daha güvenli gelir. )
    Ama burada yaşanan hipnoz olayının gerçekliği de tartışmaya açılır bir anda. Aslında Aslı Melih’i hipnoz etmiştir. Ve Melih’i kendisini hipnoz ederken görmek ister. Yani “kontrol altına” alırken. Yani Aslı’nın yeni annesi takıntılı bir şekilde aşık olduğu Melih’tir. Bilinçaltında onun güdümüne girmek vardır. Kim bilir belki de Melih ve ona kitabı veren hocası bile aynıdır.

    Biraz da Teaser üzerinden yakaladığım ipuçlarıyla hikayemi desteklememe izin verin. Bir soru var “Sen Kimsin?”
    bu tamamiyle anlatmak istediğim şey. Bir insanın kim? olduğu sorusuna “özgürce” cevap arayabilmesi bilinçaltına etki eden kişileri olayları fark edebilmesiyle alkalıdır. Yani bu olay bir kişlilik bulma olayıdır.

    Aslı ” Sen Kimsin? ” sorusunu hipnoz edildiğinde kendisini takip eden kişiye soruyor. Aslı’nın bu sorunun cevabını bulması “özgürleşme” yolundaki önemli bir adımı ve ona diyor ki “Beni rahat bırak”

    Ondan da harika bir cevap geliyor işte ” Ben kuşların efendisiyim” Mevzubahis kuşların “özgürlük” sembolü olan beyaz güvercinler olduğunu görüyoruz. Yani bu kişi Aslı’ya diyor ki “Ben özgürlüğün efendisiyim” Yani senin özgürlüğün önündeki engel. Senin bilinçaltı tepkilerinin kaynağı. Belki de annesidir kim bilir?

    Ayrıca hikayeyi yakaladığım diğer bir ipucu üzerinden geliştireceğim daha sonra. O da teaser’ın başında sonuna devam eden ( ismini bilmiyorum) hastaların kalp atışlarını gösteren cihazın sesi. Yani karakterlerimizden biri ölüm döşeğinde…Belki de o ölüm korkularının sembolüdür. Buradan yola çıkarak tutarlı bir hikaye bulmaya çabalayacağım.

    Çok teşekkürler…

  • 68. Yönetmen  |  09 August 2005 tarihinde yazıldı. 9:41 am

    Sevgili Nuh,
    Siz öykünüzü kurmuşsunuz bile. Önemli diyaloglarla süslediğiniz tretmanvari bir çalışma… Okudum ve etkileyici bir entrika gördüm. Şimdi: yazdığınız entrikaları ve öykünüzün temellerini eleştirmeyeceğim. Çünkü bu gereksiz. Senaryo yazmak “tercih etmek” sanatıdır. Mahkum.net’in sayfaları arasında senaryo yazarken nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında bu ve buna benzer ipuçlarını göreceksiniz. Sizin tercih ettiğiniz aksiyon ve entrika kurgusu, öyküyü bir gizem öyküsü olmaktan uzaklaştıracak türde… Biz, hipnozla başladığımız bir gizem öyküsü kurup onu geliştirmek istiyoruz. Bu entrika olmasın demek değil. Entrika olsun demek de; “entrikadan başka birşey olmasın” demek değil. Demek istediğim şeyi özetleyeyim: Sizde bir yazar hamuru var. Kendi tercihlerinizi yapmadaki gücünüz bunun kanıtı. Eğer entrikalarınızı, “gizem” üzerine kurarsanız bizim tercihlerimizle çakışır. Böylece Mahkum için daha verimli bir yol tutturmuş oluruz. Filmimizin türü “mystery” ve biraz da “thriller”.
    ***
    Kezzap gibi yorumlar :)
    Hemen unutmadan söyleyeyim “kalp atışı sesleri” teaserda kullandığımız orijinal müziğe ait. Bir ses efekti değil. “Ölüm döşeği”ni çağrıştırması raslantısal. Sizi, bizim öykümüzle ilgili yanlış yönlendirmesin. Psikolojik saptamalarınızın her biri beni oldukça şaşırttı. Çünkü hemen hemen aynı noktalardayız. Sanki bitmiş bir film ile ilgili yorum yazısı okur gibiydim. Yukarıdaki yorumları ve sitenin geri kalan kısımlarını lütfen inceleyin çünkü sizinle konuşmamız gereken çok şey olacak. Şimdilik bu kadar yazayım. Ben üzerinde durmayı “tercih ettiğim” ana noktayı henüz ifşa etmedim. Henüz yorumlar arasında bunu yakalayan da olmadı. Sinopsisi okuyun. Bizim nasıl bir öykü kurmuş olabileceğimizi boşverin. En çok neyi merak ediyorsunuz?

  • 69. nuh bozdemir  |  09 August 2005 tarihinde yazıldı. 3:33 pm

    Sayın Yönetmen,
    Buraya yazdığım hikaye benim bu şekildeki ilk tecrübem.İkinci yazıyı tavsiyeniz üzerine, karakterlerin ne istediklerini ve çatişmalarını gösterecek şekilde yazdım.Senaryo yazma ile ilgili bölümü okudum.Bundan sonra yazacağım yazıda son yazdıklarınız üzerinden gitmeye çalışacağım.Sinopsis in bittiği yerden devam ederken kendi öykümüz üzerinden devam etmemiz daha mı iyi olur?En çok Oğuz’un rolünü merak ediyorum.Muhtemelen Mahkum odur.
    Hikayeye kaldığım yerden şöyle devam edersem; istediğiniz türe yaklaşmış olurmuyum?
    Nevin Melih’i görmek ve olan bitene cevap bulabilmek için muayenehaneye gider.Kapıda tabela yoktur,zile basar.Kapıyı bir ev kadını açar,kadın yıllardır burada oturmaktadır,adres doğrudur,Melih orada yoktur ve hiçbir zamanda olmamıştır.Nevin garip ruh halleri içindedir.Yıllardan beri beklediği doğaüstü durumu yaşamıştır,hem de fazlasıyla,ama sevinememiştir.Kafakarışıklğı içinde otobüse biner,belki de yıllardan beri beklediği şey Melih’ in kendisidir.Bu duygu yoğunluğuna dayanamayarak ağlamaya başlar.Yanında oturan yaşlı kadın:
    -Ne oldu kızım niye ağlıyorsun?
    -Hayatım boyunca aradığım şeyi buldum zannederken kaybettim.Ona ağlıyorum.
    Yan koltukta oturan (Kameranın sırttan çektiği )yaşlı adam:
    -Arıyorsanız devam edin.O zaman doğru yoldasınız…

  • 70. KEzzAP  |  10 August 2005 tarihinde yazıldı. 11:20 am

    cevap için çok teşekkürler öncelikle…
    aslında g eçen süre içerisinde oturup uzun uzun düşünecek vaktim olmadı.Ama buraya bir şeyer yazmak için de acele ediyorum açkıcası:) türk sinemasında “nihayet” beklediğim yapıya yakın bir film yapılacağı fikri beni heyeceanlandırdı.
    Dediğim gibi çok fazla düşünme fırsatım olmadı. Zaten ben şu anda ne yapmak istediğimi “anlama” aşamasındayım. Bir öykü kurmuyorum henüz. Sadece kafamda karakterleri çözümlemeye çalışıyorum.İlk aşamada dikkatimi çeken şey Aslı ve Nevin karakterleri arasındaki çelişki.Karakterler kısmında bu iki karakterden bahsederken zıtlıkları üzerinde ısrarla durulmuş.
    Bir zıtlık söz konusu olduğunda bir önceki mesajımda sık sık üzerinde durduğum “özgürlük” ve “sahiplik” konularına direkt bir yakınlık görüyorum.Bu çok önemli bir felsefi ve psikolojik bir konudur aslında. Yani zıtlıkların birliği meselesi. Birbirinin zıttı olan şeyler arasındaki kaçınılmaz bağdan bahsediyorum.Güzel ve çirkin örneği mesela. Çirkin diye tanımlanan bir şey olmasaydı güzelin de lmayacağı gibi. Şimdi psikolojiyle ilgili kısmı ise bu işin “tanımlama” kısmında başlıyor diyebiliriz. İnsanın kendini “tanımlaması”.İnsanın kendini tanımlarken en fazla kullandığı yöntemlerden biri “değilleme”dir. Yani aslında ne olmadığını söylemek.Kendini zıttı üzerinden tanımlamak.Bu da şöyle bir sonuç getirir.Zıttımıza olan “bağlılık”tan kurtulup kurtulamama. Yani eleştiririz,nefret ederiz.Ama bilinçaltımızda o olmadan kendi anlamımızın olmyacağı fikri vardır.Zaten bu kişilerden nefret etme sebebimiz de budur.Ya da delice bağlanma. Zıttımıza “sahip olamama”
    Aslı ve Nevin arasında böyle bir bağ gördüm.Nevin’de Aslı’nın sahip olamadıkları var Aslı’da Nevin’in.Bir anda sinemada çok kullanılan bir şizofreni firki belirdi kafamda.(Yani ben zaten hikayeyi gerçeklik temeli üzerinden algılamıyorum.Neyin hayal neyin gerçek olduğu belli değil benim kafamda.) Yani Aslı’nın ömrü hayatı boyunca elde edemediği şeyleri bambaşka bir karakter üzerinden yaratması.Aslının asosyal, tek kişilk yalnız sayılabilecek bir yaşantısı olması ve “masallar”a olan ilgisi beni bu fikre itti.Ayrıca isminin de Aslı olması.(Yani gerçek olan ASLI )Ama açıkca söyleyeyim bu şizofreni konusu çok kullanıldığı için kendi ortaya attığım bir fikir olmasına rağmen beni hiç heyecanladırmadı:)Artık kolaya açmak gibi geliyor bana açıkcası bu.
    Ama yine de hani aralarında şizofrenik bir bağ olmasa da mükemmel bir “çatışma” bağı var.Yani Aslı Nevin’i istiyor.Nevin Aslı’yı.Tam bu ikili çatışmanın ortasında da doktor Melih var.Nevin ve Aslı ikisi de onu istiyor.Sorun burada Melih’in kimi istediği.Bence Nevin’i kolayılkla elde edebileceği için, Aslı ona daha yakın gelir.Çünkü onlar arasında da gizli bir çatışma vardır. Melih’in kendini her şeyi elde edebilen, “mükemmel” bir insana ulaşma yoludndaki çabaları( babası alt etti, saygın bir insan, o kadar kendine tapıyor ki fikirleri konusunda bile çok keskin, çok net doğruları var.) Aslı konsunuda sekteye uğrar.Çünkü zıttına “sahip olmak” istemektedir.

    Şimdilik bu kadar…
    Bir hikaye kurabilsem her şey daha rahat olacak.
    Dediğim gibi henüz anlamaya çalışıyorum.
    Bir dereden bir tepeden gitemin sebebi bu.
    Bir süre de masal hakkında düşüneceğim.

  • 71. KEzzAP  |  10 August 2005 tarihinde yazıldı. 11:23 am

    Aslı’nın da Melih’i istediğini yazmışım fakat bu konuda şüphelerim var.Neyse hikayeyi kurmayaı başarabilrsem her şey daha rahat olacak.

  • 72. KEzzAP  |  10 August 2005 tarihinde yazıldı. 11:30 am

    Aslında merak ettiğim bir şey var.Melih’in iki kız kardeşi.Onlar kim?Hiç bahsedilmemiş.Hikaye için çok mu önemsiz yoksa aksine çok öenmli bir yerde mi duruyor? :) Benim aklıma bir şeyler geldi ama bu sorunun cevabı lazım önce…

  • 73. Yönetmen  |  10 August 2005 tarihinde yazıldı. 11:56 am

    Sn. Bozdemir,
    kişilerarası ilişkilere çok önem veriyorsunuz. bu çok artı bir özellik. ileride yazacağınız senaryo yada öykülerde sizin imzanız olabilecek bir özellik. Bu öyküde ise gizemi, kişilerarası ilişkilerde bulundurmaya çalışmadan önce olayın kendisine baktığımızda görüyoruz. Sadece hipnoz kelimesi bile gizem anlamına geliyor aslında. Sinopsisin devamında bütünüyle kendi öykünüzü kurmanızdan yanayım. Ne bizim yazdığımız öykü ne da bir başkasının buraya yazdığı öykü sizi etkilememeli. Size bir ipucu vereyim: Buraya yazdığımız kadarıyla sinopsisin en çarpıcı yönünü düşünün… Hipnoz ve hipnozda karşılaşılan sıradışı bir durum. Bu sıradışılığı gizeminizin kaynağı yapın. Bu gizemi önce siz çözün. Sonra seyircinize çözmesi için bir formül önerin. Ancak bu formül seyircinizin bu gizemi çözerken en çok etkileneceği formül olsun.

  • 74. Yönetmen  |  10 August 2005 tarihinde yazıldı. 12:29 pm

    Sn. Kezzap :)
    Karakterler üzerindeki yorumlarınız 4 - 4′ lük. Karakterler konusunda hemen hemen aynı noktalardayız. Karakterler arasındaki cinsel gerilimi abartmama ve sadece üstü kapalı bırakma konusundaki niyetimi, buraya daha önce değişik vesilelerle yazdığım yorumlarda belirtmiştim. Olaylar ve karakterleri birbirinden ayrı düşünmemek gerek. Sizin yerinizde olsam bu aşamada, “mahkum” öyküsü için, önce olaylar hakkında kafa yorar, sonra bu olaylara uygun karakterleri “yaratmaya” çalışırdım. Nihayetinde ben de öyle yaptım :) Siz de öykü kurmam gerek demişsiniz, zaten. Unutmayın filmimiz bir “Gandhi” değil. Yada Dostoyevski uyarlaması değil.

  • 75. Mahkum » MahkumR&hellip  |  10 August 2005 tarihinde yazıldı. 1:12 pm

    […] kum’un Öyküsü Üzerine 2

    10 Ağustos 2005

    Mahkum’un Öyküsü Üzerine sayfamızın çok ağır bir sayfa olup zor açıld […]

  • 76. Yönetmen  |  10 August 2005 tarihinde yazıldı. 11:40 pm

    DİKKAT !!!

    Lilith’in ve gulcemal’in yorumları Mahkum’un Öyküsü Üzerine 2 sayfasına taşındı. Bundan sonra öykü üzerine bütün yorumlarınız oraya!

    DİKKAT !!!

  • 77. ÖZCAN LAÇOĞLU  |  21 September 2005 tarihinde yazıldı. 2:54 am

    BENCE HİKAYE REENKARNASYON İLE DEVAM ETMELİ.ASLI ÖNCEKİ HAYATINDA HİÇ TANIMADIĞI BİRİNİN RUHUNU TAŞIMALI VE ONA DOĞRU GELEN VE GÜLÜMSEYEN KİŞİ DE ONU ÖNCEKİ HAYATINA AİT OLMALI.

  • 78. melih aydın  |  01 October 2005 tarihinde yazıldı. 6:35 pm

    ben bı kıza asık oldum kızı ıstemeye gıttık aılesı vermedı kızım ufak dedı 19 yasındaydı bende kacırmaya nıyetlendım ama basaramadım ve kıza asıktım ama ne fayda ben bunalımdaydım ne yaptıgımı bılmıodum bır gun boğazdan gecerken ıntahara kalkıstım arkadaslar engelledı kızı unutamıyorum sevmek sucmu bu dunyada bılmıyorum ne yapacağımı bılmıyorum su mısrayla son vermek ıstıyorum sevmek suc ıse cezam ıdam olsun cezam ıdam ıse celladım sevgılm olsun

  • 79. mafya oglu  |  18 October 2005 tarihinde yazıldı. 4:29 pm

    bunların noldugunu anlayamadım
    ama once vatan

  • 80. KEzzAP  |  19 October 2005 tarihinde yazıldı. 1:42 am

    78. melih aydın | 01 Ekim 2005 tarihinde yazıldı. 6:35 pm
    ben bı kıza asık oldum kızı ıstemeye gıttık aılesı vermedı kızım ufak dedı 19 yasındaydı bende kacırmaya nıyetlendım ama basaramadım ve kıza asıktım ama ne fayda ben bunalımdaydım ne yaptıgımı bılmıodum bır gun boğazdan gecerken ıntahara kalkıstım arkadaslar engelledı kızı unutamıyorum sevmek sucmu bu dunyada bılmıyorum ne yapacağımı bılmıyorum su mısrayla son vermek ıstıyorum sevmek suc ıse cezam ıdam olsun cezam ıdam ıse celladım sevgılm olsun

    79. mafya oglu | 18 Ekim 2005 tarihinde yazıldı. 4:29 pm
    bunların noldugunu anlayamadım
    ama once vatan

    Bir de bu tarz olaylar var tabi… :))

    Ama olaya iyi tarafından bakarsak -ki o taraf hangi
    taraftır, çok emin değilim- en azından site bir hayli
    popülarite kazanmışa benziyor… :)

    Hayırlı olsun…

  • 81. Yönetmen  |  19 October 2005 tarihinde yazıldı. 12:40 pm

    Google’dan hangi kelimelerle sitemize gelindiğini duyursam yine şaşardınız :)

  • 82. zeki ballı  |  23 November 2005 tarihinde yazıldı. 4:07 pm

    öykü şöyle devam edebilir. Aslı şizofrendir. Birileri tarafından takip edildiğini düşünür durur hep. Oysa gerçekte böyle birşey yoktur. Hipnoz bunun açığa çıkmasını sağlar.

  • 83. Remzi  |  26 December 2005 tarihinde yazıldı. 12:45 pm

    Konf 300 arkadaşımızın dediği gibi gerçekte yaşamadığı bir anı hipnoz halinde nasıl yaşayabiliyor anlamadım. Bence devamı şu şekilde olmalı, çantasını nerede unuttuğunu düşünürken gün boyunca gittiği yerleri hayal edip hemen hemen hepsi için bir hikaye oluştursun zihninde. Örneğin bir yaşlı teyzenin alıp çantayı gitmesi gibi. Orada kendini izleyen adam konusunda ise şunu söyleyeyim Aslı hipnoz anında bu teyzeden yola çıkıp yarım bıraktığı hikayesine devam etsin. Daha mantıklı durdu şahsi düşüncem ukalalık değil. Başarılar. . .

  • 84. Yaratıcı Yönetmen-Senarist  |  17 March 2006 tarihinde yazıldı. 4:31 pm

    Oh ne ala
    madem destek aldınız sinopsis nerde
    bu kadar mı geliştirdiniz. size hatalarınızı söylemiycem çünkü prensiplerim bunu gerektiriyor
    Not:yazdıklarımı sildim bu kadarı bile fazla
    Sakın bana katılımla yazılıyo demeyin karşımda söylediğimi anlıycak akılda birinin olduğunu düşünüyorum
    Tüm katılımcılara Saygılar

  • 85. Yönetmen  |  17 March 2006 tarihinde yazıldı. 7:14 pm

    Mahkum’un oykusu uzerine yapilan tartismalari okudunuz mu? Okumadiysaniz oneririm. Ayrica Mahkum’un senaryosu coktan bitti. Filmin yapim surecini aylardir takip eden gercek katilimcilarimizla senaryomuza ait ayrintilari paylastik hatta yapim konusunda birlikta pek cok asamalar kaydettik. Mahkum icin aldigimiz senaryo yazim desteginin gerekliligi olarak 2006 yilbasindan once senaryoyu bakanliga teslim etmemiz gerekiyordu. Ote yandan mahkum.net’i ne kadar zamandir takip ediyorsunuz bilemiyorum… siteyi biraz karistirirsaniz hangi asamalardan gectigimizi ve su an ne durumda oldugumuzu ogrenebilirsiniz. Ilginize tesekkurler.

  • 86. erkanbirgören  |  08 April 2006 tarihinde yazıldı. 2:07 pm

    Devamı nasıl gelir diye yazılan senaryo başlangıcını okudum. Arkadaşlar yapmayın allah aşkına çatışma nerde???? Kahraman neyi arıyor. Karl popperlar Feyerabend’ler uçuşuyor… Entellektüel mastürbasyonu bırakın… allah için, senaryo için. SEYİRCİ SİZİN NE KADAR ÇOK ŞEY BİLDİĞİNİZİ GÖRMEYE GELMEZ… Kahramanın yönelimi ne, neyi başarmaya çalışıyor biz gerçekten başarmasını istiyor muyuz. heyecanlanıyor muyuz… Feyerabend’i kaç kişi biliyor… Kitabı kaybetti diye niye bunalıma giriyor? Hocanın (kitabın sahibi) tepkisi ne? NELER OLUYOOOOOOOOO????

  • 87. Yönetmen  |  08 April 2006 tarihinde yazıldı. 3:06 pm

    Anlasilan o ki siz de pek cok sey biliyorsunuz. Hatta o kadar cok sey biliyorsunuz ki burada butun yazilanlar ve senayomuzun neler icerdigi de buna dahil. Ama sanirim Turkce imla kurallari konusunda biraz zayifiz. Eh, buna da “olabilir” diyelim. Ama surasi kesin ki konusmayi pek bilmiyorsunuz. Burada ve sitenin diger pek cok yerindeki, bir seyler paylasmak isteyen katilimcilarin yorumlarini ve usluplarini dikkatle incelemenizi oneririm. Kimse sizi burada yapilan seyi anlamaya ya da bize katilmayi zorlamiyor. Elestirebilirsiniz ama uslubunuza dikkat etmelisiniz. Meseleye bu sekilde girmeye curet edebildiginize gore buradaki herkesten entelektuel (entelektuel keilmesi TDK’ya gore tek “l” ile yazilir) olarak cok daha yukarilarda bir yerlerde olmalisiniz. Bize katilirsaniz biz de sizden bir seyler ogreniriz. Ilginize tesekkurler.

  • 88. cansu büyüktelli  |  08 April 2006 tarihinde yazıldı. 4:42 pm

    kesinlikle BELİT ÖZÜKAN

  • 89. erkanbirgören  |  10 April 2006 tarihinde yazıldı. 10:13 am

    MAstürbasyon kelimesinden rahatsız olmanıza şaşırdım. Sinema ahlakının kaldırabileceği bir kelimedir. HAkaret içermez. TDK konusuna gelince hızlı yazdığım için yapılan bir yanlıştır. Şimdi okuyunca fark ettim ki, bu yazıda da MAstürbasyon (yani ikinci A da büyük) bu da yannlış vs vs vs. İmlaya saldırmak yerine bu adam ne demeye çalışıyoru düşünseydiniz daha iyi olmaz mıydı? Benim derdim kişisel değil nasıl olsun sizi tanımıyorum ki… Sadece sinemanın entellllllektüel bir çalışma alanı olarak görülmesini istemiyorum. Bundan muradım entelllllektüelliği toplumdan koparan sırça köşklerinde BÜYÜK FİKİRLERİN havada uçuştuğu özerk bir alan olarak görenleri ve onların yaptıklarını (entellik) söylemeye çalışıyorum. GERÇEKTEN KAHRAMNINIZIN YOLCULUĞU BİZİ İLGİLENDİRİYOR MU? KAHRAMANIN KURTULMASINI İSTİYOR MUYUZ (MUYUZ AYRI EN ÇOK YAPILAN YAZIM YALLLNIŞIDIR DA…. LÜTFEN SAMİMİ OLARAK SÖYLÜYORUM LÜTFEN SENARYOYA BİR DAHA BAKIN… NE ANLATIYOR? ANLATILAN BİZİ İLGİLENDİRİYOR MU? MATRİX DE BİLE AŞK VARDI… NEO TRİNİTYE AŞIK OLMASYDI NE OLURDU… KHARAMIN SEYRİCİ GÖZÜNDE KAHRAMAN YAPAN 90 dakika onu ve macerasını izlememizi sağlayan kahramanın sıkışık durumu ve bundan kurtulmak için yaptığı doğru ya da yanlış seçimlerdir. yazdıklarınıza değil yazmanın kendisine aşık olun lütfen ama lütfen samimiyetime inamıyorsanız bir daha yazıp sizi rahatsız etmem merak etmeyin. ve lütfen unutmayın aklıllı adam aklını daha akıllı adam başkalarının aklını kullanır…. YAZIM YALNIŞLARI İÇİN YANLIZCA ÖZÜR DİLERİM :))) KEnidinize ve düşlerinize iyi bakın

  • 90. Yönetmen  |  10 April 2006 tarihinde yazıldı. 3:08 pm

    Sayin erkanbirgoren, Mahkum’un senaryosunu okudunuz mu? Yukarida bulunan oykunun girisi ile ilgili bir kac cumleyi kastetmiyorum. Mahkum’un 107 sayfalik bir senaryosu var, okudunuz mu? Eger okumadiysanz, nasil bir senaryo oldugunu “nasil” bilebildiginizi merak ediyorum. Hem yeni bir “Matrix” yapmak istedigimiz fikrine kapilmanizi saglayan sey nedir? Ayrica beni ve ekibimizi yakindan taniyanlar, hatta bu sayfada yazilanlari okumus olan herhangi biri de, anlatmaya calistiginiz, bizi uyardiginiz gibi bir sey yapmak istemeyecegimizi de bilirler… Soylemek istediklerinizde belki bir sorun yok ama uslup konusuna biraz daha calismanizi oneririm.

  • 91. erkanbirgören  |  10 April 2006 tarihinde yazıldı. 3:27 pm

    107 sayfa mı ben sadece başlayalım dediğiniz bölümüm ve yukarıdaki katkıları okudum. Keşke senaryonun tamamını okuyabilsem. Ayrıca Matrix konusunu sanırım yanlış anladınız. Aşk yoksa senaryo yok demeye çalışıyordum. Ama büyük bir ihtimalle 107 sayfaya aşk koymuşsunuzdur. Ama okuyabildiğim kadarıyla temel çatışmanızı anlamak mümkün değil. Senaryonuzu nereden bulabilirim. Tabii okumamı isterseniz. Uslup konusunda bu kadar hassas olmanızı anlıyorum. TAMAM ÖZÜR DİLİYORUM ARTIK SENARYO TARTIŞABİLİR MİYİZ?

  • 92. Basak Othan  |  11 April 2006 tarihinde yazıldı. 1:39 am

    bu sonlara doğru gelişen üslup polemiğine takıldım durdum… erkan beyin de dediği gibi senaryonun dışında kalan bir tartışma olmuş. En son yazılan senaryo tartışabilir miyiz sorusu ise sapan konuyu yola sokmak için sorulmus çok doğru bir soru… bence de artık biraz senaryo tartışalım… ! (umarım ben yazım yanlışı yapmamışımdır havasına giriyo insan)

  • 93. Onder Yaycioglu  |  16 April 2006 tarihinde yazıldı. 8:07 am

    Aslı o seanstan sonra her uykuya daldığında yaşlı kadını görmeye ve seanstan çıkmadan önce izlendiği hissini hissetmeye devam eder. Her uykuda yaşanılmış olan süreç biraz daha işler. Aslı uyumaktan nefret eder hale gelir.Nevin ve Dr. Melih ile bu sıkıntısını paylaşır. Daha sonra Nevin ve Dr. Melih kendilerinin gözetiminde Aslı’yı tekrar hipnoza sookarlar ve herhangi birşey olursa onu uyandıracaklarını söylerler Aslı ikna olur ve tekrar hipnoza girer. Olanları izlediğinde yaşlı kadının çantayı birkaç sokak ötede bulunan Nevin’e teslim ettiğini görür. Şaşırır ve Dr. Melih kendisini izleyen kişinin bulunduğu yere doğru gitmesi direktifini verir. Aslı o kişini olduğu yere gittiğinde o kişinin Dr. Melih olduğunu görür. O sırada Dr. Melih Nevin’le cep telefonundan konuşuyordur. ‘Tamam birkaç gün sonra bu kızı bana getir bakalım ne olacak’ Meğerse Dr. Melih, Nevin ve Aslı’nın Prof Hocası Aslı üzerinde bilimsel çalışma yapmışlardır. Ve Sonuç başarılı çıkmıştır. Aslı uyandığında nasıl hissedeceğini bilemez. Ancak tam üçü ve Prof. odada birbirlerine bakışırken yaşlı kadın içeri girer. Nevin çığlık atar bu birkaç gün önce ölen ve bu projede onlara yardım eden babaannesidir. Bu yaşanılanlar onuda yaşama döndürmüştür ama onların canını almak üzere…
    Sevgiler,
    Önder

  • 94. seda atasoy  |  28 April 2006 tarihinde yazıldı. 4:54 pm

    adam Dr. MElih idi onuhayatının ilerleyen bir bölümünde karşılaşağı ve ölümüne neden olacağı bir kazadan kurtamaya çalışıyor ve bu doğrultuda hayatında ne gibi değişiklikler yapması gerektiğini söylüyordu.Normal hayatta bu durumdan habersiz olan Dr.Melih Aslının değişen tavrından dolayı endişe etmeye başlarken aslıyı kaçınılmaz sona yani yaşayacağı kazaya iter.

  • 95. rüya işçisi  |  03 May 2006 tarihinde yazıldı. 6:13 pm

    yorumların hepsini okuyamadım ama türk sinemasının gerçekten ilginç bir hikayeye ihtiyacı var benin katkıda bulunabilecek kadar hayal gücüm geniş değil ama sinemayı çok sevdigim için yazmak istedim küçük bir ekleme ihtiras sex ve entrika nın bulunduğu bir senaryo fena olmazdı herhalde not eger bütçe tamamsa başlamanın zamanı gelmedimi sizcede……… keşke elimizde olsada sponsor olsak merakla bekliyoruz

  • 96. rüya işçisi  |  03 May 2006 tarihinde yazıldı. 6:19 pm

    yönetmen bey size sesleniniyorum hadi amaartık

  • 97. kibar asirt  |  26 May 2006 tarihinde yazıldı. 4:24 pm

    aslının büyük annesi bir büyücü olabilir ve torununa bıraktığı gizemli mistik bir miras… ya da kelebek etkisindeki gibi ailesinden gelen psikolojilk bir rahatsızlık…bence güzel bir film olacak

  • 98. özlem  |  16 June 2006 tarihinde yazıldı. 1:14 pm

    biz ne diyoruz siz ne diyosunuz
    biz 3 harflileri araştırdık siz uyduruk masallar yazmışsınız

  • 99. halsiz kız</